Astroloji

ANLAMAK VE ANLAŞILMAK ÜZERİNE


Çağlan Tunçbilek 16 Haziran 01:34

İkisi de güzeldir... Anladığımızda da anlaşıldığımızda da kendimizi iyi hissederiz. Anlamak daha çok kendimizle, anlaşılmak ise karşımızdakilerle ilgilidir. Acaba hangisi daha üstündür? Tabii ki ikisinin de gerekli olduğu durumlar vardır. Anlaşılmak daha çok yaşamak için temel ihtiyaçlarımızın karşılanmasında ve tehlikelerden korunmak için gereklidir. 112 acili aradığımızda görevlinin adresimizi anlaması önemlidir. Böyle bir durumda anlaşılmak hayati önem arz eder. Çalışmadığımızda sınıfta kalacağımızı anlamak sınıfı geçmek için önemlidir. Ancak bu yazının esas konusu, ruhsal ve zihinsel konularda anlamak ve anlaşılmakla ilgilidir.

Okul dönemi bitinceye kadar zihinsel ve duygusal olarak anlaşılmak çok önemlidir. Çünkü çoğu zaman her şeyi doğru anladığımızı düşünürüz. Daha sonra çalışma ve para kazanma döneminde anlamak ve anlaşılmak eşit derecede önem kazanır. Her şeyi tam anlamak, anlatmak ve anlaşılmak isteriz. Burada yavaş yavaş her şeyi hemen ve tam anlayamayabileceğimizi hissetmeye başlarız. Emeklilik döneminde ise anlamak anlaşılmaktan daha önemli olmaya başlar. Böylece bu dönemde anlaşılmadığımızda tekrar anlatıp yorulacağımız için ilk anlatımda anlaşılmak isteriz. Bu nedenle ileri yaşlarda mecbur kalmadıkça anlaşılmaya çalışmayız ve anlaşılma çabası için gerçek bir neden ararız. Şimdi bu anlattığımız pratikte tam böyle olmaz. Aslında burada biraz olması gereken gidişatı anlattık.

 İnsanların özgünlüğü işte burada ortaya çıkar.

Kişi için;

  1. Sadece anlamanın veya
  2. Sadece anlaşılmanın önemli olması,
  3. Anlamanın ve anlaşılmanın eşit derecede önemli olması ya da
  4. Anlamanın ve anlaşılmanın hiçbir önem arz etmemesi

durumu mevcut olabilir. Yukarıdaki dört durumun bir tanesi hep ön planda olur. Bu eğilimler mizaç (veya fıtrat) yapısındadır.

Anlamanın erken yaşlardakinden daha fazla önem kazanması, kişi için anlamanın öneminin anlaşılmanın önemini geçeceğini göstermez. Anlama burada yaşla birlikte kendi içinde önem kazanmıştır ama anlaşılmaya verilen önemi geçememiştir. Anlaşılma isteği de zamanla artabilir ve ilk duruma benzer bir durum meydana gelir. Bazen anlaşılma ve anlama isteği eşit şekilde artar.

Yani sonuç olarak anlama ve anlaşılma hırsı her insanda çeşitli dozlarda vardır. Kişi doğduğunda bunu kucağında bulur. Anlaşılma ve anlama isteğinin miktarının kendi arasındaki değişimi de yaşla birlikte farklı ilerler. Bu ilerleyişi çok daha ayrıntılı ve ezoterik (gizli ve batıni, içrek) öğretilere dayanarak da anlatabiliriz. Ancak yazının amacı bu değildir.

Anlama ve anlaşılmanın yapısı

Önce anlaşılmanın yapısını kısaca anlatalım. Anlaşılmak için anlattığımız şeyi en basit ve anlaşılır şekilde anlatıp anlatmadığımız önemlidir. Dinleyicinin anlama, odaklanma isteği ve kapasitesi anlaşılmada önem arz eder. Bu arada anlattığımız konu ile ilgili eğer bilinmesi gerekenler varsa dinleyenin bunları bilip bilmemesi de anlaşılmayı kesin etkileyen bir durumdur. Yine anlatılan konuya kişinin verdiği değer de anlaşılıp anlaşılmamayı etkileyen bir durum olacaktır. Karşımızdaki kişiye anlattığımız konu bir şey ifade etmiyorsa burada anlaşılmayı beklemek biraz iyimserlik olacaktır.

Anlaşılmak çoğunlukla anlatıma ihtiyaç duyar. Anlamak için her zaman başka birisine ihtiyaç duymayız. Hatta tüm geçmişimizi düşündüğümüzde bizim için çok önemli şeyleri çoğu zaman yalnızken anladığımızı fark ederiz.

Böylece gerçekten anlamışsak ardından değişim gelir. Olumlu değişim olgunluğun temel göstergesidir. Olgunlaşmayı başlatacak şey anlamakla ilgilidir. Anlaşılmak ise bizi sadece mutlu eder. Anlamak ise huzurumuzu arttırır. Anlaşılmanın getirdiği mutluluk geçiciyken, anlamanın getireceği olgunluk huzurumuzda kalıcı artışı sağlar. Böylece Anlamanın getirdiği değişim ve olgunluk zamanla anlaşılmaya verdiğimiz önemi azaltacaktır.

Anlamanın getirdiği olgunluk en sonunda bizi kimin ne kadar anlayacağını anlamamızı da sağlar. Bu noktadan sonra anlaşıp anlaşılmamak sorun olmaktan çıkar. Eğer gerekiyorsa elimizden geldiğince anlatmak önemlidir. Aynı zamanda etik olarak yapılması gereken de budur. Artık bundan sonra anlaşılıp anlaşılmamak karşıya bağlıdır. Bunda ne sevinecek ne de üzülecek bir durum vardır. Özellikle zihinsel ve duygusal konularda anlaşılmak bizi o kadar olgunlaştırmaz. Ancak anlaşılmamanın yapısını anlamak ve anlaşılmamanın verdiği sıkıntının anlamsızlığını görmek bizi olgunlaştırarak huzurumuzu arttırır.

Yazının amacı

Bu yazıda anlaşılmayı istemenin yanlış birşey olduğunu ispat etmeye çalışmıyoruz. Zaten anlama ve anlaşılma isteğinin birbiri arasındaki oranı çoğu zaman bizim kontrolümüzde değildir. Sadece yaş ve tecrübe arttıkça anlama isteğimizi ve kapasitemizi daha fazla kullanmanın öneminin altını çiziyoruz. Bu şekilde anlamanın olgunluğumuza ve onun ardından yaşam akışımızın rahatlamasına yardım edeceğini okuyucuya hissettirmeye çalışıyoruz.

Peki, anlamamız gereken en önemli şey nedir? Cevap kendimizdir. Kişilik ve mizacımızda işimize yarayan ve bize zarar veren tarafları görmeye çalışmak kendimiz için yapacağımız en faydalı şeydir. Kişiliğimizde bize zarar veren kısımları bilmeden kendimizi tam olarak nasıl anlarız? Kişiliğimizde bize zarar veren kısımları anlamadan kendimizde bir değişim nasıl yaratabiliriz? Böyle bir değişimi yaratmadan yaşama karşı başka türlü nasıl daha dirençli ve akıllı hale gelebiliriz?

Kişiliğimizin olumlu taraflarını bildiğimizde bu yönlerimizi yaşama karşı daha fazla kullanmak başarımızı arttıracaktır. Kör noktalarımızı kullanmadan yaşama devam etmek de başarımızı arttıracaktır. Bu şekilde kör noktalarımızı gidermek ve olması gerektiği şekle getirmek ise başarımıza başarı katacak potansiyeli bize sağlayacaktır. Unutmayalım ki sadece kurnazlık ve şansımıza güvenerek devam etmek bir gün bizi sert bir şekilde tıkadığını görebiliriz. Kesinlikle bu güvenilir bir yol değildir.

Kendimizi bilip anladığımızda, diğerlerini anlamak bizim için zor olmaktan çıkar. Bu şekilde istediğimiz kişiye, kendimizi daha anlaşılır şekilde ifade edebiliriz. Buda olabileceği kadar anlaşılmamızı sağlar. Yine de anlaşılmak karşımızdakinin anlama kapasitesine ve anlama isteğine bağlıdır. Ama anlamak öyle mi? Anlamak tamamen bizim istek ve çabamıza bağlıdır. Başka hiç kimseye bağlı değildir.

Sonuç    

Peki kendimizi bilme araçları nelerdir? Psikoloji bilgisi, yoga, tasavvuf, enneagram, astroloji (tüm çeşitleri), numeroloji (tüm çeşitleri), gerçek tarot, fizik, kimya, tıp ve müziktir. Bu boyutlarla az veya çok ilgilendikçe onlardan haber aldıkça yaşam varoluşun geometrik yapısını alan bir "dans" haline gelebilir.

Özellikle ruhsal konularda anlamak her zaman anlaşılmaktan daha üstündür. Bir konuyu ya da durumu anlattıktan sonra anlaşılıp anlaşılmamayı karşıya bırakmak huzur vericidir. Tarih boyunca bütün bilgeler bu nedenden kendini bilmeyi en üste koymuşlardır. Kendimizi bilmek için kendimizi anlamamız gerekmektedir. Yaşama aslında bunun için geliyoruz.      

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum