Gezi & Seyahat Kitap & Edebiyat

AMADEUS: SAHNEDE, PERDEDE VE EDEBİYATTA


Emine Aydın Albayrak 19 Kasım 07:57

Uzun zamandır heyecanla beklediğim Amadeus Mozart haftasındaydım kendimce. Öncelikle 1984 yapımı ve 8 dalda Oskar almış Amadeus filmini, sonra Selçuk Yöntem ve Okan Bayülgen’in başrolde olduğu Amadeus oyununu izledim. Son olarak da Anthony Burgess tarafından yazılan Mozart ve Deyyuslar kitabını okudum. Tabi ki tadı damağımda kalan Mozart haftasının finaliniyse salı rutini notlarımla yapacaktım. Bu durumda mekanı seçmek zor olmadı. İlk aklıma gelen yerde, Cafe Modern’de, birkaç saatlik okumayla haftayı noktaladım.

Cafe Modern ve Cer Modern

Cafe Modern, Ankara Cer Modern Sanatlar Merkezi’nin içinde bir işletme. Kalabalık olmayan menülerindeki her lezzet, ayrı ayrı denemeye değer. Kalabalık olsa da bunalmayacağınız kadar ferah. Bunun yanı sıra Kitap okumak ve yazı yazmak için de gerçekten güzel bir tercih.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Devlet Demir Yolları’na ait lokomotif bakım onarım faaliyetleri için inşa edilen Ankara Cer Atölyeleri, 1995 yılında Taşınmaz Kültür Varlığı olarak tescil edilmiş. Ardından 2010 yılında Ankara Cer Modern Sanatlar Merkezi olarak hizmete açılmış. Sergi, tiyatro, açık hava film gösterimi, konser, edebiyat atölyeleri, çocuk kulüpleri gibi pek çok organizasyona da ev sahipliği yapmakta. Cer Modern’in yazıldığı gibi okunduğunun altını özellikle çizmek isterim. Entelektüel olacağım diye komik duruma düşmenizi istemem(!).

Amadeus Perdede

1984 yılında Milos Forman tarafından yönetilen Amadeus, Peter Shaffer’ın oyunundan senaryolaştırılmış. Her dakikası ayrı keyif veren filmde oyunculuk ve prodüksiyon gerçekten çok iyi. Neredeyse kırk yıl önce çekilmiş bir filmin hala bu kadar etkileyici olması, aldığı her ödülü sonuna kadar hak ettiğini gösteriyor. Filmde Mozart’ı, Antonio Salieri gözünden izliyoruz.  Genel olarak senaryo ile ilgili yapılan olumsuz eleştirilere bakılırsa, Salieri biraz fazla harcanmış. Mozart’ın, Salieri tarafından öldürüldüğüne dair bir belge bulunmamakta. Ancak Mozart’ı Salieri’nin zehirlemiş olabileceği söylentileri de yok değil. 

Wolfgang Amadeus Mozart, henüz beş yaşında piyanoda yetkin hale gelmiş bir müzik dehası. 1791 yılında, otuz beş yaşında, kendi ölümüne ağıt hazırlarken, eserleriyle yüz yıllara damga vuracağından emindi bence. Filmde izlediğim dikbaşlı, ukala, sivri dilli ve inatçı Mozart’ı çok sevdim. Opera sahnelerine özellikle değinmek istiyorum. Yapım yılına bakılırsa prodüksiyon sınır tanımamış. Bu sahneler beklentimi öyle yükseltti ki hafta başı Congresium Ankara’da izlediğim oyun beni hayal kırıklığına uğrattı.

Amadeus Sahnede

Peter Shaffer tarafından kaleme alınan oyun Işıl Kasapoğlu rejisiyle sahneleniyor. Başrollerinde Selçuk Yöntem (Antonio Salieri), Okan Bayülgen (Wolfgang Amadeus Mozart) ve Özlem Öçalmaz (Constanze)’ı izliyoruz. Çok önceden aldığım biletle ve filmden aldığım enerjiyle, heyecanlı bir şekilde oyunu bekledim. Sahneye çok yakın olamadığım için de beklediğim heyecanı bulamamış olabilirim. Ama bence oyuncular, karakterlerin yaşları düşünülerek daha genç seçilebilirdi. Filmde izlediğim etkileyici opera sahnelerinden eser yoktu. Filmi izlemeden oyunu izleyenlerin yorumunu merak ediyorum doğrusu. Yine de dünya gözüyle Selçuk Yöntem seyretmiş olmak güzeldi. 

Mozart ve Deyyuslar

Kendimce belirlediğim Mozart haftası için kitap seçmekte zorlanmadım. Otomatik Portakal ile beni kendine hayran bırakan Anthony Burgess, Mozart’ın ölümünün iki yüzüncü yılında yayımladığı kitapla da beni oldukça etkiledi. Klasik batı müziğine damga vuran bir grup sanatçının cennette bir araya gelmesiyle başlayan kitap, yazarın kendi kendine yaptığı bir tartışmayla devam ediyor. Son olarak Mozart’la ilgili olumlu ve olumsuz eleştirilerini okuyoruz. Klasik müzik terimlerine hakim değilseniz -ki ben öyleyim- kitabı okurken elinizin altında bir internet aracı olsun. Hem okuyun, hem eğlenin, hem de öğrenin. Tabii ki biraz da sorgulayın. Bakın; ne diyor Burgess, Amadeus Mozart’ın hayatından yola çıkarak bize:

Bir sanatçının hayatını saygısızca didik didik etme sapkınlığı eskiye dayanıyor. Sanatçıların sanatını olduğu gibi kabul edenler pek az.

Her dönemin sorununun magazin olduğunu bir kez daha görüyoruz hem filmde hem kitapta. Peki sizin bir sanatçıdan beklentiniz nedir? Her anlamda örnek olması mı? Bir sanatçının müzik dehasına saygı duyarken, karakterine de mi saygı duymalıyız? Henüz beş yaşında konser verebilecek yeteneğe sahip olan Mozart’ın dengesizliği, tutarsızlığı, sivri dilli olması ne kadar umrumuzda olmalı?

Bana sorarsanız Mozart gibilerin tutkusu yeter. Geri kalanı hikaye.

Sevgiler…

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum