Kitap & Edebiyat Gezi & Seyahat

BİRAZ KOKU BİRAZ JUJU


Kendini dinlemeyi seven insanlardan mısınız? Vesveseli olmak anlamında değil bu soru. Duyulara odaklanmaktan bahsediyorum aslında. Bir canlıya ya da bir eşyaya dokunduğunuzda parmaklarınızda hissettiğiniz sıcaklık; bir insanın ya da bir mekanın kokusu; bir sokağın görüntüsü… Hafızanızda hangisi iz bırakır en çok? Kokular, sesler, tatlar, dokunuşlar?.. Başka zamanlara ya da başka mekanlara gider misiniz duyularınızla? Sadece duyularınızı doyurmak için planlar yapar mısınız?

Ben kendini fazlasıyla dinleyenlerdenim çoğu zaman. Güzel bir tat için uzun yollara çıkarım. Güzel kokan insanlar enerjimi yükseltir. Sadece kokularla canlanan anılarım vardır. Sevdiğim insanlara dokunurum ve sevdiğim eşyalara da… Çok gergin olduğum bir anda gözlerimi kapatıp kedimi severim. O an sadece parmak uçlarıma odaklanırım. O yumuşaklığa, o sıcaklığa, o mırıltılı titreşime… Farklı tatlar denerim. Bunu yaparken o yeni lezzete odaklanırım. O yaşadığım an, o lezzetle birlikte hafızama kazınır. O tadın bir şarkısı vardır bende. Belki bir mevsimi, kıyafet dokusu, odanın kokusu…Bu nedenle güzel kahve ve güzel müzik peşinde koşarım. Yanında da güzel bir dekor varsa daha ne ister bir insan hayattan?

Juju fresh

Bu hafta beş duyumu da fazlasıyla doyuran bir mekan keşfettim: Juju Fresh. Birbirinden lezzetli detoks içecekleriyle, huzur veren müzikleri ve dekoruyla, mis kokusuyla her bir hücreme dokundu. Bahar Uyandıran, Köklere Dönüş 1 ve Köklere Dönüş 2 isimli detoks içeceklerinin tadımını yaptım. Humuslu salata yedim. Tabii ki kahvemi de içtim. Tüm bunları yaparken de mekana en yakışacak kitabı seçtim: Koku.

1700’lü yıllarda Fransa’da geçen bu hikaye Patrick Süskind kaleminden. Koku, hassasiyeti dahilik seviyesinde olan bir katilin hikayesini anlatıyor. Her sayfasında heyecanı biraz daha artan kitap, müthiş de bir final yapıyor. Ama kitaptan önce biraz da mekanın işletmecisi Ekin Hanım’dan bahsetmek istiyorum. Çünkü bence ortamın güzelliği Ekin Hanım’ın enerjisiyle birleşince ortaya çok keyifli bir iş çıkmış. En çok övgüyü o hak ediyor.

Girişimci kadınlara saygıyla

Ekin Hanım, hani o sık sık duyduğumuz hikayenin kahramanlarından. Yani kurumsal hayattan sıkılıp mekan açanlardan. 2015 yılında kurulan Juju markasını, 4 Ağustos 2020 tarihinde devralmış. Pandeminin göbeğinde yani... Bana sorarsanız gerçek bir cesaret örneği. Attığı bu adımdan da çok keyif almış. Aldığı keyfi maviş gözlerinde görebilirsiniz zaten. Sadece işletme değil onu heyecanlandıran. Mutfak tarafını da çok seviyor. Yeni tatlar deniyor. Yeni tarifler arıyor. Detoks içecekleri konusunda büyük bir marka olmak istiyor. Ama yeni insanlar tanıdığı ve yeni hikayeler dinlediği bu küçük mekanını da çok seviyor. Üsküp Caddesi’nde bulunan mekanda küçük küçük atölye çalışmaları da yapıyorlar. 8-10 kişilik toplantılar için bir odası da mevcut. Firmalar, dernekler, vakıflar bu odayı az katılımcılı toplantıları için kullanabiliyorlar.

Juju Fresh sağlıklı olduğu kadar hayvansever de. Hayvanlarınızla birlikte sizi misafir ediyorlar. Ekin Hanım Pawguard Derneği’nin de aktif üyelerinden. Vakit buldukça sokak hayvanlarını beslemek için derneğin yaptığı organizasyonlara katılıyor. Aynı zamanda kadın dayanışmasına da fazlasıyla inanıyor. Mekanın bir köşesini seramik yapan bir kadın sanatçının ürünlerine ayırmış. El yapımı çok güzel seramik fincanlar, kupalar, tabaklar da sergiliyor. Hani o özlediğimiz iyi insanlar var ya, işte tam olarak onlardan. Ben de kargala.com sayesinde daha çok gezmeye ve daha çok iyi insan tanımaya başladım. Size de vesile olabiliyorsam ne mutlu bana.

Bir katilin hikayesi

Detoks içeceklerinin ve güzel bir sohbetin ardından kendimi Koku kitabına bıraktım. Kitap, okuduğum en iyi romanlardan biri olabilir. Duyulara fazlasıyla anı ve anlam yükleyen bir insan olarak ben, Jean-Baptiste Grenouille karakterinin tutkusuyla büyülendim. Katil olması bence küçük bir detay(!).

Kokan bir nesnesin adı olmayan sözcükler, yani soyut kavramlar, özellikle de töresel ve ahlaki cinsten olanlarına zor mu zor geliyordu. Aklında tutamıyor, karıştırıyordu. Yetişkin bir insan olduğunda bile istemeye istemeye ve çoğu zaman yanlış kullanacaktı hak, vicdan, tanrı, sevinç, sorumluluk, alçakgönüllülük, şükran vb. sözleri; her birinin neye karşılık olduğu karanlıktı Grenouille içinde hep de öyle kalacaktı. 

Bir insan düşünün ki iğrenç kokuların arasında istenmeyen bir çocuk olarak dünyaya gelsin, ölüme terk edilsin. Başına gelen her şeye dirensin ve hayatta kalsın. Oral dönem yaşamadan sadece koklayarak hayatı tanısın. Sadece kokusunu aldığı şeylere anlam yüklesin. Üstelik tüm bunları yaşarken de kendine ait bir kokusu asla olmasın. Başka insanların teninin kokusunu merak etsin, ilgi duysun ve sadece bu kokuya ulaşmak için onları öldürmeyi göze alsın. Kurgu gerçekten çok başarılı. Hikaye dili de bir o kadar akıcı. Finalse gerçekten heyecan verici.

Roman, bir katil hikayesinin çok ötesinde bana kalırsa. Felsefi anlamda da üzerine konuşulacak çok konu var. Jean-Baptiste Grenouille bir dahi mi? Yazarın tabiriyle; duyu organlarının en ilkelini bu kadar iyi kullanabilen bir insan, normal bir insan hayatı yaşayabilir mi? Ölümü hak etmiş bir kötüyse, kötü olmayı kendi mi tercih etti? Bir sosyopat mıydı; yoksa öyle mi doğdu?

Kitap bana çok soru sordurdu. En kısa zamanda filmini de izleyeceğim. Kokular o kadar güzel tasvir edilmiş ki kitapta, sanat yönetmeni neler yapmış merak ediyorum.  Bir de bir konuda ne düşündüğünüzü merak ediyorum: En ilkel duyu organımız sizce hangisi?

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum