Gezi & Seyahat Kitap & Edebiyat

BEYAZ GECELER VE BİR HAYALPEREST


Hayal etmek için oldukça uygun bir mekandayım bu hafta. Mustafa Kemal Mahallesi’nin Ankara’da değilmişsiniz gibi hissettiren sokaklarından birinde, Luluwah Kafe’deyim. Dostoyevski’nin henüz yirmi yedi yaşında yazdığı Beyaz Geceler kitabını okuyorum. Romantikliğin ve hayalperestliğin hakkını fazlasıyla veriyor. Bu romanı Zeki Müren şarkıları eşliğinde okumaksa bambaşka bir keyif, bambaşka bir deneyim. Aslında belki biraz daha hayal etmeyi seven bir insan olsaydım, bu mekanın tadını daha çok çıkarabilirdim. Yine de sinir bozucu gerçekçi tarafım bile Petersburg’daki bu dört günlük aşk hikayesinin romantikliğinden etkilendi diyebilirim. Belki de sadece Dostoyevski seviyorumdur, kim bilir?..

Baksanıza, hayalperest nedir, biliyor musunuz?

Hayalperest

Hayal etmek bana biraz zaman kaybı gibi geliyor. Hayallerde yaşamak yerine "an"da kalmayı, gerçeği yaşamayı daha çok seviyor ve tercih ediyorum. Olmasını istediğim şeyi düşünüyor, planlıyor ve olduruyorum. Başka bir bakış açısıyla, olmayacak hiç bir konuya yoğunlaşmıyorum. Çünkü tek bir hayatım var ve hayal edecek kadar vaktim yok. Olmayacak hayallerin peşinde koşacak kadar da...

Hayalperest insan değil, biliniz ki ortalama cinsten bir varlıktır. Daha çok erişilmez köşelerde bir yere yerleşir, orada neredeyse gün ışığından bile saklanır ve eğer içine kapandıysa da, o köşeye sümüklü böcek gibi yapışır ya da belki bu açıdan hem hayvan hem de ev olan, kaplumbağa denen o ilginç hayvana çok benzer.

Beyaz Geceler

Dostoyevski hayalperest kahramanını, hayalperest kelimesinin sözlük anlamından biraz farklı tanımlıyor. Beyaz Geceler’de dört günlük bir aşk hikayesini okuduğumuz hayalperest, tek başına yaşayan, şehrin gürültüsünden boğularak içine dönmüş bir memur. İnsanlardan uzaklaşmış, uzaklaştıkça gözlem yeteneği gelişmiş bir entellektüel aynı zamanda. Okurken Munch’un Çığlık tablosunun dile geldiğini düşünüyorsunuz. Böylesine yalnız bir adam, sakin bir Petersburg akşamında, karşılaştığı genç bir kadına aşık oluyor ve bütün kalbini açarak, ona kendini anlatmaya başlıyor. 

Bir zamanlar kendi kendime mutlu olduğum o yerleri hatırlamayı ve belli bir süre ziyaret etmeyi seviyorum, geri dönüşsüz biçimde geçmiş olanın ahengiyle kendi şimdimi inşa etmeyi seviyorum ve sık sık gölge gibi, işsiz güçsüz ve amaçsız, sefil ve hüzünlü geziniyorum Petersburg’un pasaj ve caddelerinde.

Dostoyevski’nin romanları genellikle karanlık oluyor. Beyaz Geceler, eleştirmenler tarafından en iç açıcı romanlarından biri olarak kabul görse de bizi içimize döndürmeyi başarıyor. Bastonlu, titrek yalnızlığın geleceğini anlattığı satırlar, benim gibi yaşlanmaktan korkan biri için fazla çarpıcı. Yeraltından Notlar’ın hemen ardından okumasam daha iyi olacaktı. Neyse ki mis gibi bir ekim sabahında bu kaygı, huzurumu kaçıramazdı.

Luluwah Kafe

Luluwah Kafe Mustafa Kemal Mahallesi’nin bahçeli evlerinden birinde hizmet veriyor. İsmini, mekan sahibinin kedisinden alıyor. Hayvansever bir işletme olduğu için bir sürü sokak kedisi sizi kapıda karşılıyor. Kahvaltısı, tatlıları tam anlamıyla anne eli değmiş tadında. Ayrıca sağlık çalışanlarına özel indirimlerinin olması da şık bir detay. 

Güneşli ama serin bir hava, içimi ısıtan taze çay var. Çiçekler ve kedilerle dolu bir bahçe, fonda Zeki Müren şarkıları, elimde Beyaz Geceler…

Hayal etmeyi bırakın, bugünü yaşayın. Sizce de fazla huzurlu değil mi?

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum