Kitap & Edebiyat

Açlık / Knut Hamsun: Bir varoluş Sancısı


Açlık ve umutsuzluk bir insanı ne kadar derinlere gömebilir? Knut Hamsun'un 1890 senesinde yayımlanan yarı otobiyografik eseri Açlık'a bakılırsa, oldukça derinlere... Hamsun'un Açlık'ı, on dokuzuncu yüzyılda çıkan ve yirminci yüzyılın aynı derecede önemli diğer edebi başarılarının önünü açan en önemli varoluşçu kitaplardan biridir. Knut Hamsun, İskandinav Dostoyevski olarak anılmıştır. Aynı zamanda psikoloji literatürünün öncülerinden biridir. Eserdeki olay örgüsü basit ama güçlüdür. Bir adamın inançlarını ve bireyselliğini korurken, ilkelerine sadık kalırken tüm zorluklara rağmen hayatta yol alma mücadelesini detaylandırır. Başka bir deyişle Açlık, uçlarda yaşayan bir adamın, zihnine ne olduğuna dair psikolojik bir çalışmadır. Eğer insan zihnine odaklanan varoluşsal literatürden etkileniyorsanız, bu eseri muhakkak okumalısınız.

Felsefik açlık

Knut Hamsun, Açlık ile Franz Kafka'nın Dava ve Albert Camus'un Yabancı'sından önce Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır. Eser, büyük bir şehirde, açlığın eşiğinde, yalnız ve çaresiz bir adamın günlük yaşamını konu alır. İsimsiz anlatıcımızın, hayatındaki tek amacı açlıktan ölmemek. Fazla talepkar değil. Hamsun eserde karakterin zihinsel ve fiziksel travmalarını araştırıyor. İçsel bir gerçeklik ile boğucu sosyal yapılar arasında parçalanmış bir zihnin özgünlüğü, Kierkegaard'ın fikirlerinden yararlanır. Daha sonraki modernist ve varoluşçu literatür tarafından üzerine inşa edilir.

Eser bu gün oldukça yaygınken, 1890'da oldukça sıra dışı olan bilinç akışı tarzında yazılmıştır. Her satırı öfke, umutsuzluk, hayal kırıklığı ile dolu olan bu düzyazı fazlasıyla güçlü. Öte yandan her şeyi daha katlanılabilir kılan hafif bir mizahı da var. Ancak anlatıcı yine de kendine acımaktan hoşlanmıyor.

Eserde pek çok kez umutlu olmaktan umutsuzluğa doğru değişen birinin ruh haline tanıklık ediyoruz. Gittikçe umutsuzluğa kapılan anlatıcının her düşüncesini ve hissini takip ediyoruz. Ayrıca Oslo şehrini ve toplumunu onun gözünden de görüyoruz. Anlatıcımız genellikle iyimser olsa da ortaya çıkan tablo nispeten kasvetlidir. Kimi okuyuculara göre anlatı biraz tekrarlayıcı gelir. Ancak kitabın amacı aslında tam olarak budur.

 ‘’Bir zaman, yattığım yerden karanlığı; kavrayamadığım, uçsuz bucaksız ve kalın karanlık kitlesini seyrettim. Aklıma sığdıramıyordum karanlığı. Bütün ölçülerin üstünde bir karanlıktı bu: yakınlığı altında eziliyordum.’’

Açlık- Knut Hamsun
AÇLIK

Kafka, Camus ve Dostoyevski karşılaştırması

Hamsun'un Açlık'ını Kafka veya Camus'un eserleriyle karşılaştırırsak; Camus'un Yabancı'sından farklı olarak, Açlık'ta ana karakterin işlediği bariz bir günah ya da kötülük yoktur. Ayrıca, Kafka'nın Dava'sından farklı olarak, Açlık'taki bakış açısı bir anlatıcının bakış açısı, onun düşünceleri ve duyguları, onun eşsiz zihinsel sürecidir. Açlık, Fyodor Dostoyevski'nin, Yeraltından Notlar ve Budala gibi Açlık'tan önce gelen çalışmalarıyla da benzerdir. Dostoyevski'nin Budala'sındaki ana karakter gibi, Açlık'taki anlatıcı da bazen çok çocuksu ve naif davranışlar sergiler. Ayrıca Dostoyevski'nin eserinde olduğu gibi Açlık'ta da anlatıcı sıklıkla Tanrı'ya başvurur ve onun varlığını/yokluğunu hisseder.

Yabancı'daki Meursault gibi, Açlık'taki anlatıcı da, kendi canını kurtarmak için bile, olmadığı biri gibi davranmayı reddeder. Hamsun'un anlatıcısının kendine özgü ilke ve inançları, kendi kimliği ve ahlaki bir pusulası vardır. Anlatıcımız bazen davranışlarında dürtüsel ve rastgeledir. Birinin kafasını karıştırmak veya dikkatini çekmek için küçük yalanlar söyler. Ancak öte yandan çok da dürüst biridir. Bu dürüstlük aynı zamanda onun romantik ve mali açıdan başarısız olmasına da neden olur.

Franz Kafka'nın sonraki romanlarında olduğu gibi, Açlık eserinde de tasvir edilen toplum, ana karakterin başarılı olmasına yardım etmek istemez. Hamsun'un anlatıcısı çalışmaya, başarılı olmaya isteklidir. Tembel değildir. Kendini beslemek ve başının üstünde bir çatıya sahip olmak için çabalar. Öte yandan da kendi varoluşunun anlamı ile boğuşur. Olay örgüsü ilerledikçe, anlatıcımız giderek daha umutsuz hale gelir. Kendi iç ilkelerine ve inançlarına ihanet eder. Bence yazar, gururuna, ahlaki ilkelerine, özüne ve fiziksel olarak hayatta kalmak için içsel inancına veda etmeyi kabul etmeden önce, bir insanın zorlanabileceği sınırları göstermek istiyor. Sonuç; kişinin ya ruhsal olarak ya da fiziksel olarak ölmesidir. Kitap, ikisini birden seçemeyeceğimizi ima eder.

 ‘’Deliliğim bir güçsüzlük, bir bitkinlik sayıklamasıydı, fakat bilinçsiz değil.’’

Açlık- Knut Hamsun
AÇLIK

Hamsun

Hamsun, insan ruhunu tüm karmaşıklığı içinde keşfetmeye çalışan ilk kişilerden biridir. Karakterlerinin zihinlerinin iç işleyişiyle yoğun bir şekilde ilgilenir. Hamsun, Zola gibilerin natüralizmine meydan okudu. Anlatıcının engelini kaldırarak, okuyucu ile ana karakterin içsel işleyişi arasında yakın bir ilişkiye izin verdi. İnsan bilincini baş karaktere dönüştürdü; gerçekten devrim niteliğinde bir hareket. Bilinç akışı tarzı ilericidir. Hamsun'un erken dönem kurgusunun ardından gelen modernist edebiyat üzerindeki etkisi küçümsenemez.

Hemingway, Joyce ve Woolf, Hesse ve Mann'a kadar etkisi çok geniştir. Açlık romanının büyük bir kısmı, ana karakterin ruh hallerini yansıtır. Hamsun düzenli olarak geçmiş ve şimdiki zaman arasında geçiş yapar. Okuyucunun aklını karıştırır. Bazen anlatıcının kendi kendini yenilgiye uğratan döngüselliği okuyucu için yorucudur. Hamsun'un böylesine sorunlu bir karakterin iç işleyişi üzerine bir eser yazması gerçekten büyük bir başarıdır.

Ana karakterin yüksek ideallerini koruyarak kitleler için yazmaya çalışan bir gazeteci olması, on dokuzuncu yüzyılda ilk kez hissedilen bir çatışmaya işaret ediyor. Nüfusun, okuryazarlığın, verimli bir şekilde basım ve yayının artmasıyla birlikte, yazarlara yeni bir ifade özgürlüğü verildi. Ancak aynı zamanda verimli, popüler nesir için yüksek edebi üsluptan ödün vermek ve daha geniş bir kitleye hitap eden konularda yazmak zorunda kaldılar. Anlatıcının kendisiyle ve başkalarıyla gerçeküstü argümanları, genellikle yüzeyin altında çok daha karanlık bir şeye işaret ediyorsa da, kendi konumunu gizleme ve saygın bir cepheyi sürdürme konusundaki aşırı girişimleri gibi, harika bir şekilde eğlencelidir.

''Alevler içinde bir dünya, duman duman bir mahşer. Hiçbir şey görmez oldum, hiçbir şey duymaz...''

Açlık- Knut Hamsun
AÇLIK

Son söz

Romanın sonucuna göre, ana karakter yüksek ideallerine doğru ilerlememiştir. Ancak beslenmek ve barınmak için varoluşsal zorunluluklara tamamen boyun da eğmemiştir. Aksine, Oslo'dan kaçarak ve bilinmeyene doğru bir yolculuğa çıkarak kendi gerçekliğinden uzaklaşır. Hamsun, edebiyatın bir değişim için olgunlaştığını fark etti. Bu yüzden yeni bir şey yaratmaya çalışarak sıradan ve geleneksel olan yazından kaçınmayı tercih etti. Açlık, modern edebiyatın gelişiminde önemli bir yer tutan, inkar edilemez bir şekilde dikkate değer bir roman.

Açlık'ı, açlığın beden ve zihin üzerindeki etkisinin ve fikrinin karmaşık bir şekilde araştırıldığı psikolojik natüralizmin basit bir örneği olarak okumak kolay olurdu. Gerçekten de Hamsun, bu varoluş hakkında derin bir bilgiye sahipti. Ancak buradaki açlık, modernitenin karanlık tarafının, kentsel yabancılaşmanın genellikle ona atfedilen bir eleştirisinden bile daha fazlasıdır. Ana karakter, toplum tarafından dışlanan ve çürümeye terk edilen bir adam değil. O, kibir ve kendini beğenmişlikten mustarip bir adamdır. Kendini diğer insanlardan üstün görür ve çaresiz durumunu ifşa etmeyi reddederek kendini izole etmeyi seçer.

Son olarak eserin beyaz perdeye ve sahneye de taşınmış formlarına da göz atmanızı tavsiye ederim. Kargala'maya devam edin.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum