Aktüel

Bitmeyen Challenge: Darwin ve Evrim


Sezer Aygün 10 Ağustos 13:54

Gençken antropoloji alanını ilk defa öğrendiğimde irkildiğimi hatırlarım. Sanki yaradılışa aykırı bir bilim dalıymış gibi hissedip uzak durduğumu iyi biliyorum. Çünkü antropoloji insan hakkındaki soruları bilimsel yolla açıklamaya çalışır. Dolayısıyla da ilk insandan günümüze kadarki insanın kültürel ve özellikle fiziki yapısının sürecini incelerken doğal olarak fosillere bakar. Fosil kalıntıları ve türler arasındaki genetik benzerlikleri bir soyağacına oturtur. Bu soyağacından ilk bahseden olmasa da dünyayı en çok etkileyen isim Darwin. Darwin ve evrim teorisi... Evrim teorisi -malum- bizim her daim "tukaka" konu başlığımız. Çünkü görüntüde bu teori, başka bir soyağacının varlığını anlatan dini bakış açısıyla taban tabana çelişiyor.

Türlerin kökeni

1859da yayınlanan "Türlerin Kökeni" adlı kitap, farklı türlerin tek atadan geldiğini söyler. Her canlının kendinden daha az gelişmiş bir yaşam formundan mücadeleler sonucunda ilerlediğini savunur. O kitaptan günümüze aktarılan malum klişemiz "insanın atası bir maymun." (Acaba galat-ı meşhur cümleler sınıfına dahil edebilir miyiz bunu diye merak ettim.) Tam bu noktada şu bilgiyi ekleyim. Nature'de yayımlanan bir makale der ki iki kardeşin genetik benzerliği %50 iken, şempanzelerin DNA ve genetik kodlarının %98.5'i insanlarla aynı. Bu detay, teoriyi destekleyen bir sonuç gibi görünmekle beraber iddiaları tamamen hatalı bulan insanların sayısı ise bir hayli fazla. Merakınızı şöyle gidereyim. İnsan ile şempanzenin birbirine benzerliklerinden kastedilen, genomun tamamı. Peki genom nedir? Bir türe özgü olan genlerin tümü. "İki kardeşin birbirine %50 benzemesi" denildiğinde ise tüm genom yoktur. İnsanlar arası farkın belirlendiği %0.02-0.08'lik genom farkına dahil olan genler vardır.

Evrim teorisine göre insan, milyonlarca yıl önce maymunlardan ayrılan değişik bir yaratığın devamı niteliğinde. Çok ciddi sorulara cevaplar hala verilmemekle beraber insan beynini araştırıken evrimleşme basamaklarını tahmin ettikleri üç tane tür var. Şimdi teker teker onlara bir göz atalım.

Australopitesus Afaransis nam-ı diğer Lucy

3-4 milyon yıl önce yaşadı. Lucy'nin beyni 500 gram agırlığında. İskelet yapısı maymuna benziyorken beyin ölçüleri bizimkinin üçte biri kadar. Kolları uzun ve güçlü. Bacakları ise kısa. Çoğunlukla yaprak ve meyvelerle besleniyor. Konuşmayı henüz çözmedi. Beyin büyüklüğünden dolayı aletlerin nasıl yapıldığını henüz bilmiyor. Soyu yaklaşık bir milyon yıl önce tükendi. Antropologlar Lucy'nin soyunu bize kadar gelmeyi başarmış "Homo" türüne bıraktığını söylüyor.

Meşhur Homo Erectus

Homo "insan", erectus "dik" demek. Ayağa kalkmış insan. Lucy'nin iki katı büyüklüğünde kafa yapısına sahip. 1,5 milyon yıl önce yaşadı. Ayağa kalkmasından mütevellit iskelet sistemi sert. Boyu aşağı yukarı bizler kadar. Beslenme düzenine eti ekledi. Beyni 1000 grama ulaştı. Taştan aletler yapıyor. En meşhur aleti balta. Bu arada dilini geliştirdi. Fakat balta yapmak mı dili kullanmak mı beyin gelişimini hızlandırdı; hala belli değil. Bu soydan gelenlerin diğer meşhur kişisi Homo saphiens. Yani Neanderthaller...

Homo saphiensin anlamı bilge demek. 400.000 yıl kadar önce yaşadı. Ortalama beyin ağırlığı 1350 gram. Zamanın bilgesi avlandı. Tarım yaptı. Bunlarla beraber sosyalleşti. Yani topluluk olarak yaşamaya başladı. Belki de en güzeli, resimler çizmeye başladı.

İnsan -yani bilim-, yaşadığı deneyimlediği her şeyin altını üstünü öncesini sonrasını merak eder. Etmeli de zaten. Çünkü yaşıyoruz ve bir şekilde var edilmişiz. Bulunmayı sabırla bekleyen milyonlarca bilgi yeryüzüne -hatta tüm evrene- dağılmış vaziyette. İlk insan ve sonrası ile ilgili bulacağımız her şey belki de bugünün sorunlarına merhem olmaya namzet. Neticede insan varlığının ilk prototipiydi. Dolayısıyla antropoloji de bu zeminde hareket ediyor. Belki henüz tüm parçalar bulunmadı. Ama "eskiden buralar dutluktu" romantizmine ve rahatlığına da gerek yok. Buna ek olarak, dünyanın ilerlemesi için iç görüsünü ve bilgisini bilime hizmet ettiren kişilerin yaşama dair meraklarının moleküler düzeye inmesi gerekiyordu. Bunun için de aykırı bir fikre ihtiyaç vardı. Darwin bu sebepten dünya için çok önemli bir aktör. Unutmayın ki bazen bir ile birin toplamı üç eder.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum