BİRKAÇ GENİ DEĞİŞTİRSEK KIYAMET Mİ KOPAR?


Sezer Aygün 15 Aralık 07:29

Nuh tufanını hepimiz biliriz ya da kayıp şehir Atlantis’in hikayesini... Onun dışında gezegenimizin tarihinde beş defa toplu soy tükenmesi olduğunu biliyor muydunuz? Altıncı ve en büyük olanın da yakın olduğunu söyleyen bilim adamları yok değil. Bunu da bir kuyruklu yıldız yapmayacak. Genetiği değiştirilmiş yiyecekler yapacak. Benden duymuş olmayın. Dr. Bruce H. Lipton İnancın Biyolojisi adlı kitabında böyle bahsediyor. Gezegenimizde "the big bang"ten sonraki ilk 600 milyon yıl içinde dünya nüfusu, bakteri ve alg gibi tek hücreli organizmalardan oluşuyordu. Sonra malum insanlar ve hayvanlar geldi. Tek hücreden akıllı hücreye geçiş. Tek hücreli de olsa, karmaşık organizmaların hücresi de olsa genler, yaşamını devam ettirmeye programlı. Aynı insan gibi... Kendine zarar verecek ortamdan kaçıyor. Bununla beraber kendi aralarında büyük şirketlerin teşkilat şemalarındaki gibi bir iş birliği ve dayanışma içindeler. Bu işbirliği ve uyum, insan eliyle bozuluyor mu? Bir bakalım!

Türler arası gen transferi

Buna örnek verelim. Sinir sisteminde bir hücre embriyo halindeyken bazı özel işlevleri olur. Böylelikle doku ve organlar oluşur. Bu doku ve organlardaki yeni oluşan hücreler, zaman içinde yeni görevler alır. İş yükü paylaşımına ek olarak eski ve yeni görev dağılımı ve tecrübe gen hafızasına işlenir. Sinir sistemindeki doku ve organları oluşturan uzman hücrelerin sadece bir kısmı çevresel etkileri okumak ve onlara tepki vermekle uğraşır. Dolayısıyla çok hücrenin az işle meşgul olması daha az enerji harcanması anlamına gelir. Hayatta kalmak için hücrenin şansı ve kalitesi artarken organizmanın hayatta kalabilme yetisi artmış olur.

Doğada da buna benzer bir yardımlaşma mevcut. Genlerin tecrübeleri sadece aynı türler arası üreme yoluyla aktarılmıyor. Farklı türler arasında da gen transferi yolu ile genetik bilgi paylaşımı var. Böylelikle diğer organizmalardan öğrenilmiş tecrübeleri edinilir. Bir nevi genler öğrenilen tecrübelerin sakladığı kalıcı depolama birimleri.  Bunun da sebebi değişen şartlara uyum sağlayarak hayatta kalmak. Genom biliminin ortaya çıkardığı sonuç ise şu; farklı türler arasında bilinenden daha fazla iş birliği mekanizması var. Kısaca organizmalar birbirinden bağımsız değil. Bu aradaki bilgi paylaşımı tesadüf değil. Doğanın yaşamı daha güzelleştirmek ve geliştirmek için kullandığı bir yöntem.

Yaşamak için işbirliği

Tam tersi iki örnekle açıklayalım tüm konuyu. Mesela hasta olduğumuzda antibiyotik yada ellerimizi temizlemek için antibakteriyel sabun kullanırız. Tüm bunları yaparken floramızdaki yararlı bakterilerin çoğunu yok etmiş oluyoruz. Mesela mısırın genini dayanıklı olması için değiştirmek tüm yaşamı tahmin edemeyeceğimiz biçimde değiştirmeye yol açabilir. Biz mısırı yeriz, yapay genler bizim bağırsak floramızdaki faydalı organizmaların yapısını değiştirir. Dolayısıyla genlerimize çevreden gelen negatif etkileri entegre etmiş oluruz. Aslında birçok mikroorganizma ile savaşıyoruz. Halbuki olması gereken onlarla savaşmak değil, onlardan fayda sağlamak. Genetik mühendisleri genetiği değiştirilmiş organizmaları piyasaya sürerken bu gen transferini ve doğuracağı korkunç sonuçları hiç dikkate almadan hareket ediyor. Darwin’in yaşama en uyumlu bireyin önem kazandığını iddia ettiği teorisine karşılık tüm yaşamın ancak beraber olduğunda yaşayabileceği gerçeğini göz ardı ediyorlar.

Huylu huyundan vazgeçer mi?

Hani Darwin diyordu ya; genetikten gelen kodlar tüm yaşamımızı etkiler. Yani daha siz cenin haldeyken belirlenmiş kaderiniz üzerinde hiçbir söz hakkına sahip değilsiniz. Herkes kalıtım kurbanı, mağdur, aciz... "Benim sana bu şekilde davranmam benim hatam değil. Yapım böyle napayım." "Görevlerimi yerine getirmekte zorlanıyorum. Genlerim utansın."

Beynini kullanmak yerine omurilik soğanıyla idare eden bazı insanlar için bu mazeretler çok doğal olabilir. Fakat değil işte... Nobel ödüllü David Baltimore “insanın bir solucan veya bir bitkiden daha karmaşık olmasının sebebi onlardan daha fazla genlere sahip olmamız değil bizim karmaşıklığımızın sebebi devasa davranışsal repertuarımız bilinçli hareketlerde bulunabilme yeteneğimiz, dikkate değer fiziksel koordinasyonumuz, çevreden gelen etkilere verdiğimiz tepkiler, öğrenme kabiliyetimiz ve hafızamız ve dahası” olduğunu söylüyor.

Genetik kodların değişebilir olduğunu görebildik değil mi? Yani huylu huyundan vazgeçebilirmiş. Türler arasındaki iş birliğinden gelen ortak kodlarımızla bugüne kadar edindiğimiz dersleri hayata geçirmezsek yaşam tehdit altında ve evren, her seferinde hayatın sırrını çözdük diyen bilim insanlarıyla kıyamete kadar dalga geçmeye devam edecek.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum