Aktüel Kitap & Edebiyat Moda & Trend Sinema & TV

Audrey Hepburn: Bir Zarafet İkonu


Dünyanın hemen her yerindeki herkesi kendine hayran bırakan, sıra dışı bir kadın Audrey Hepburn. Karşı konulmaz derece çekici, zarif ve asil bir kadın aynı zamanda. Üstelik zamansız bir stil ve güzellik ikonu. Ayrıca bugüne kadar Emmy, Tony, Grammy ve Akademi Ödülü kazanan az sayıda kişiden biri. Eski Hollywood efsaneleri ve kraliyet prensesleri, kıskanılacak tarzları ve lüks tutkuları nedeniyle saygı görmüş olsalar da pek çoğu yaşamları boyunca sorunlu yetiştirilmeye maruz kalıp, çalkantılı ilişkilerle boğuşmak zorunda kaldı. Audrey, Tiffany'de kahvaltı yapmak, Hubert Givenchy'ye ilham vermek veya kırk yılı aşkın bir süredir UNICEF'in elçiliğini yapmak olsun, ne iş yaparsa yapsın çevresine zarafet ve zeka yaydı. Bu harika kadını bilmeyen var mı? Peki ya ne kadar tanıyoruz? Hepsi yazımızda... Audrey Hepburn, 4 Mayıs 1929'da Belçika'nın Brüksel kentinde İngiliz bir babanın ve Hollandalı bir annenin kızı olarak dünyaya geldi. O henüz altı yaşındayken, babası aileyi terk etti. Hepburn'ün annesi Barones Ella Van Heemstra, iki oğlunu ve Hepburn'ü Brüksel'den alıp, kendi babasının Hollanda, Arnhem'deki malikanesine taşıdı. Ertesi yıl Hepburn Londra'daki yatılı bir bale okuluna başlamak için İngiltere'ye gitti.

İşgal altında bir yaşam ve direniş

1939'da, Audrey on yaşındayken Almanya Polonya'yı işgal ederek II. Dünya Savaşı'nı başlattı. İngiltere Almanya'ya savaş ilan ettiğinde, Barones güvenlik için Hepburn'ü Arnhem'e geri götürdü. Ancak, Almanya kısa süre sonra Hollanda'yı da işgal etti. Audrey 1940'tan 1945'e kadar Nazi işgali altında yaşadı. Hatta kulağa İngilizce gelmemesi için Edda Van Heemstra adını kullandı. Hala ayrıcalıklı bir hayat yaşamaya devam eden Hepburn, Arnhem Müzik Okulu'nda Winja Marova'dan bale eğitimi aldı. Burada duruşu, kişiliği ve performansıyla dikkatleri çekmeye başladı.

Yarım milyon işgalci Alman askerinin, Hollanda kaynaklarını tüketmesiyle birlikte, yakıt ve yiyecek kıtlığı başladı. Üstelik bu kıtlıklar Hollanda'nın çocuk ölüm oranının yüzde kırk artmasına neden oldu. Hepburn ve ailesi, Nazi subaylarının Van Heemstra malikanesini ele geçirmesiyle tahliye edildiler. Servetlerinin çoğuna el konulduğunda, Baron -Hepburn'ün büyükbabası-, Hepburn ve annesi, Baron'un Velp kasabasındaki villasına yerleştiler.

Hepburn, Nazi işgaline karşı büyük direniş gösterdi. Almanlar tüm radyolara el koyduğunda Hepburn, büyük boy çizmelerinin içine sakladığı gizli yeraltı gazetelerini dağıttı. Adolf Hitler'in 30 Nisan 1945'te intihar ederek hayatına son vermesinden dört gün sonra, Hepburn'ün on altıncı doğum gününde Hollanda'nın kurtuluşu gerçekleşti.

Audrey Hepburn

Şöhret

Aynı sene Audrey, Sonia Gaskell'in Amsterdam'daki Bale Stüdyosuna başladı ve burada üç sene daha bale okudu. Gaskell, Audrey Hepburn'ü Marie Rambert ile tanıştırdı. Rambert, Hepburn'e, çok uzun olduğu için prima balerin olacak fiziğe sahip olmadığını söyledi. Hepburn, ciddi eğitime çok geç başladığı için diğer dansçılarla karşılaştırılmadı bile. Bale hayalleri son bulunca "High Button Shoes"daki koroda yer aldı ve Audrey Hepburn adını kullanarak 291 gösteri yaptı. Aynı zamanda modellik de yapmaya başladı.

Bale yeteneğini gösterebildiği "The Secret People"da oynamadan önce, ufak filmlerde birkaç küçük rollerde yer aldı. Ünlü Fransız yazar Colette, "Monte Carlo Baby" nin Monako'daki setindeydi ve Hepburn'ü orada gördü. Colette, büyük projesi olan müzikal komedi oyunu "Gigi" nin Broadway versiyonunun başrolü için Hepburn'ü Gigi olarak seçti. "Gigi" sayesinde Hepburn Tiyatro Dünyası Ödülü aldı ve genç aktris aynı yıl Broadway'deki ilk çıkışını yaptı. Bu başarısı ''Roman Holiday'' filmindeki başrolünün kapısını açtı.

Hollywood'da Hepburn

Yönetmen William Wyler, romantik bir komedi olan yeni filmi "Roman Holiday"de bir prenses başrolünü oynayacak Avrupalı ??bir aktris arıyordu. Hepburn'e bir ekran testi yaptırdı. Wyler ekran karşısındaki Hepburn'den çok etkilendi ve rolü ona verdi. Audrey "Roman Holiday" filmiyle daha 24 yaşındayken En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü'nü aldı. Ardından Külkedisi rolünde oynadığı bir başka romantik komedi olan "Sabrina"da yine başroldeydi. Bu, yılın gişe rekorları kıran filmiydi ve Hepburn tekrar En İyi Kadın Oyuncu dalında aday gösterildi . Ancak ödülü "The Country Girl" le Grace Kelly'ye kaptırdı. Audrey Hepburn, "Ondine" oyununda birlikte baş rol aldıkları arkadaşı aktör Mel Ferrer ile tanıştı. Bu oyunla Tony Ödülü'nü aldı. Hemen ardından rol arkadaşı Ferrer ile evlendi. "The Unforgiven" filminin çekimleri sırasında attan düşüp sırtını kırdığında hamileydi. İyileşmesine rağmen, bebeği ölü doğdu ve Hepburn derin depresyona girdi. Neyse ki çok uzun sürmeden sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi. Hatta küçük Sean annesine 1961 yapımı " Tiffany'de Kahvaltı " setinde eşlik etti.
Audrey Hepburn

Moda ve yaşam

Hubert Givenchy, Audrey'in en ünlü filmlerinin gardıroplarını tasarladı. O Givenchy'nin ilham perisiydi. Özellikle " Tiffany'de Kahvaltı " filminde Givenchy, tasarladığı giysilerle Hepburn'ü bir moda ikonu olarak öne çıkardı; o yıl neredeyse her moda dergisinde çıktı. Hepburn hayatı boyunca tasarımcının yakın arkadaşı ve hayranı olarak kaldı. Hepburn'un parlayan kariyerinin yanında Ferrer'in sönen kariyeri, çiftin aralarının açılmasına neden oldu. Ferrer her şeyi bırakıp mütevazi bir yaşam sürmeyi istedi lakin Audrey şöhretinin en parlak zamanında olduğu için buna yanaşmadı. On dört yıllık evlilikten sonra boşandılar. Ardından Hepburn, İtalyan bir psikiyatrist olan Dr. Andrea Dotti ile tanıştı ve sadece altı hafta sonra evlendiler. Kısa bir süre sonra ikinci oğlu Luca Dotti'yi dünyaya getirdi. Dotti işinden dolayı Roma'da yaşıyordu. Eski eşi Ferrer ondan dokuz yaş büyükken, Dotti dokuz yaş daha gençti. Üstelik gece hayatından çok hoşlanıyordu. Hepburn, dikkatini ailesine odaklamak için Hollywood'a uzun bir ara verdi. Ama yine de tüm çabalarına rağmen, Dotti'nin devam eden aldatmaları, Hepburn'ün dokuz yıllık evliliğini bitirmesine neden oldu. Audrey Hepburn elli iki yaşındayken, hayatının geri kalanında ona eşlik eden, Hollandalı bir yatırımcı ve oyuncu olan kırk altı yaşındaki Robert Wolders ile tanıştı.

Unicef büyükelçiliği ve ölüm

Hepburn son olarak Steven Spielberg'in ''Always'' filminde bir meleğe can verdi. Daha sonraları asıl odak noktası Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuk Acil Yardım Fonu'na (UNICEF) yardım etmek oldu. Enerjisinin çoğunu hayır işlerine adadı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Hollanda'daki Birleşmiş Milletler yardımını hatırladı ve kendini işine verdi. UNICEF için yaptığı saha gezileriyle dünyanın dört bir yanına gitti. O ve Wolders, yılda altı ay dünyayı dolaşarak, dünyanın her yerindeki aç, hasta çocukların ihtiyaçlarına ulusal dikkat çekti. Aynı zamanda örgüt için etkili bir kamu sesiydi. 1992'de Cumhurbaşkanlığı Özgürlük Madalyasıyla ödüllendirildi. UNICEF'in Somali'ye yaptığı geziden döndükten sonra rahatsızlandı. Somali'de virüs kaptığını düşündü, ancak kısa süre sonra kolon kanseri teşhisi kondu. Geçirdiği başarısız bir ameliyattan sonra, doktorları ona üç ay ömür verdi. Hayatının son bölümünü İsviçre'de Lozan yakınlarındaki Geneva (Cenevre) gölü kıyısındaki evinde geçirdi. 20 Ocak 1993 senesinde yine İsviçre'de vefat etti. Sessiz bir cenaze töreniyle defnedildi. Hubert de Givenchy ve eski kocası Mel Ferrer, tabutunu taşıyanlar arasındaydı.
Audrey Hepburn

Son söz

Kendini adamış bir hümanist olan Audrey Hepburn, yirmi beşin üzerinde film yaptı. Hayata basit, ihtiyatlı iyimser yaklaşımı, II. Dünya Savaşı sırasında işgal altında kalan Hollanda'daki çocukluğunun sonucuydu. Kendini politik olmadan küresel davalara adayan bu güzel kadın aslında hayatı boyunca içine kapanık biriydi. Bu yüzden yalnız başına yolculuk yapmayı çok severdi. İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Flemenkçe ve italyanca da dahil olmak üzere birçok dil konuşuyordu. Tam bir hayvan severdi. Hatta Yeşil Kanal filmindeki geyiği evine getirip gittiği her yere onu taşıdı. İnci, minimal ve klasik tarzıyla tanınan Hepburn'ün favori aksesuarıydı. Okumayı çok severdi ve aşırı derecede sigara bağımlısıydı. Ah o ince çubuk sigara aparatlarına ne hayrandım. Çiçek kokularını çok severdi, özellikle beyaz lale onun çiçeğiydi. Fransız parfüm evi Creed, Hepburn'ün özel kullanımı için ''Spring Flower'' parfümünün yarattı. Hepburn'ün film kariyeri nispeten kısa olmasına ve esas olarak yalnızca 1950'ler ve 1960'lara yayılmasına rağmen, Amerikan Film Enstitüsü onu tüm zamanların en büyük film yıldızları arasında seçti. Hepburn hala "Roman Holiday" ve "Breakfast at Tiffany's" gibi filmleriyle hatırlanıyor ve bu güne kadar tarzı ve zarafeti nedeniyle hala bir moda ikonu olarak görülüyor. Ölümünden on yıllar sonra bile Hepburn, sayısız ankette tüm zamanların en güzel kadınlarından biri olarak seçilmeye devam ediyor.
https://youtu.be/C5OULZL6sMc
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum