Kitap & Edebiyat

Cinselliğin Tarihi Neyi Anlatıyor? : Michel Foucault


20.yüzyılın ortalarında, Fransa'daki entelektüel iklime yapısalcılık felsefesi hakimdi. Yapısalcılık; anlamın belirli bir sistemin bireysel birimlerinde değil, bu birimler arasındaki ilişkilerde bulunduğunu iddia eder. Kısacası; dünyayı onu oluşturan bireysel şeyleri anlayarak değil, bu şeyler arasındaki ilişkileri anlamlandırarak anlarız. Yapısalcı düşünce, Foucault'nun erken dönem kariyerini derinden etkiledi. Böylelikle Michel Foucault, entelektüel tarihe ''bilginin arkeolojisi'' adını verdiği bir yaklaşım geliştirdi. Cinselliğin Tarihi eserini yazdığı sonraki kariyerinde ise, bu arkeolojik yaklaşımı Nietzsche'den ödünç aldığı soy kütüksel bir yaklaşımla tamamladı.

Nietzsche, kullandığımız kavramların nadiren sabit olduğunu, ancak farklı çağların değişen ihtiyaçlarına uyacak şekilde geliştiklerini savunur. Başka bir deyişle Nietzsche, iyi ve kötü kavramlarımızın zaman içinde nasıl değiştiğini ifade ediyor. Cinselliğin Tarihi'nde Foucault, cinsellik kavramı hakkında Nietzsche'yle aynı argümanı ortaya koyar. Foucault kavramlarımızın ve kendi imajımızın akışkan ve tarihin tuhaflıklarına bağlı olduğunu savunur. Bu yüzden bu da onun ''post-yapısalcı'' yaklaşımı benimsediğini gösterir.

CİNSELLİK

Baskıcı hipotez

Cinselliğin Tarihi, büyük ölçüde Focault'un ''baskıcı hipotez'' dediği kavramı çürütmeye çalışır. Seksin sürekli olarak bastırıldığını ve siyasi özgürlüğe ancak cinsel özgürleşme yoluyla ulaşabileceğimizi iddia eder. Cinselliğin Tarihi aynı zamanda Queer teorisinin nispeten yeni alanı için temel bir metin olarak kabul edilir. Queer teorisi; siyaset, cinsiyet ve cinsellik arasındaki kesişimi inceler. Kimliklerimizin bir şekilde sabitlendiği veya cinsiyetimiz ya da cinsel tercihimiz tarafından belirlendiği fikrini çürütür.

Michel Foucault eserinde son üç yüz yıllık cinsellik tarihinin bir baskı tarihi olduğunu iddia eden, ''baskıcı hipotez'' den söz ediyor. Seks üreme araçları dışında tabudur. Bu hipoteze göre kendimizi bu baskıdan kurtarmanın tek yolu; cinselliğimiz hakkında açık olmaktır. Aynı zamanda seks hakkında konuşmak ve bundan zevk almaktır. Foucault'un savunduğu şey; seks hakkında söylemin on sekizinci yüzyıldan bu yana yalnızca yoğunlaştığı ve çoğaldığıdır. Zamanla cinsel davranış, demografik ve istatiksel analiz için önemli bir çalışma konusu haline geldi. Söylemin yoğunlaşması ve çoğalmasıyla vurgu evli çiftlerden, cinsel özgürlük konularına kaydı.

CİNSELLİK

Erotik sanat ve cinsellik bilimi

Bazı kültürler sekse bir bilgi nesnesi, bir ars erotika; şehvetli bir zevk sanatı olarak baktılar. Bununla birlikte kültürümüz, seksi bir scientia cinselis (cinsellik bilimi) olarak ele alma konusunda daha farklıdır. Ars erotika tarafından aktarılan bilgi, duyusal zevk bilgisidir. İçerdiği gerçek, hazzın kendisiyle ilgili gerçektir. Bu gerçek; hazzın nasıl deneyimlenebileceği, yoğunlaştırılabileceği ve üst düzeye çıkarılabileceğidir. Bu bilgi etrafında bir gizem ve gizlilik gelişir. Üstelik bu bilgi ancak deneyimli bir ustadan insiye olmuş bir acemiyle aktarılabilir. Hangi zevklere izin verildiği ve neyin yasak olduğu sorusu yoktur. Sadece zevklerin kendileri vardır. Cinselliğin tarihi buna geniş bir açıklama getirir.

Bunun aksine scientia cinselis, öğrenilenlerden aktarılan sırlardan ziyade, öğrenilmemişlerden alınan itiraflarla ilgilenir. Foucault, orta çağlardan beri itirafın bizim için giderek daha önemli hale geldiğini ileri sürer. Hukukta suçluların itirafını talep ederiz. Edebiyatta bilinçli itiraftan zevk alırız. Felsefeyi de gerçeği giderek kendi bilincimizden çıkarılacak bir şey olarak görmeye başlarız. Ayrıca Foucault'a göre kişinin cinselliği de karakteri hakkında çok şey açıklar.

CİNSELLİK

Ars ve scientia arasındaki ayrım

Ars ve scientia arasındaki ayrım, sanatlar ve bilimler arasındaki akademik ayrıma benzer. Bilimler içinde yaşadığımız dünyayla, sanatlar ise bu dünyaya verdiğimiz tepkilerle ilgilenir. Yani bilimler, insanlar var olsa da olmasa da muhtemelen doğru olacak bir dizi gerçeği kapsar. Oysa sanatlar tam olarak insanın deneyime verdiği tepkiyle ilgilidir. Başka bir deyişle ars erotika, büyük ölçüde bir insan olgusu, yaptığımız, zevk aldığımız, arzuladığımız bir şey olarak sekse odaklanır. Scientia ise cinsiyetin insanlık dışı yönünü, hayvanlarla aynı şekilde hoşumuza giden bir üreme biçimi olarak seks gerçeğini vurgular. Kısacası ars erotika kişisel deneyime dayanarak konuşuyor. Scientia cinselis ise uzak bir gözlemcinin bakış açısından konuşuyor.

Foucault Cinselliğin Tarihi aracılığıyla seksi nasıl olup da bizi açıklamanın bir anahtarı olarak görmeye başladığımızı sorar. Cevap; seksin güç ve bilgiyle olan ilişkisiyle ilgilidir. Gücün baskıcı olduğu kadar üretken olduğunu, çok yönlü ve her yerde hazır olduğunu öne sürüyor. O halde cinsellik, gücün bastırdığı bir şey değil, büyük bir güç kanalıdır.

CİNSELLİK

Eserin odak noktası

Foucault Cinselliğin Tarihi ile dört ana odak noktası belirler: çocukların, kadınların, evli çiftlerin cinselliği ve cinsel tercih farklılığı. Sonuçta cinselliğin bu dört nokta aracılığıyla yayılması, gücün kendisini aileye ve topluma yaymasına izin verir. Bu konuşlandırma, cinsel tercih farklılığını kalıtsal ve sınıflarının devamı için tehlikeli olarak gören burjuvazinin yükselişiyle gerçekleşti. Bu nedenle cinsiyete uyguladıkları kontrollerle, ilk olarak kendi sağlıklarını ve uzun ömürlerini sağlamayı amaçlıyorlardı.

Güç, öncelikle yaşamı teşvik etmek ve korumak için kullanılan bir şey. Vücudun disiplini ve nüfusun düzenlenmesi üzerinde normalleştirme kontrolleri vardır. Sağlıklı bir cinsellik adına bu kontrolleri kabul ettiğimiz için, seks ve cinselliğin konuşlandırılması yaşam üzerindeki bu güç için çok önemlidir. Ne var ki çoğumuz cinselliği özümüz, bizi biz yapan şey olarak düşünürüz. Oysa aslında cinselliği kontrol etmemizi kolaylaştıran şey; sosyal bir yapıdır.

CİNSELLİĞİN TARİHİ

Cinsellik, güç, söylem ve baskıcı hipotez

Foucault cinselliği büyük ölçüde insan vücudunu daha sıkı siyasi kontrol altına almak için kullanılan bir sosyal yapı olarak yorumlar. Cinselliğimizin hayatımızın her alanında kendini gösteren bir şey olduğunu görmeye geldik. Bu, cinselliği itiraf etme ihtiyacıyla ilişkilendiren ve seksi değerli bir sosyal meta olarak gören uzun bir tarihin sonucudur.

Foucault'a göre iktidar, yalnızca basitçe kontrol eden ve yasaklayan baskıcı, kanun benzeri bir güç değildir. Foucault'a göre iktidar, baskıcı olduğu kadar üretkendir. Güç sadece otorite sahibi olanlardan gelmez. Aynı zamanda birçok farklı şekilde ve birçok farklı noktadan kendini gösterir. Güç, bilgi ve söylemlerin aktarımını yönlendirir. Böylelikle kavramlarımızı ve kendi imajımızı şekillendirir.

Söylem, kelimelerle fikirlerin takas edildiği bağlam ve tarzdır. Bu fikrin önemi büyük ölçüde fikrin tartışıldığı bağlama ve diğer hangi fikirlerle ilişkili olduğuna bağlıdır. Bu daha geniş bağlam, Foucault'un ''söylem''den bahsederken kastettiği şeydir.

Baskıcı hipotez, gücün son üç yüz yıldır seksi bastırdığı argümanıdır. Burjuvazinin yükselişinden bu yana seksi, enerji israfı olarak kınadılar. Sonuç olarak, bastırıldı, susturuldu ve üreme amaçlarıyla sınırlandırıldı. Foucault baskıcı hipotezi derinden kusurlu buluyor. Cinselliğin tarihi ile de bu kusuru gözler önüne seriyor.

CİNSELLİK

Son söz

Michel Foucault, Cinselliğin Tarihi eseriyle cinsellik üzerine söylemimizin modern paradoksuna değinmek istiyor. Neden bastırıldığımızı bu kadar yüksek sesle ilan ediyoruz? Neden seks hakkında konuşamadığımız hakkında bu kadar çok konuşuyoruz? Freud cinsellik üzerine açık ve samimi tartışmaları mümkün kılmış gibi görünebilir. Ancak bu söylem hala psikiyatrinin akademik ve günah çıkarma alanıyla sınırlıdır. Kendimizi bu baskıdan sadece teori yoluyla kurtaramayız. Cinselliğimiz hakkında açık olmayı, onun hakkında konuşmayı ve ondan zevk almayı öğrenmeliyiz. Foucault'un çalışmasından tam olarak ne anlaşılması gerektiğini anlamak zordur. Bu yüzden itiraf etmeliyim ki zor bir eser. Ancak kesinlikle herkesin okuması gereken bir eser. Foucault bize kendi imajımızın arkasındaki gizli nedenleri zekice gösteriyor. Artık bizlere de onu görmek düşüyor.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum