Kitap & Edebiyat

Bir Devrim Eseri- İki Şehrin Hikayesi


Size yakın zamanların en çok okunan kitabı İki Şehrin Hikayesi ile "merhaba" diyorum. Kimi eleştirmenler tarafından çok beğenilen, kimileri tarafından abartılmaması gereken bir eser. O zaman kitabın girişiyle incelememize başlayalım.

''Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku. Aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana. Kısaca, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki; kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.'' diye başlıyor İki şehrin hikayesi.

Benim için karakter analizi, büyük önem taşır. Zira, pek çok kitabı anlamakta güçlük çektiğimiz bir detaydır. O yüzden, gelin öncelikle ana karakterlerimizi birlikte tanıyalım.

Karakterler

Dr. Alexandre Manette: İşinde çok başarılı bir doktor olmasına rağmen sebebini anlayamadığı bir şekilde, hayatının en güzel yıllarını Paris'in Bastille hapishanesinde geçiren ve bu yüzden psikolojik bir yıkıma uğrayan baba kahraman.

Lucie Manette: Dr. Manette'nin kızı. Varlıklı bir yaşam süren, zarif ve güzel bir kadındır.

Charles Darnay: Aristokrat bir soydan gelen ama yoksul halkı önemseyip onlara yardım etmeyi görev bilen bir soylu. Aynı zamanda Lucie'nin eşi. Sırf aristokrat bir aileden geldiği için ölüme mahkum olur. Aslında onun bu haksız infazı, ihtilalin yanlışlarını da ortaya net bir şekilde koyar. Üstelik Dickens'in karakteri kendinden yola çıkarak oluşturduğu söylenir. Sonuçta Charles Dickens ve Charles Darnay...

Jarvis Lorry: Telson bankasının kıdemli çalışanlarından. Dr. Manette'in en sıkı dostu ve kızını kendi kızı gibi koruyan kollayan adam.

Sydney Carton: Lucie'ye derin bir aşk besleyen avukat. Yaşamında değerli gördüğü hiçbir şey yok. Darnay'a ikizi kadar benziyor. Hiç kıymet vermediği hayatını anlamlandırmak için kendini aşk uğruna feda ediyor.

Madam Defarge: Acımasız bir kadın ve tek amacı aristokratlardan intikam almak. Her birinin adını örgüsüne işleyen tuhaf bir varlık.

Ernest Defarge: Madam Defarge'in kendi gibi acımasız ve intikam kokan eşi. Meyhanesini ihtilalcilerin buluşma yeri olarak kullanıyor.

Gelelim kitabımıza

İngiliz edebiyatının şüphesiz ki en iyi yazarlarından biri Charles Dickens. Sadece İngiliz değil tüm dünya edebiyatına adını yazdıran kült eseri ise, İki Şehrin Hikayesi... Yazar, ''Yazdığım en iyi hikaye!'' diye tanımlıyor bu eşsiz yapıtını. Dickens, orta sınıf bir ailenin çocuğudur. Zaten ailesinin maddi olarak zor duruma düşmesi sebebiyle küçük yaşlarda çalışma hayatına başlamak zorunda kalmıştır. Böylece işçi sınıfının hayatını da gözlemlemeye fırsat bulmuştur ve eserlerine bunu büyük ustalıkla aktarmıştır.

Paris ve Londra eserde adı geçen iki şehir... Fransız devrimi öncesini ve sonrasını, en ince detaylarıyla, bazen kanımız donarak okuyacağımız bir kurgu haline getirmiş yazar. Yoğun bir anlatım, ustalıkla yapılmış betimlemelerle ihtilal döneminin atmosferini o kadar iyi aktarmış ki adeta kitabın içindesiniz ve yaşanan tüm olaylara şahitlik ediyor hissini yaşıyorsunuz. Yani dönemsel yazıları sevenler için "daha güzel anlatılamazdı" diyecek kadar devri hissettiriyor size. Dickens, sürükleyici gerilimi, güçlü lirizmi ile devrimi, toplumsal mücadeleyi, yoksulluğu, zulmü ve tabi ki aşkı da çağın nabzını tutarak anlatıyor.

İhtilal zamanı Fransa'sında, aristokrasi ve burjuva arasındaki sosyal, kültürel, siyasi ve toplumsal tabakalaşma sorunlarına değiniyor. Aristokratlara büyük kin ve nefret besleyen bir grup devrimcinin, aradıkları adaleti yerine getirmeye çalışırken, yaptıkları insanlık dışı adaletsizliği görüyoruz satırlarda. Yani adalet ve özgürlüğü ararken bile adaletsiz olma gerçekliğini vuruyor yüzümüze. Devrime öncülük eden, yıllarca soylu sınıf tarafından ezilen Fransız köylüsünün durumunu ve tam karşısında soylulara yönelik vahşeti. Aynı zamanda, sömürülmüş ve sefalet içindeki halk, sefa süren asilzadeler; adil olmayan bu düzene başkaldırı ve bir devrimin yaratım süreci... Sancıları, doğumu ve doğarken öldürüşü. Ortalığı kan gölüne çeviren monarşinin dayattığı giyotinle öldürülen binlerce insan. Acılarla dolu bir ihtilalin ortası, kana susamış insanların çığlıklarına karışan giyotinin gölgesindeki diğer çığlıklar...

İki Şehrin Hikayesi başlıyor

Dr. Manette'in yaşadığını öğrenen kızı, babasının yakın dostu Lorry ile birlikte İngiltere'den yola çıkar. Fransa'nın zorlu süreçlerden geçtiği o dönemde, asilzadelerin pek çoğu İngiltere'ye gitmiştir. Babasını Defarge meyhanesinin üst katındaki tavan arasında ayakkabı dikerken bulur. Çünkü yaşadığı zorlu süreç doktoru varlık reddine itmiştir. Kızıyla birlikte İngiltere'ye geri döner. Ardından Lucie varlıklı bir Fransız aristokrat olan Darnay ile evlenir ama daha önce Carton'un yaptığı teklife ret vermiştir. Darnay ve Carton birbirine fiziksel olarak çok benzemektedir ve bu hikayenin finaline nefes kesen bir nokta koyar. Olaylar, Darnay'ın Paris'te gelişen isyan hareketlerinden sonra yoksul halka yardım için Fransa'ya doğru yola çıkmasıyla başlar.

İngiliz edebiyatını çok beğenirim. Kitap için en sevdiklerim listesinde hatırı sayılır bir yeri olduğunu söyleyebilirim. Okuyanlar benimle kendi yorumlarını da paylaşırsa sevinirim. İncelemenin başında, kitabın girizgahını paylaşmıştım sizlerle. Şimdi de sonunu paylaşarak bitiriyorum. Sevgiyle...

''Bu şimdiye kadar yaptığım en iyi, en doğru şey ve bu yolun sonu şimdiye dek bilmediğim kadar güzel, çok güzel bir uyku.'' Sydney Carton
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum