Bilim & Teknoloji

Çernobil ve 4 Numaralı Reaktör Gerçeği


Mehmet Yılmaz 18 Ağustos 14:00

Doğanın güçlerinden faydalanmaya çalışırken meydana gelen bir başarısızlık hikayesi: Çernobil.

Çernobil, facialarla akıllara kazınsa da ileride nükleer enerjiden faydalanmak adına çıkarılması gereken önemli dersler var. Bunu ise Çernobil’in az bilinen gerçeklerini daha iyi öğrenerek sağlayabiliriz. Bu yazıda Çernobil’in ardındaki gizli detaylar sizlere en iyi şekilde aktarılmaya çalışılmıştır.

Nükleer reaktörler

Konuya hakim olmak adına nükleer reaktörlerden kabaca bahsetmekte fayda olacaktır. İlk nükleer reaktör 1942 yılında ABD’nin Chicago eyaletinde kurulmuştur. Nükleer reaktörlerin temel amacı bir enerjiyi başka bir enerjiye dönüştürmektir. Bunu ise radyoaktif elementleri yakıt olarak kullanarak son derece kontrollü bir şekilde fisyon (parçalama) tepkimesine sokup açığa çıkan enerjiyi suyun buharlaşmasında kullanıp buhar türbinlerini döndürerek yapmaktadırlar.

Fisyon Tepkimesi: nötron+Uranyum(235)= Uranyum(236)

Uranyum(236)= Kripton(91)+Baryum(142)+3nötron

Santral

Çernobil Nükleer Santrali (Resmî adıyla Vladimir İlyiçLenin Nükleer Santrali), 1960’larda kominist rejimin nükleer enerjiyi geliştirmesinin en büyük amaçları arasındaydı. Santral, 4 adet Sovyet yapımı RBMK-1000 tipireaktör ünitesinden oluşmaktaydı. Rektörlerin her biri 1000 megavata kadar (3,2 GW termal güç) elektrik enerjisi üretebilmekteydi. 1950 yapımı olmasına rağmen günümüzde hâlen kullanılmakta olan bu reaktörler, su soğutmalı ve grafit moderatörlü olma özellikleriyle bilinmektedir. Santralin ilk reaktör ünitesi, 1972’de yapılmaya başlanmış 1977 yılında işletime geçmiştir. Dördüncü reaktör ünitesi ise 1983 yılında işletime geçmiş. Ardından santrale 5 ve 6 numaralı iki reaktör ünitesi daha eklenmesi planlanmıştır. 1986’da 4 numaralı reaktör infilak ettiğinde 5 numaralı rektörün inşası %70 oranında bitmişti.

Güvenlik testi

Çernobil Nükleer Santralinde prosedür gereği güvenlik testleri gerçekleştirilmekteydi. 1981’de İsrail Hava Kuvvetleri, Rusların inşa ettiği Irak’taki Osiraknükleer deneme reaktörünü bombaladılar. Hem bu durum hem Sovyetler Birliği’nin savaş korkusu Rusya Atom Enerjisi Kurumu'nu harekete geçirdi. Herhangi bir düşman saldırısında olası güç kaynağı iptalinde neler olabileceğini görmek için "Çernobil’in 4 numaralı reaktöründe bir güvenlik testinin yapılmasına" karar verilmiştir.

Yönerge İhlali

Güvenlik testini gerçekleştirmek üzere atanan ekip her şeyden habersiz, 26 Nisan’ın ilk saatinde kontrol odasında hazırlıklara başlamıştı. Güvenlik testlerinin usulüne dair yönergeler hâlinde üst düzey bir tavsiye raporu hazırlanmıştı. Ancak ekibin lideri Anatoli Dyatlov, bu tavsiye raporundaki bir yönergeyi kasten ihlal etmekteydi. O yönergede güvenlik testinin 700 ile 1000 megavat arasında yapılması gerektiği belirtiliyordu. Ancak Dyatlov reaktörü sadece 200 megavatta gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Böylece reaktör aşırı ısınmayacak, fazla miktarda suyu buharlaştırmayacaktı. Fazladan arta kalan su da güvenlik testinin aksaklığında testin tekrarı için kullanılabilecekti. Son derece akıllıca bir plan gibi duruyor olsa da kontrol odasındakilerin çok önemli bir şeyden haberi yoktu. Dizayn eksikliği!..

Dizayn Eksikliği

Hatırlayacağınız üzere nükleer reaktörlerin çalışma prensibinden bahsetmiştik: Çekirdeklerinde ürettikleri ısı enerjisini elektrik enerjisine dönüştürme! Burada reaktörün çekirdeğinde açığa çıkan enerji ile düzensizlik dediğimiz kavram arasında ters bir ilişki vardır. Enerji ne kadar düşük olursa düzensizlik de o kadar yüksek olur. Eğer dizaynda yüksek düzensizliğin olma durumu göz ardı edilmiş ise (bahsettiğim dizayn eksikliği) düşük enerji durumunda reaktörün çekirdeğindeki radyoaktif elementler düzensiz hâle geçip birbirlerini kontrolsüz bir şekilde etkileyecek ve açığa muazzam bir enerji çıkacaktır.

İşte tavsiye raporundaki yönergede yer alan 700-1000 megavat sınırı bu sebeple idi. Raporu hazırlayanlar bu dizayn eksikliğinin farkındaydılar. Bu yüzden enerjiyi yüksek tutarak düzensizliği en düşük düzeyde tutmayı planlıyorlardı. Ancak bundan hiçbir haberi olmayan Dyatlov ekibi enerjiyi düşük düzeyde (200 megavat) tuttu. Dolayısıyla düzensizlik baş gösterdi. Testin ilerleyen zamanlarında ise reaktörün çekirdeğinde sorunlu bölge oluştu ve kontrol odasında alarmlar çalmaya başladı. Fakat kontrol odasındakiler sorunun çekirdekte değil de separatörlerde olduğunu zannedip o yöne yöneldiler. Hiçbir şeyin farkında olmayan ekip içeride çalan alarm seslerini bir şekilde susturmaya çalışırken enerji de ansızın yükselmeye başladı. Bu durumu engellemek için ekip frenleme sistemlerine yöneldi.

AZ-5 Butonu

AZ-5 butonu, enerjiyi düşürmek için bor kontrollü çubukları çekirdeğe indirip -çubuklardaki bor elementi sayesinde- enerji üretiminde vazgeçilmez olan nötronları emerek enerji seviyesinin düşürülmesini sağlar. Bir nevi ABS fren sistemi gibi... Ekipde enerjideki artışı önlemek ve düşürmek için AZ-5 butonunu kullandı. Ancak enerji düşmek yerine iyice yükseldi. Bunun sebebi bor kontrollü çubukların grafitle kaplı uçlarının çekirdeğe ilk girdiklerinde çekirdekteki yuvanın iç çeperine sürtünerek ısı enerjisi açığa çıkartmasıydı. Sürtünmeden açığa çıkan ısı, enerjiyi iyice yükseltti.

Patlamalar

AZ-5 butonunun kullanılmasının hemen birkaç saniye sonrasında bir patlama gerçekleşti. Görünüşte çok şiddetli olmasa da çekirdekteki 50 adet kontrol ve yakıt çubuğu hasar gördü. Bu durum zincirsiz bir tepkimeye sebep oldu ve açığa daha da feci bir enerji çıktı. Birkaç dakika sonra da ikinci bir patlama meydana geldi. Bu patlama sonucunda reaktörün 500 tonluk güvenlik başlığı havaya uçtu. Güvenlik başlığının yuvasından atmosfere duman, toz ve radyoaktif elementler yayıldı. Yaklaşık elli ton nükleer yakıt ve yetmiş ton radyoaktif grafit, kuzey yarım kürenin tamamını kaplamak üzere atmosfere karıştı.

Bu felaket sonrasında yaklaşık dört bin kişi hayatını kaybetti. Binlerce kişi kanser ve akut radyasyon gibi sağlık sorunları yaşadı ki bu felaketin etkileri hâlâ devam etmekte. Yapılan modellemelere göre önümüzdeki kırk yılda yüz binlerce kişi kanser olacak. Üstelik bunlardan yaklaşık yarısı kanserden yaşamını yitirecek.

Tüm bu yaşananlar tamamen kominist sistemin dayatmaları, gövde gösterileri, caka satmaları, inat etmeleri ve tüm uyarılara rağmen bildiğini okumalarının bir sonucudur. 1979’dan beri Çernobil Nükleer Santrali'nin reaktör ünitelerindeki sızıntılara karşı yapılan uyarılara kimsenin kulak asmaması, personelin kasıtlı olarak bilgilendirilmemesi ve niteliksiz elemanların hak etmedikleri mevkilerde görevlendirilmesi bugün tüm dünya tarafından felaketle anılan bir faciaya sebebiyet vermiştir.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum