Aktüel

CUMHURİYET TARİHİNİN EĞİTİM REFORMU: KÖY ENSTİTÜLERİ


Umut Akmermer 5 Ekim 07:51


Ülkece en çok şikâyet ettiğimiz konuların başında, eğitimdeki yetersizlik geliyor. Zira sürekli değişen eğitim bakanları ve sürekli değişen eğitim sistemi, vatandaşın eğitime olan yargılarını olumsuz olarak etkiliyor. Bunun sonucunda da mevcut eğitim sisteminden çıkacak ürünlerin -yani öğrencilerimizin-, başarılı olacağına olan inancımız azalıyor. Hal böyle olunca nitelikli kişilerin yetişmemesi ülkece hepimizi etkiliyor. Sadece okumak için okuyan gençlerimiz, okullarından mezun olduklarında hem akademik hem de sosyal yaşamda işlerine yarayacak bilgilerden yoksun bir şekilde hayata atılıyor. Neticede bu, ülkeden beklenen atılımın gerçekleşememesine sebep oluyor. Peki cumhuriyet tarihimize baktığımızda, kimilerinin eleştirdiği kimilerinin ise gurur duyduğu köy enstitülerinde verilen eğitim nasıldı? Gerçekten söylendiği kadar iyi miydi yoksa eleştirildiği kadar kötü müydü?

Köy enstitüleri kuruluş amacı, ilk olarak ülkedeki okuma-yazma oranını yükseltmekti. Bunun sonucunda Türkiye'ye özgü bir program ortaya çıktı. Başta okuma-yazma bilen çavuşlardan başlayan bu süreç, öğretmen okulları ile daha kapsamlı bir niteliğe kavuşuyor. John Dewey'in -Atatürk’ün daveti üzerine- Türkiye’ye gelip incelemelerde bulunması neticesinde verdiği olumlu rapor, sürecin başlamasını sağladı. 1938 yılında başlayan çalışmaları, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel bizzat yönetti. İlk başta 2 tane olan enstitüler, 21 okula kadar ulaştı.

Köy enstitülerinde eğitim

Eğitimin %50’sini temel eğitim becerileri oluştururken geri kalan kısmını ise uygulamalı eğitimler oluşturuyordu. Yani temel eğitim derslerinde matematik, tarih, coğrafya, fizik gibi dersler öğretilirken; ev idaresi, çocuk bakımı, zirai işletme ekonomisi ve kooperatif gibi uygulamalı dersler de öğrencilere öğretilmekteydi. Okullar, tarıma elverişli köylere ve tren yollarına yakın yerlere konumlandırılmıştı.

Hasanoğlu Köy Enstitüsü'nün kuruluş çalışmalarından

Okullarda öğretmenlik dışında balıkçılık, marangozluk, sağlık, duvar ustalığı, terzilik, arıcılık gibi farklı kollarda eğitimler de mevcuttu. Bunun amacı mezun olan öğretmenlerin, gidecekleri köylerin tarım potansiyellerini canlandırıp ülke ekonomisine olan katkılarını üst seviyelere çıkarmaktı.

Okulunu bitiren öğretmen, gerekli alet edevatı devletten temin ediyordu. Ardından köylülerin de desteğiyle okulları inşa ediyordu. Böylece devlet, okul yapım masrafından kurtulurken, köylüler ve öğrenciler de kendi okullarına katkı sağlayarak aidiyet duygularını pekiştiriyordu.

Hasanoğlu Köy Enstitüsü açık hava tiyatrosu yapım çalışmaları

Yapılan okulların, belirli bir alana sahip uygulama bahçeleri oluyordu. Köylü, buradan gördüklerini kendi bahçelerinde uygulayarak bilginin yayılmasını sağlıyordu. Ayrıca üretimin bir parçası konumuna geliyordu. Köylere öğretmen olarak gidecek kişiler; modern tarım bilgisi, okuma-yazma öğretme yeteneği, müzik aleti çalma yetenekleriyle donanımlı bir şekilde görev yerlerine ulaşıyordu.

Enstitü öğretmenleri en az bir müzik aleti çalma yeteneğine sahip oluyorlar.

Enstitülerdeki eğitime, dönemin sanatçıları da katkı sağlıyordu. Kurumlarda öğretmenlik yapan ve yöneticilik görevlerinde bulunan dönemin aydınları, kültür açısından birikimlerini öğrencilere aktararak bunun halka ulaşmasını sağlıyordu. Üstelik halka bunları verirken kendileri de halktan aldıkları tecrübeleri ve deneyimleri eserlerine yansıtıyordu. Yani anlayacağınız karşılıklı bir etkileşim söz konusu. Tabii enstitülerde, sadece ülke çapındaki gelişmeler takip edilmiyordu. Ayrıca dünyaca ünlü romanlar ve klasikler de takip edilerek öğrencilerin dünya görüşü genişletiliyordu. Her enstitüde, okuyan öğrencilerin 25 klasik roman okuma zorunluluğu bunun örneklerinden bir tanesidir.

Enstitülerin kapanma süreci

Tüm bu süreç sonunda enstitülerden 1308'i kadın, 15.943 köy öğretmeni yetişti. Evet; Cumhuriyet'in yeni kurulduğu bu dönemde enstitüler, tam 1308 kadın öğretmen yetiştirdi.

Okulların köylere yakın konumda olması, kız çocuklarının okullara olan ilgisini arttırdı. Fakat bazı kesimden insanlar, kız çocuklarının karma eğitim görmesini eleştiri konusu haline getirdi. Kızlarla erkeklerin aynı mekanda kalmaları, halkın bu kurumları istemeyenler tarafından kışkırtılmasına olanak sağladı. Eğitim kurumlarında komünist yetiştirildiği iddiası da, enstitülere olan bakışın değişmesinde önemli rol oynadı. Okulların köylüler tarafından yapılıyor olması, öğretmenlerin toprak ağaları ile karşı karşıya gelmeleri ve neticesinde gelen şikayetler sonun başlangıcı oldu.

Bunların sonucunda enstitülere karşı çıkan isimlerin milli eğitim bakanlığına getirilmesiyle okulların eğitim sistemleri değişti ve karma eğitim modeli kaldırıldı. Tabii karma eğitime son verilmesi kızların okula gitme oranlarını da doğrudan etkileyerek sayının düşmesine neden oldu. Ardından coğrafi etkenlerden dolayı ABD’den gelecek olan yardım, beraberinde bazı istekleri de getirecekti. Truman Doktrini ile yardım yapılması karşılığında Türkiye’den istenenler arasında, köy enstitülerinin kapatılması da bulunuyordu.

Nihayetinde 1954 yılında köy enstitüleri kapatıldı ve yerine köy ilköğretim okulları açıldı. Nitekim geriye dönüp baktığımızda olumlu/olumsuz eleştirilen köy enstitüleri; bugün ihtiyaç duyduğumuz tarım potansiyelini karşılama konusunda çağa ayak uyduran bir kurumdu.

Son söz

Ülke olarak hayat pahalılığından dert yandığımız şu günlerde ihtiyacımız olan en önemli şey üretimdir. Herkes sürekli aracıları suçlamakta. Yapılan suçlamaların haklılık payı muhakkak vardır. Fakat ülke olarak içinde bulunduğumuz bu süreçten bizi çıkarak olan yegâne unsur tarımsal üretimdir.
 

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum