Sinema & TV Kitap & Edebiyat

BluTV: The Handmaid's Tale İncelemesi


Ahmet Esad Çağlar 20 Aralık 10:31

The Handmaid's Tale 2017 yılından bu yana hayatımıza giren harika bir dizi. 1985 yılında Margaret Atwood tarafından kaleme alınan aynı isimli romandan uyarlanmıştır.

Oyuncu kadrosunda Elisabet Moss, Yvone Strahovski, Joseph Finnes yer almaktadır. En iyi drama dizisi başta olmak üzere toplam 21 ödül almıştır. Yani Emmy'lere, Altın kürelere yıllardır ambargo koyan bir dizidir. Hulu yapımı olan bu muhteşem yapıt distopya türünün bana göre en iyi örneklerindendir.

The Handmaid's Tale'in dokunaklı hikayesi

The Handmaid's Tale'in hikayesi genel olarak karamsar bir ortamda geçiyor. Çok fazla detay vermeden kısaca konudan bahsedeyim. Bir sebepten dolayı kadınların doğurganlık özelliği çok azalıyor ve insanlığın geleceği tehlike altına giriyor. Şartlar giderek zorlaşıyor, durum giderek vahimleşiyor ve bir grup ruh hastası -sözüm ona bir çözüm bulup- yönetimi ele geçiriyor. Buldukları çözüm şu şekilde. Doğurganlık özelliğini halen kaybetmemiş çok az sayıdaki kadın ailelerinden, kocalarından ve çocuklarından zorla koparılıyor. Komutan denilen bazı erkekler tarafından sistematik bir şekilde tecavüze uğruyor ve doğuma zorlanıyor.

Doğum gerçekleştikten sonra çocuğundan ayrılıp başka bir komutana veriliyor. Karşı çıkanlar, boyun eğmeyenler, düzeni bozanlar koloni denilen toplama kamplarına gönderiliyor veya idam ediliyor. Hikayenin baş kahramanı olan June adındaki bir damızlık bir süre sonra bir direniş hareketinin öncüsü haline geliyor ve düzene çomak sokuyor. Damızlık kızın öyküsü işte o zaman farklı bir hal alıyor.

Çok fazla spoiler vermeden özetle diziden bu şekilde bahsedebiliriz. Diziyi sizelere tavsiye etmemin birkaç sebebi var. Öncelikle kusursuz senaryo, kusursuz oyunculuklar, kostümü, mekan seçimi ve teknik anlamda harika bir yapıt. Bir de bende yarattığı farkındalık.

Farklı bir bakış açısı

Aslında benim ilgimi çeken tarafı biraz daha derin. İzlemeye başladığım zaman henüz daha Covid-19 pandemisi başlamamıştı ama o zaman da böyle düşünmüştüm. Bu hikayedeki gibi bir durum gelecekte gerçek olabilir mi? Derinlere indiğimde aslında bu tür bir baskının üzerimizde zaten hep var olduğunu fark ettim. Bir çok kadın ve erkek içgüdüsel olarak anne-baba olmak için zaten istekli. Ancak ya istemeyenler?..

Çoğu zaman ana olmuş hemcinsleri tarafından kadınlara üstü kapalı da olsa baskı uygulanmıyor mu? Kadınlar kocaları, erkekler karıları tarafından bu konuda hiç zorlanmıyorlar mı? Konu komşu tarafından ve ya akrabaları tarafından ne zaman çocuk düşünüyorsunuz diye sorulmuyor mu? Üstelik dünyamızda bu tür bir kaos ortamı yokken.

Benim bakış açıma göre anne ve ya baba olmak eşlerin hiçbir baskı altında olmadan beraber vermesi gereken bir karar. "Eşlerden birinin kafasında bir soru işareti var ise ve diğeri çok istiyor" diye o da kabulleniyorsa bu durum ileride çok kötü sonuçlar oluşturur.

Doğumdan hemen sonra kadınların yaşadığı lohusa sendromunun sebeplerinden biri de bu olabilir mi? Çocuk istemeyen erkeklere geri kafalı zihniyetler nasıl bakarlar, arkasından nasıl konuşulur? Tabii bir de ikinci çocukla ilgili mevzu var. Bir çocuğunuzun olması da çoğu zaman çevrenize yeterli gelmez. "Eee bu çocuk kardeşi olmadan mı büyüyecek?" En az üç çocuk mevzusuna hiç girmiyorum.

The Handmaid's Tale okuma ve izleme önerisi

Gelelim asıl konuya. Peki bir gün benzeri bir durumun yaşanması sizce mümkün mü? The Handmaid's Tale'in hikayesi sizce gelecekte insanlığın başına gelebilir mi?

Önce romanı okuyup sonra diziyi izlemenizi öneririm. Alışılagelmişin dışında bana göre dizi romana nazaran daha etkileyici. Tabii bu durum kişiden kişiye değişir. Sizlerin yorumlarını da merak ediyorum. Bakalım siz izlediğinizde nasıl bir hissiyata kapılacaksınız.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum