Kitap & Edebiyat Gezi & Seyahat

AŞK ÜZERİNE BİR “SYMPOSION”


Seni bir kere görsem belki rahatlar içim…” cümlesindeki “sen”i bulanlara saygıyla başlıyorum bu haftaya. Aradığı aşkı bulanlara, bulup kaybedenlere, bulduğunu sanıp ters köşe olanlara… En yakın arkadaşına aşık olanlara, platonik aşk yaşayıp derbeder olanlara, hayatının aşkıyla hayatını birleştirenlere…Severek ayrılanlara, aşksız seks/sekssiz aşk olmaz diyenlere, hemcinslerine ilgi duyanlara… İlahi aşka inananlara, işine aşkla bağlı olanlara… “En büyük aşkım, çocuğum.” diyenlere… Yani her ne sebeple ve her ne şekilde olursa olsun aşk heyecanını hissedebilenlere saygıyla başlıyorum.

Sokrates ve Eros

Aşk, üzerine çok da düşündüğüm bir konu değil esasında. Romantik tarafımın zayıf olmasından kaynaklı olabilir bu durum. Ama bu hafta aşk üzerine yazılmış en güzel kitaplardan birini okudum. Okurken ve üzerine düşünürken heyecanlandım. Sık sık not aldım. Pek çok cümlenin altını çizdim. Platon’un kaleminden Sokrates’in aşk hakkındaki düşüncelerini öğrenmiş oldum. Ayrıca 2500 yıl önce aşk hakkında bu kadar yalın ama bir o kadar da güzel cümleler kurulmasına da hayranlık duydum.

Aphrodite doğduğu sıralarda Metis’in oğlu Poros ve diğer bütün tanrılar bir ziyafet veriyorlarmış. Yemeklerini yedikten sonra Penia dilenmeye gelmiş şölen olduğu için ve durup dikilmiş kapıda. Poros nektrala sarhoş olup, henüz şarap yokmuş çünkü, Zeus’un bahçesine girmiş ve ağırlaşıp sızmış orada. Penia ise, kendi çaresizliğinden, Poros’tan bir çocuk peydahlamayı kurmuş kafasında, yatmış uzanmış yanına ve Eros’a gebe kalmış. Bu yüzden Aphrodite’in doğduğu günlerde ana rahmine düştüğü için onun takipçisi ve hizmetçisi olmuştur Eros. Üstelik Aphrodite güzel olduğu için o da doğası gereği aşığıdır güzelliğin.

Poros ile Penia’nın oğlu olduğuna göre Eros’un da böyle bir talihi vardır. Bir defa hep sefildir o ve çoklarının zannettiği gibi duyarlı ve güzel olmaktan çok uzaktır. Tam tersine sert ve kabadır, yersiz yurtsuz ve yalınayaktır. Yataksız döşeksiz hep yerde yatan, kapı önlerinde ve yol kenarlarında açıkta uyuyan, annesinin doğasına sahip olduğundan hep yoksulluk içinde yaşayan biridir. Ama babası bakımından iyi ve güzel şeylere tuzak kuran, yürekli, gayretli, istekli, usta bir avcı, hep bir takım planlar kuran, düşünceyi arzulayan ve veren, bütün yaşamı boyunca felsefe yapan, usta bir hokkabaz, usta bir büyücü ve sofisttir o. Ne bir ölümsüz olarak doğmuştur ne de bir ölümlü; ama ne zaman bolluk bereket görse aynı gün bir bakarsın yaşar ve gelişip serpilir, bir bakarsın ölür gider. Sonra babasının doğası sayesinde yeniden hayata döner, ama elde ettiği şey boyuna kayıp gider elinden. Sonuçta aşk hiç bir zaman yoksulluğa düşmez ya da varlık içinde yüzmez. 

Symposion

Kitabı bana öneren müzisyen bir arkadaşım var. Ona “Bana öyle bir kitap söyle ki hem keyifle okuyayım hem de keyifle yazayım.” dedim. Platon’un Symposion kitabına bayılacağımı söyledi. Gerçekten okuduğum en lezzetli kitaplardan. Her şeyden önce kitabı okurken bir kitap kulübüne katılmışım gibi hissettim. Çünkü dönemin Atinalı tragedya şairlerinden Agathon’un ev sahipliğinde gerçekleştirilen bir kutlamada Sokrates ve birkaç sanat, bilim ve politika insanının aşk üzerine konuşmaları aktarılmış kitapta. O kadar sade bir dille yapılmış ki bu, sanki aynı ortamda dinleyici gibi hissediyorsunuz kendinizi. Araya girip bir şeyler söylemek istiyorsunuz. Bazen itiraz etmek, bazen de heyecanla alkışlamak istiyorsunuz. Bence gerçek bir kulüp kitabı. Çünkü üzerine kurulacak çok fazla cümle var.

Symposion nedir?

Symposion, bir grup insanın bir araya gelerek belirli bir konu hakkında alkol eşliğinde konuşması demek. Bana da alkol eşliğinde aşk üzerine konuşma fikri oldukça keyifli gelse de aklımdan geçen herkesi bir araya getirmem imkansızdı. Ben de fikrini merak ettiğim herkese aşk hakkında ne düşündüğünü sordum. Neredeyse aynı cevabı veren hiç kimse çıkmadı. Sanırım aşk kavramı bu yüzden karmaşık. Herkesin anladığı da beklediği de birbirinden çok farklı.

Aşk...

Bana sorarsanız aşk, zihinsel bir sevişme şeklidir. Merakla başlar, heyecanla devam eder, sıkılmayla son bulur. Yan yanaysanız yerini başka duygulara bırakır. Ayrıca anormal bir duygu durumu olduğu için de normalleşmeye muhtaçtır. Farklı yaştan, farklı sosyokültürel yapıdan, farklı medeni halden pek çok arkadaşıma göre aşk tanımı ise gerçekten çeşit çeşit. Tek cümlelik sorum ve karşılığında aldığım cevapları sizinle paylaşacağım. Belki siz de benimle paylaşmak istersiniz.

Aşk denildiğinde aklına ilk gelen cümleyi istiyorum.

"Gece uyumadan önce hayalini kurduğun kişidir."

"Aşk denildiğinde aklıma bir şey gelmiyor; çünkü evliyim."

"Uyuşmaktır, sarhoş olma hissidir."

"Kronik bir kalp ağrısıdır."

"Sekstir."

"Sınırlar inceldiğinde karşına çıkan problemleri koz olarak kullanmak yerine daha çok sevmek için argüman saymaktır."

"Aşk benim için oğluma duyduğum histir."

"Saçmalıktır."

"Beyaz bir ışıktır."

"Mal olma durumudur."

"Anlayış ve hoşgörüdür."

"Nefes kesen, kalp atışlarını hızlandıran bir duygudur."

"Heyecan ve tutkudur."

"Yeni doğum yapmış kedidir."

"Aşk sabırdır."

"Akıl dışı bir durumdur, anormaldir, hastalıktır."

"Aşk deliliktir."

"Sürekli gözlerinde olmaktır."

"Seni seviyorum diyebilmektir."

"Kalbinle inanarak yaptığın her şeydir."

Duka Coffee

Kalbiyle inanarak işini yapan insanlara saygım sonsuz. Üstelik bir de kadınsa… Bu hafta da mahalle kahvecileri merakımdan vazgeçmedim. Duka Coffee benim mahallemin kahvecilerinden. İşletmecisi de çalışanı da birer kadın. En sevdiğim ortamlardan... Metronun Batı merkez çıkış kapısının tam karşısında küçücük bir dükkan. Kahveleri de sunumları da birbirinden güzel. Müzik listelerine ayrıca bayıldım. Çünkü bence müzik, bir mekanda fark yaratan unsurlardan. Gittiğim saatte benden başka kimse yoktu, sakin sakin okudum. Arada kitabı kapatıp sadece müziği dinledim. Biraz da mekan çalışanı Güliz Hanım’la muhabbet ettim. Bazı insanlar enerjinizi yükseltir, bazıları sömürür ya Güliz Hanım kesinlikle birinci grupta. 

Bence ilk fırsatta Duka’yı deneyin. İsterseniz bana da yazın, bir kahve içelim. Sonra biraz aşk üzerine konuşma yaparız. Belki de yüzyıllar sonra bir kitaba konu oluruz; kim bilir?..

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum