Gezi & Seyahat Kitap & Edebiyat

DE PROFUNDİS: BİR OSCAR WILDE HESAPLAŞMASI


Emine Aydın Albayrak 11 Aralık 15:25

Oscar Wilde denildiğinde aklınıza hep hazcılığı mı geliyor? Benim için biraz öyle. En azından hazcılık denildiğinde ilk önce Oscar Wilde’ı düşündüğüme eminim. Peki sizce keyifle yaşadı ve ömrünün sonuna kadar hedonizm felsefesini sürdürdü mü? Yoksa kendisinin de ifade ettiği gibi zevk uğruna, en trajik olanı istedi ve kederin dibini de gördü mü?

Hayatımın en büyük dramı nedir, biliyor musunuz? Ben bütün dehamı yaşamıma harcadım; yapıtlarıma yalnızca yeteneğimi harcadım.

De Profundis

1800’lü yılların sonlarında -yazdıkları ve yaşadıklarıyla- hem dönemine hem de günümüze damga vuran Oscar Wilde, De Profundis ile bize bambaşka bir pencere açıyor. Soylu bir aileden gelen Alfred Douglas ile yakın dostluğu, Douglas’ın babasını oldukça rahatsız ediyor. Eşcinsellikle suçlanan Wilde, dönemin katı yargı kuralları gereğince iki yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Hapishaneden Douglas’a yazdığı suçlamalarla dolu mektup, zamanında sahibine ulaşmıyor. Ancak ölümünde beş yıl sonra De Profundis adı ile kitap haline getiriliyor.

Latincede “Derinlik” anlamına gelen “De Profundis” mektubun içeriğine bakıldığında oldukça anlamlı bir isim olmuş. Can Klasikleri’nden olan kitabın kapak fotoğrafı ise Okan Bayülgen tarafından çekilmiş. Roza Hakmen çevirisiyle okuduğumuz kitapta saplantılı bir ilişki yaşamış, sanatından uzaklaşmış, hapishaneye düşmüş, iki yıl boyunca acı çekmiş bir Oscar Wilde görüyoruz. Hem ciddi bir iç hesaplaşma yaşıyor hem de vazgeçemediği partnerini suçluyor. Bu anlamda magazinsel olarak da etkileyici bir kitap.

Senin, kişilik gücünü tüketmene izin vermiştim; benim için alışkanlık edinmek, yalnızca “başarısızlık” değil, tam bir “yıkım” anlamına geliyordu. Ahlaki anlamda beni uğrattığın yıkım, sanatsal anlamda uğrattığın yıkımdan daha da büyüktü.

Bir paragraf daha…

Bazı kitapları okurken hissettiklerimi zihnimden tam anlamıyla süzemiyorum. Hemen her sayfada heyecanlanıyorum, notlar alıyorum. Bu paragraf üzerine düşünmeli ve yazmalıyım diyorum. Sonra bir paragraf ve bir paragraf daha… Aydınlanıyorum ama aydınlandıkça da dağılıyorum. İmkanım olsa kitabın üzerine kitap yazarım gibi bir his geliyor. Daha çok anlatmak istiyorum. Sonra hepsini bir kaç paragraflık bir yazıya sığdırmam gerektiğini hatırlıyorum. Kısaltmaya çalışırken üzülüyorum. Hepsini okuyun da üzerine konuşalım istiyorum. İşte De Profundis benim için bu kitaplardan. En etkili alıntıları yapmış olmayı umuyorum. Ayrıca okurken benim kadar heyecanlanın istiyorum. Çok mu şey istiyorum?

Annen bana senin gerçek kişiliğini anlatmaya başladı. Senin iki büyük kusurundan, gururundan ve onun deyişiyle “para konusunda çok yanlış” düşündüğünden söz etti. Nasıl güldüğümü çok iyi hatırlıyorum. Birinci kusurunun beni hapse, ikincisinin de iflasa sürükleyeceği aklımın ucundan bile geçmemişti.

Sincap Coffee&More

Bu hafta Oscar Wilde ile çıktığım bu magazinsel ve içsel yolculuk için seçtiğim adres Sincap Coffee&More idi. Çayyolu’nda bulunan bu keyifli mekanın sahibi yeni mezun bir makine mühendisi. Kendisi için de bir ders çalışma alanı olur düşüncesiyle dizayn etmiş bu mekanı Mühendis Hanım. Ancak pandemi sebebiyle bu plan bir süre sekteye uğramış. Yine de dönüşü oldukça güzel olmuş bence. Kolay kolay tadamayacağınız lezzetteki ev yapımı cheesecakeleri ile diyet bozduğumu itiraf etmeliyim. Oturma alanından ayrı bir çalışma salonu da olan mekanda, küçük bir stantla defter ve kalem satışı da yapılıyor. Bu detayı ayrıca sevdim. 

Lezzetli cortado eşliğinde kitabı bitirdiğimde kendi cenazemi düşündüm. Hayatını hazza adamış Oscar Wilde, sefil bir otelde öldükten sonra cenazesine yalnızca yedi kişi katılmış. Üstelik bir kısmı mezarlığa bile gitmemiş. Peki sizce yaşarken hissettiklerimiz mi önemli, öldükten sonra ardımızda kalanların bizimle ilgili hissettikleri mi?

Belki bir gün bir mekan açarım ve her masaya bi yazar adı koyarım. Belki siz de gelirsiniz ve Oscar Wilde masasında kendi cenazemizi tartışırız. Nasıl fikir?

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum