Kitap & Edebiyat

Ahlak ve Yabancı Nihilizmi ile Düşüş Absürdizmi: Camus


Albert Camus'un Yabancı ve Düşüş adlı romanları, felsefi nihilizm ve absürdizm teorilerini karşılaştırır. Eserler, hayatın anlamsız olsa da ahlakın önemli olduğunu ve felsefi inançları ne olursa olsun herkesin ona değer vermesi gerektiğini iddia eder. Nihilistler hayatın tamamen anlamsız olduğuna inanırlar. Absürdistler ise hayat anlamsız olsa bile insanın tüm hayatını anlam arayarak geçireceğine inanırlar. Camus'un romanları, nihilizm ve absürdizmin bireyin ahlakı üzerinde benzer etkileri olan birbirine bağlı fikirler olduğunu ileri sürer. Yabancı eserinin kahramanı Meursault, ahlaklı olmanın veya başkalarına fayda sağlayacak şekilde davranmanın önemli olmadığını düşünen bir nihilisttir. Tam aksine düşüş eserinin kahramanı Clamence, başkalarının onun hakkındaki yargılarıyla anlam bulmaya çalışan bir absürdisttir. Hedeflerine ulaşmak için insanları manipüle eder. Kişisel ahlaka değer vermez. Nihilizmi araştıran Yabancı ve absürdizme odaklanan Düşüş romanları, hayatın içsel bir anlamı olmasa bile ahlakın hayatın en önemli yönü olduğunu öne sürüyor.

ahlak- yabancı

Yabancı ve Meursault

Yabancı eserinin kahramanı Meursault, hayatını, ailesini ve arkadaşlarını umursamaz. Meursault'un annesi öldüğündeki kayıtsızlığı ve Marie ile olan ilişkisi, diğer insanları umursamadığını kanıtlar. Hayatında olup bitenlere değer vermez. Örneğin; Marie ona, onu sevip sevmediğini sorduğunda, "bu tür soruların gerçekten bir anlamı yok; ama sanırım hayır” diye cevap verir. Bu cevap Marie'nin üzülmesine neden olur. Ancak Meursault, bunun için ne empati kurar ne de kendini suçlu hisseder. Romanın ilerleyen bölümlerinde Marie, Meursault'a onunla evlenip evlenmeyeceğini sorar. Meursault ise Marie ya da başka bir kadınla evlenmesinin umurunda olmadığını söyler.

Meursault'un evlilik konusundaki kayıtsızlığı, yaşamın hiçbir anlamı olmadığına ve dolayısıyla içinde olan hiçbir şeye değer vermek için bir neden olmadığına olan inancından gelir. Böylece Meursault'un Marie ile olan ilişkisi, ilişkisine hiçbir değer vermediği ve onun hayatında olup olmamasını umursamadığı için onun bir nihilist olduğunu kanıtlar. Meursault kendi hayatına veya başkalarının hayatlarına değer vermez ve duygusal olarak dünyadan kopuk yaşar. Çünkü Meursault'a göre bu anlamsız hayata verilen tüm çabalar boşunadır.

''Oldum olası içimde biri, tüm gücüyle hiçbir şey olmamaya çalışıyor.''

Albert Camus- Yabancı

Çıkarımlar

Meursault'nun Marie ile ilişkisi, diğer insanlara karşı empati duymadığını kanıtlıyor. Ancak cinayet duruşması sırasındaki davranışları, onun ahlaki değerlerden de yoksun olduğunu gösteriyor. Meursault, hikayede Arap'ı öldürmekten pişmanlık duymuyor. Bunun yerine, silah seslerinin kumsalın dinginliğini bozmasına üzülüyor. Bu, Meursault'nun kumsalın rahatsız edildiğini kabul ettiği ancak bir insanın ölümünden pişman olmadığı için doğruyu yanlıştan ayırt etmediğini gösterir. Meursault, ahlaki olarak doğru veya yanlış eylemler arasında ayrım yapmadığı için üzülmez. Çünkü ahlaki standartlara bağlı değildir. Bu durum nihilist karakterinden kaynaklanır. Hayat tamamen anlamsız olduğunda ahlak önemsizdir. 

Meursault kendi ölümüyle karşı karşıya kaldığında ise kendine, hayatın zaten yaşanmaya değer olmadığı hatırlatır. Hayatın anlamsız olduğuna olan inancı, hiçbir pişmanlık duymadan ölümünü kabul etmesine olanak sağlar. Meursault ölmeden hemen önce, "Kendimi ilk kez dünyanın şefkatli kayıtsızlığına açtım" der.

ahlak- düşüş

Düşüş

Düşüş'ün ana karakteri Jean-Baptiste Clamence, hayatın amacını ve anlamını bulduğuna inanan biridir. Ancak hayatın içsel bir değeri olmadığı için bunun nihayetinde değersiz olduğunu kabul eder. Hayatın bir oyun olduğunu ve anlamsız olduğunu kabul eder. Aynı zamanda oyunun varlığının ya kazanacağı ya da kaybedeceği anlamına geldiğini de kabul eder. Clamence, özellikle ahlaki eylemleri nedeniyle geniş çapta sevilmenin ve saygı görmenin, hayatı nasıl yaşayabileceğinize katkı sağladığına inanıyor.

Önlenebilir bir intihara tanık olan Clamence, dünyadaki en iyi insan olma hedeflerine asla ulaşamayacağının farkına varır. Clamence, kendisini kendi kişisel cehennemi olarak tanımladığı Amsterdam'la sınırlar. Çabalarını ahlaki olmaktan çıkarıp diğerlerinden daha az ahlaksız olmaya odaklar. İnsanları başkalarının ahlaksız olduklarına ve tamamen ahlaklı olmasa da onlardan daha iyi olduğuna ikna ediyor. Bu, Clamence'in ahlaki açıdan en adil kişi olma hedefine ulaşmasını sağlar. Clamence, hayatın anlamının ahlaki açıdan adil ve erdemli bir kişi olarak geniş çapta saygı görmek olduğuna inanır.

Meursault erdemli bir insan olmak istemez ve sonunda onu öldüren de bu olur. Öte yandan Clamence iyi bir insan olmak ister. Fakat bunun ancak ahlaksız eylemlerle mümkün olduğuna inanır. Clamence, hedeflerine ulaşmak ve başkalarını erdemli olduğuna ikna etmek için ahlaklı gibi davranır. Ancak bu yalnızca bir kandırmacadır ve gerçek benliğini temsil etmez. Gerçek anlamda ahlaklı olmayı reddettiği için amacına ulaşamaz. Başarısız olmasının nedeni, elinden gelenin en iyisini yapmadığını bilmesidir.

“Bir suçluya, hatasının doğasından ya da karakterinden değil, talihsiz koşullardan ileri geldiğini söylerseniz, size derinden minnet duyar.”

Albert Camus- Düşüş
ahlak

Son söz

Sonuç olarak hem Meursault hem de Clamence, anlamın varlığını reddeden felsefi düşünce okullarını takip eder. Her ikisi de ahlak dışı davranır. Bu metinler, nihilizm ve absürdizmin ahlaksızlığa yol açtığını kesin olarak kanıtlamaz. Ancak bir kişinin düşünce ekolü ne olursa olsun ahlakın önemli olduğu sonucuna vardırır. Eserlerdeki her iki karakter de hayatın anlamı kavramından vazgeçtiklerinde ahlaktan da vazgeçerler.

Meursault ve Clamence'in acı çekmesine neden olan hayatın anlamsızlığı değil; ahlaksızlıktır. Meursault ahlaksızlığı nedeniyle ölür ve Clamence ahlaksız eylemleri nedeniyle kendini dışlar. İkisi de toplumun reddettiği, yaşamları üzerinde olumsuz etkileri olan bir şekilde davranırlar. Yabancı ile Düşüş arasındaki farklar, ahlakın insan olarak sahip olduğumuz en önemli şeylerden biri olduğunu ve hayatın bir anlamı olmasa bile ahlaklı olmak için bir neden olduğunu öne sürüyor.

Ahlak, insanı toplumla uyumlu hale getirir, kendisiyle ve yaptıklarıyla gurur duymasını sağlayarak özgüvenini artırır. Ahlak, basitçe, erdemli olduğunu düşündüğümüz şeyi yapmak anlamına gelir. Her zaman toplumun geri kalanıyla uyumlu olmasa da, bu kitaplar, nihilizm veya absürdizm gibi aşırı felsefi teorilere inansanız bile, ahlakın hala önemli olduğunu öne sürer. Yabancı ve Düşüş nihilizmi, ahlakın hayatın en önemli yönü olduğunu ve Meursault ve Clamence'in ahlaktan yoksun oldukları için tatmin edici olmayan hayatlar sürdüklerini savunacak şekilde tasvir ediyor.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum