Tarih

Dinler Tarihi ve Kültürel Olarak Ruh Kavramı Üzerine


Alper Akyüz 9 Eylül 14:24

İnsanoğlunun tahminen 12000 yıl önce yerleşik hayata geçtiğini biliyoruz. Bu geçişte birçok farklı etki var ki belki içlerinde en önemlisi, dinin ta kendisidir. Din bir toplumu inşa eden yegâne unsurdur. İlk yerleşkelerde Göbeklitepe, Çatalhöyük gibi inşa edilen ortak salonlar toplanma alanları olduğunu görüyoruz. Büyük ihtimalle bu salonlar, dini törenler yapılması için inşa edilmişti. Din kavramının başlangıcından önce ilk olarak ruh kavramı ile başlamalıyız.

Ruh, tam olarak asla anlaşılmamış bir şeydir. Farklı dinlerin ortak yanı, onun bir tür enerji olarak algılanmasıdır. Ama asolan şudur ki ruh kavramının kendisi ilkel dinlerin başlangıcıdır. İlk topluluklar, avcı toplayıcı dönemlerde ruhları simgelemek amacıyla totemler inşa etmiştir. Bunlar o varlığı temsilen inşa edilse de asıl amaçları o varlığın sonsuzluğunu temsil etmektir. İnsanlar ölür ama o insana ait bir totem var olmaya devam edecektir. Doğadaki canlılar hareketlidir ve avınız sizden kaçmak ister. İşte istemek kavramı, bize ruhu hatırlatır.

İnsansı tanrılar

İlkel topluluklar tarım devrimi ve şehirleşme aşamalarında ruh kavramını biraz daha derinleştirip sürekli varlığını sürdürebilen ruhlar -yani tanrılar- icat ettiler. Tanrıları ruhlar arasından seçkin, kadim olarak nitelediler. Burada artık şehir hayatının getirdiği birtakım farklılıklar meydana gelmişti. Belki de en önemli olanı, artık iş bölümünün yapılmasıdır. Adeta modern çağdaki uzmanlıklar gibi mesleklerin bilgisinin artması, artık bu bilgiye sahip olanların toplumda başka işler için çalışmamasının rolü büyüktür. Meslek tecrübesinin insana öğrettiği şey basitçe kılıcı demir ustası, ekmeği fırıncı yaparsa yağmuru yağdıran, fırtınaları kopartan, toprakta mahsulü yetiştiren, insanı var eden birisi olmalıdır. İşte bu varlık, adı ne olursa olsun ilk tanrı fikridir.

Tanrı kavramı burada insanda pek ayrışmış değildir. Nitekim pagan dinlerinin tamamında tanrı, insani özelliklerle donatılmış ve adeta insan olarak tasvir edilmiştir. Koca koca tanrılar; Zeus’un çapkın halleri, babasının tüm çocuklarını yemesine rağmen annesinin onu saklaması gibi örneklerde aslında küçücük insanlar gibi davranmıştır. Çünkü insan aklı henüz soyut kavramların derkadar gelişmemiştir. Burada ruh kavramı ile tanrı kavramı birbirinden ayrılmıştır. Tanrıların ruhu olduğu inanışı kaybolmuş. Böylece ruh diğer canlılar ve insanlar için kullanılmaya başlanmıştır.

Sümerlerin etkisi

Bu sıralarda doğuda Persler, yavaş yavaş Sümerlerden köken alan Yunan dinine etki etme başlamıştı. Zerdüşt dininde ateş, cehennem, şeytan kavramları diğer pagan dinlere tesir etmiştir. İnsanı kötüye teşvik eden saptırıcı kavramı, doğu kültüründe diğer dinlerde de yaygın olmasına rağmen Yunan dinine Persler ile girmiştir. Buradan da Roma dinine sirayet etmiştir. Ama burada ruh kavramına, -ahirette yaptıklarının karşılığında- acı çektirileceği düşüncesi bu yolla aktarılmıştır. Aynı dönem diğer pagan dinlerinde -örneğin Mısır dininde- eğer kişi kötü olarak yaşamışsa Anubis, -ölüm tanrısı- onu yargılayacak ve ruhunu sonsuza dek yok edecektir. Burada da fark edilen iyi olan insanların ruhu ölümsüzlük kazanırken kötü insanların ruhu yok edilecektir. Biraz önce konuştuğumuz duruma iyi bir örnek de iyi insan olarak ölen kişinin ruhunun ölümsüzlük kazanması... Bu kişi eğer firavun gibi seçkinse tanrılaşır. Öldükten sonra mumyalama yapılır ve firavun diğer tanrıların yanına gökyüzüne doğru uğurlanır. Dikkatimizi çeken bu seremonide insan figürü tanrılaşabilmektedir.

Yahudilik şüphesiz Sümer dininden etkilenmiştir. Ayrıca bu etkilenmeyle birlikte kendilerine özgü bir tanrı anlayışı da ortaya çıkmıştır. M.Ö 538 yılında Babil’e sürgün giden Yahudiler, döndüklerinde bu travmayı anlatmak için dini anlayışlarındaki politeist yapıyı biraz değiştirmişlerdir. (Bu şahsi yorumum) Yahudilere kutsal kitaplarında söylenene göre tanrı Yahuda eğer tanrıların içinden onu seçerlerse o da insanlar içinden Yahudileri seçecek, destekleyecektir. Yahuda diğer tanrılara pek benzememektedir. Bahsettiğimiz tanrıların insanlara benzetilmesi ve onların özelliklerini taşıması Yahuda için söylenemez. Yahuda son derece kendi içine dönük, herhangi bir şekilde vasıfları bilinemez, tam manasıyla kavranamaz bir haldedir. Bu nokta, monoteist diğer dinlere yön verecektir. Fakat yine Tevrat’ta gördüğümüz Yahuda’nın insanlara kızabilmesi, öfkelenmesi hâlâ tanrı fikrinin o kadar derinleşmediğini gösterir.

Afrika'daki yamyam inanışı

Bu noktadan sonra Hristiyanlığın gelmesi, bu tanrı-insan ayrımını çok farklı noktalara götürmüştür. Bir tanrı olan İsa, insanları ebedi günahlarından kurtarmak için gelmiş, çarmıha gerilerek ölmüştür. Burada Baba, Kutsal Ruh, Oğul arasında -teslis inancında- yine Baba’nın tüm özellikleri anlaşılmaz olsa bile insanları sevme özelliği vurgulanmıştır. Baba, insanları sever ve oğlunu onları kurtarmak için feda eder. Ayrıca bugün her ne kadar çok sonraları yazılsa da Hristiyanlığın temel kronolojisi sayılabilecek İncillerde; İsa’nın “Bana inanın, kurtuluşa erin.” der. Sık sık söylediğini göreceksiniz. Bu kurtuluş inanışı tamamen kendine özgül durumdur.

Bunca zaman sonra dahi -burada Türkçe karşılığı tam olmamakla beraber- ruhçuluk diye çevrilebilecek bir inanışın kalıntılarına rastlarız. Yani "her canlının bir ruhu vardır" inanışının daha ilerletilmiş hali olan bu inanışta, tüm maddeler dahil olmak üzere her şeyin bir ruhu vardır. Eğer bir maddeyi yerseniz onun ruhu sizinkine katılmış olur. Tabii bu bir insan olsa bile... Afrika’daki yamyam kabilelerde hala süren bu ilkel din anlayışıdır.

İzlediğimiz filmlerden aşina olduğumuz yakalanan kurbanın bir ritüel ile hazırlanıp yenmesi onun ölmesi manasına gelmemektedir. Aksine ruhunun diğer kabile üyelerine katılmasını ve tüm kabilenin daha güçlü bir ruha sahip olmasını sağlamak için yapılmaktadır. Maya ve Aztek kabilelerinde seçilen genç erkeğin kurban edilmesi ritüeli de buna örnektir.

Şimdi bu ruh kavramı ile Hristiyanlık arasında bağlantı kuralım. Komünyon ayininde sembolik olarak son akşam yemeğinde İsa’nın yediği ekmek ve şarap yenip içilse de asolan -temsilen- İsa’nın etinin yenmesi kanının içilmesidir. Yani bu, ruhçuluktan hareketle yapılan bir uygulamadır ve hala buralarda...

Bütün bu konuşulanların toplamında insan kültürel varlıktır. Kültür bizi doğanın içinden alıp şehirler yaptırdı, efsaneler ve şiirler yazdırdı. İnsan ancak bütün bunlar olunca insandır. 

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum