Kitap & Edebiyat

Bir Salgın Distopyası: Körlük İncelemesi (Spoiler İçerir)


Ceren Ceylan 10 Ekim 16:56

Bir gün araba kullanırken ışıklarda durunca aniden kör olduğunuzu düşünün. Hatta normal kör insanlar gibi dünyayı siyah ve karanlık değil de, baş ağrıtıcı şekilde bembeyaz gördüğünüzü... Kulağa çok korkunç geliyor değil mi? Kim böyle bir şey yaşamak ister ki? Hem de bu körlüğün bir salgın olduğundan habersizse... Pandemi döneminde popülaritesini zirveye çıkartan kitaplardan biri Körlük. Az önce hayal kurduğunuz ve asla yerinde olmak istemediğiniz olayları anlatıyor. Kitap, okuyucuya adeta psikolojik şiddet uyguluyor. Ama bunun yanında, aynı anda hem fantastik hem de sosyolojik bir yolculuğa çıkarıyor. Kitap, gece rüyalarınıza girebilecek kadar gerçekçi ve etkileyici bir olaydan bahsediyor. Ama kitabın vermek istediği mesaj o kadar güzel ki, yaşanan tüm gerilime değiyor!

Hikayenin yaratıcısı Jose Saramago

Jose Saramago Portekiz asıllı bir yazar. 1922 yılında Lizbon kentinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Maddi sıkıntılar nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalıyor. Makinistlik eğitimi alıyor, editörlük ve çevirmenlik yapıyor. Ömrü bunların peşinde geçerken 1947'de ilk romanını (Günah Ülkesi) yayınlıyor.

Körlük kitabını 1995'de yayınlıyor ve geniş kitleler tarafından tanınan bir yazar oluyor. Körlük o kadar etkileyici bir kitap oluyor ki devamı olarak Görmek, 2004 yılında okuyucu ile buluşuyor.

1998'de Nobel Ödülü alıyor yazar. Saramago bu ödülle bir idealist eğilimi en farklı şekilde ifade eden yazar seçiliyor. Sadece roman değil, şiir ve oyun alanlarında da birçok eser veriyor.

Yazarın kendine has bir imzası var: noktalama işareti kullanmamak!.. Yazar, hiçbir kitabında ve eserinde nokta ve virgül hariç noktalama işareti kullanmıyor. Diyalogları bile düz yazı biçiminde yazıyor. Hatta kitabı ilk okuduğunuzda yazarın stiline alışmak zaman alıyor. Ama anlatım dili gayet sade ve akıcı. Okurken cümleler öyle bir akıyor ki.. Hele bir de yazarın düz yazı stiline gözünüz alışırsa yeme de yanında yat!

Saramago yazılarında çok şey anlatmak istiyor aslında. Dünyaya vermek istediği o kadar mesaj var ki, zaten bu huyu da onu Nobel ödülü sahibi yapıyor. Adeta öğüt niteliğinde olan cümleleri, üzerine düşünülmesi gereken sözler.

Asıl körlük umudunun tükendiği bu dünyada yaşamaktı.

Jose Saramago, Körlük

Beyaz körlük

Hikaye, bir adamın araba kullanırken aniden kör olmasıyla başlıyor. Ama bu körlük bildiğimiz körlük gibi değil. Adamın gözleri sadece sonsuz bir beyazlık görüyor. Hatta yazar bu görme kaybını kitapta "süt denizinde yüzer gibi" olarak tanımlıyor.

İşin garibi bu beyaz körlük, bir salgın haline geliyor. Kitabı pandemi döneminde okumuş olmak bu yüzden daha sağlam bir psikolojik etki bırakıyor. Beyaz körlük, ilk önce bu adamın arabasını çalmaya kalkan adama sonra bir göz doktoruna bulaşıyor. Hızla yayılan körlüğü farkeden devlet, kör olan insanları terkedilmiş bir akıl hastanesine alıyor. Ve körlere diğer insanlara için bunu yapmaları gerektiğini söylüyor.

Akıl hastanesine kapatılanlardan biri olan göz doktorunun eşi olan kadın, aslında görüyor. Körlük bir tek o kadına bulaşmıyor. Ama bunu herkesten saklayarak ve kör taklidi yaparak kocasıyla birlikte o da hastaneye giriyor. İşte asıl film burada kopuyor!

Hastanedeki insanların karantinasına kimse yaklaşmak istemiyor. Herkes kör olmaktan korkuyor. Ve kör olan insanlar adeta hastanede kendi hallerinde ölüme terk ediliyor. Yemekleri uzaktan veriliyor. Hatta hastane keskin nişancılarla uzaktan izleniyor. Hastaneden kaçmaya kalkacak bir kör olursa buna asla izin verilmiyor.

İnsanlığın gerçek yüzü

Hastanede hastaların kendi arasında da işler zorlaşıyor. İnsanlığın gerçek yüzü ortaya çıkıyor. Bazıları nasıl olsa herkes kör diye her yere pisliyor. İnsanlar adeta artık pislik içinde hareket ediyor. Tabii, doktorun karısı her şeyi görüyor ama bunu kimseye söyleyemiyor. Gel gör ki, doktorun karısı sırf eşini orada yalnız bırakmamak için bu yola girse de doktor, onu aldatıyor. Yani anlayacağınız artık kimin eli kimin cebinde belli değil!

Sonradan bir çete ortaya çıkıyor. Birkaç adamdan oluşan bu çete, hastaneye bırakılan yemeklere el koyuyor. Bunun karşılığında karşı koğuşlardan kadınları odalarına istiyorlar. İlk başta kabul edilmese de sonradan kadınlara çok çirkin muameleler yapılıyor. İşler tecavüzlere ve şiddete kadar gidiyor.

Sonra doktorun karısı bir yol bulup bir şekilde herkesi o hastaneden çıkartıyor. Ama dışarı çıktıklarında hiçbir şey bıraktıkları gibi kalmamış oluyor. Herkes kör olmuş. Marketler, evler, sokaklar yağmalanmış. Adeta bir savaş alanına dönmüş her yer.

Hikaye sonunda doktorun karısı hastalardan bazılarını eve götürüp orada bir süre bakıyor. Tabii bu süre zarfında doktorunun karısının kör olmadığını herkes anlıyor. Hayatlarına normal bir şekilde devam etmeye çalışırken birden beklenmedik bir şey oluyor. İlk kör olan kişiden başlayarak herkes tekrar görmeye başlıyor! Hikaye burada bitiyor ve devamı 2004'de Görmek adlı kitapla geliyor.

Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük. Gören körler mi? Gördüğü halde görmeyen körler.

Jose Saramago, Körlük

Kesinlikle tavsiyedir!

Ne kadar burada olay örgüsünden bahsedilse de kitabı her şeyiyle okumak gerekiyor. Yazar, kitapta ne yer ne de zaman olarak hiçbir şey belirtmemiş. Bunun nedeni yazarın kitabın evrensel olmasını istemesi. Görüyoruz ki, başarılı bir hareket oluyor. Kitap, tüm dünyada büyük bir etki yaratıyor.

Sorgulatıcı, sıradışı, özgün bir anlatıma sahip olan bu kitap; okuyucuyu asla sıkmıyor. Tam tersine gerçekleri anlatan bir kurgu olmasıyla okuyucuyu kitaba daha çok bağlıyor. İnsanın mayasının bozuk olduğunu ve terörizme ne kadar yakın olduğunu anlıyoruz. Her insanın içinde bir canavar vardır, oradan çıkmak için sadece uygun ortamı bekler.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum