Aktüel Sağlık

Birazcık Depresyon Almaz Mıydınız?


Konuk Yazar 7 Ekim 06:00

Yazıya girmeden önce bir uyarı ile başlayayım: Depresyon ara sıra keyfinizin kaçması değildir. Gerçek bir hastalıktır ve uzun sürer, tarifi imkânsız acılar içerisinde hissedersiniz. Mazi de, müstakbel de karanlık gelir. Ah edip ağyarı ahınızla agah etmek istemezsiniz, kendinizi değersiz ve yetersiz hissettiğiniz gibi, insanlardan da ümidiniz kesilir. Tam bir karanlıktır. Bu sebeple “bu aralar biraz keyfim yok ya” gibi basit bir tablo değildir. Depresyonu bu ağırlığı içinde anlamakta fayda var. 

Peki konuya gelelim. Ne oluyor da depresyona giriyoruz? 

DEPRESYON

Şarjımızın bitmesi ve depresyon

Depresyonun farklı farklı birçok açıklaması var. Beyindeki serotonin reseptörlerinin doymaması gibi biyolojik bir açıklaması var mesela. Ya da karamsar ve yanlı bakış açısının sizi depresyona soktuğunu ifade eden, bunu değiştirmeye çalışan Bilişsel Davranışçı Terapi modeli. Ben, Freud ve “Savunma Düzenekleri” dediği kavram ile depresyonu anlatacağım. Buna bağlı olarak da, depresyonun bize anlatmak istediğini bulmaya çalışacağım. 

Savunma düzeneklerimiz

Freud, bilinçaltı kavramını literatüre kazandırdı, malum. Bununla beraber şunu öne sürdü: Libido ve saldırganlık gibi dürtülerimizin kaynağı olan id’in istekleri ve “Sen Bihter Ziyagilsin, kendine gel!” diyen süperego arasında kalan ego, bunları ölçer, tartar ve doğru nesneye yönlendirilmesine çaba sarf eder. Örneğin; babanızla sorunlarınız varsa ve bunlar çözülmemişse, ona bir öfke oluşur. Şuuraltınız ona zarar vermek ister. Fakat süperego der ki; babaya zarar vermek yanlış, kendinize geliniz lütfen. Ego arayı bulmaya çalışır, “Aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı kaçmasın.” der.

Haliyle öfkeyi çeşitli şekillerde manipüle etmeye çalışır:

1. Bastırır. Bütünüyle yok sayar.

2. Başka nesneye yönlendirir (babaya benzeyen bir nesneye). Mesela iş yerinde amire, evde eğer otorite figürü olarak görüyorsa kocaya…

3. Şakaya vurur, babayla ilgili mizah yapar durursunuz ve “her şakanın altında bir gerçek yatar” darb-ı meselinin ifade ettiği o gerçek ile öfke dürtüsünü doyurabilirsiniz. Kısmen…

Bunlar gibi çeşit çeşit savunma düzenekleri vardır. Ego tüm bunları yapar, yapar da EGO bu; su yakmıyor sonuçta.

DEPRESYON

EGO su yakmıyor, peki ne yakıyor?

Temel olarak, id’in istekleri ile süperego arasında sıkışan ve ortayolu bulmaya çalışan ego, bunları icra ederken enerji harcar durur. Dolayısı ile enerji harcarken bir taraftan şarj olmuyorsa -en azından yetecek kadar şarj olmuyorsa- giderek şarjı tükenir. Şarjı bitince de ne mi olur? Cevap: Depresyon.

Şarjın bitmesi metaforu bence depresyonu çok iyi anlatıyor. Depresyonu bir oturup düşünün bakalım. Gerçekten de tam olarak şarjı bitmiş ya da bitmek üzere olan ve güç tasarrufu modunda çalışan telefona benzer depresyon. Ya hiçbir şey yapmaz ya da çok temel fonksiyonları yerine getirir, gerisiyle uğraşmaz. Parlaklığı düşer, kendine bakmayı bırakan bir depresyon hastası gibi. Üstelik biraz daha şarj etmezseniz, kapanır. Kendini dış dünyaya tamamen kapatan bir depresif gibi.

Yani; ''depresyon, savunma düzeneklerine enerji harcayıp şarjı biten ve şarj olmaya ihtiyacı olan bir ego’dan ibarettir'' diyebiliriz.

Depresyondan öğrenin

Tam da bu noktada, depresyondan öğreneceklerimiz vardır.

1. Şarjımızı tüketen şeyler var.

2. Bir şekilde bir yerden beslenmiyoruz ve bu sebeple şarj da olamıyoruz.

Pek tabii ki kendi kendimize savunma düzeneklerimizi bulmamız oldukça zordur. Lakin bunları bulsak bile, nasıl yöneteceğimiz de bir o kadar zordur. Ama şarjımızı en çok neyin harcadığını bulur ve işe de yaramıyorsa, o programı telefondan kaldırırsak, tekrar şarj olduğumuzda şarjımızın daha uzun süre gitmesini sağlarız. 

Burada başta bahsi geçen, ara sıra gelen mutsuzluk hallerini de pakete dahil edin. Hiçbir şey yapasınız yoktur, yapmaya çalışsanız da, eskiden tat veren şeyler bu defa tat vermez. Çünkü egonun enerjisi harekete geçmeyi ve hayatın içinde kalmayı sağladığı gibi, ondan tat almayı da sağlar. Yani egonun şarjı bitince, hayattan tat alamaz hale de gelirsiniz.

Sonuç olarak, depresyonun veya depresif ruh hallerinin bizi içine çektiği yerde durup bir düşünmek gerekir. Neden olduğunu fark edemesek de, enerjimizi her şeyden çekip kendi içimize yöneldiğimiz o depresif hallerde biraz daha kalabiliriz. Enerjimizi harcadığımız yanlış yerleri, ancak depresyona girince keşfederiz. Durup düşünürsek ondan öğreneceğimiz çok şey olabilir.

Ne dersiniz, biraz depresyon almaz mıydınız?

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum