Gezi & Seyahat Kitap & Edebiyat

DORIAN GRAY’İN PORTRESİ VE HEDONİZM ÜZERİNE


Emine Aydın Albayrak 19 Ağustos 11:38

"Yepyeni bir hedonizm; işte çağımızın ihtiyaç duyduğu şey budur." Hayata bakışımı bu cümleyle oldukça güzel özetleyen Lord Henry Wotton, Dorian Gray’in Portresi ile girdi hayatıma. Oscar Wilde, muhteşem karakterleri ve ben Faust Cafe’deydik bu salı. Bahçelievler hayranı Ankaralılara duyurulur.

Hedonizm

Hedone kelimesi Yunanca’da zevk anlamına gelmektedir. Hedonizm (hazcılık) öğretisi dünyadan zevk almayı amaçlar. Zevk, doğası gereği iyi; acı, doğası gereği kötüdür. Hedonist kişi mutluluğa ulaşmak için hazzın peşinden gider, acıdan kaçar. 0na göre ideal yaşama ulaşmak için devam eden hazza ihtiyaç vardır.

Bir duygudan kurtulmak için uzun yıllara gerek duyan insanlar sığ insanlardır. Kendine hakim olabilen kişi, ne kadar kolayca zevk alabileceği bir şey icat ederse, acısını da o kadar kolayca dindirebilir. Duygularımın insafına terk etmek istemiyorum kendimi. Duyguları kullanmak, onlardan zevk almak, onlara egemen olmak istiyorum.

Oscar Wilde

Dorian Gray’in Portresi o kadar keyifle okuduğum bir kitap oldu ki Lord Henry karakterini anlatan başka kitaplar da yazsaymış keşke Oscar Wilde diye düşündüm. Bir okur olarak ben bile manipüle oldum. Bazı paragrafları defalarca okudum, birçoğunda da kendimi buldum. Benim gibi hayatınızı konfor üzerine kurduysanız, siz de Lord Henry karakterine bayılacaksınız. 

Faust mu Dorian Gray mi?

Adını Goethe’nin tüm yaşamını adadığı ölümsüz eseri Faust’tan alan mekan, bir süredir görmek istediğim yerlerden biriydi. Şeytanla pazarlığa oturan Faust mu; yoksa kendisi yerine portresinin yaşlanmasını dileyen Dorian Gray mi daha ilgi çekici karar veremedim. Ama yüzlerce eski kitabın ve antika eşyanın bulunduğu bu mekanda ilginizi çekecek pek çok şey bulacağınıza eminim. Küçücük mutfağında kahve çeşitleri ve ev yapımı tatlı seçenekleri bulunmakta. Kırmızı ahşap konseptli bahçesinde oturabilirsiniz ya da içerde eski kaset koleksiyonunu inceleyebilirsiniz. Eski kitap kokusunu severseniz bahçeye çıkmayın derim ben. Deri koltuğa oturup kitap arkası okuyun mesela. Zamanın nasıl geçtiğine inanamayacaksınız. Müzik seçimleriyse gerçekten muhteşem. Bir kitap cafeden daha ne bekler ki insan?

Başta da söylediğim gibi hazcılık ruhumda var. Yaşam koşullarım gereği yumuşatmak zorunda kalsam da genel prensibim hazza yürüme yönünde. Hem zihinsel, hem bedensel. Sosyal çevremde ve ailemde keyifçiliğimle bilinirim. Lord Henry gibi çevremdekileri de teşvik ettiğim doğrudur. Tadını çıkaramadığımız hayatın, zevkle yiyemediğimiz paranın, birlikte gülemediğimiz insanın ne anlamı var ki?

Sıradan insanlar olgunlaşmak için , hayat kendilerine sırlarını açıncaya kadar beklerlerdi. Ama seçilmiş, küçük bir azınlığa hayatın gizleri, o gizleri örten perde açılmadan önce açıklanırdı. Bazen bunu sanat yapardı, özellikle de tutkularla, zihin gücüyle doğrudan ilgilenen edebiyat sanatı. Ama ara sıra karmaşık bir kişilik çıkar sanatın görevini üstlenirdi. Kendince gerçek bir sanat niteliği taşırdı. Şiir gibi, heykel ve resim sanatı gibi hayatın da olağanüstü güzel başyapıtları vardı.

Oscar Wilde

Sanat eseri kişilikler

Karmaşık kişilikler beni çok heyecanlandırıyor. Sonunu merak ettiğim bir kitap, bir film gibi. Ne yaşadılar, karakterleri nasıl oluştu, olaylara tepkileri ne? Merak ediyorum. Bazen tahmin yürütüp sonucu bekliyorum. Bazen manipüle ediyorum. Karmaşık kişiliklerin bende uyandırdığı heyecana bakılırsa ‘sanat eseri’ olduğu fikrine sonuna kadar katılıyorum. 

Everest Yayınları’nın 2014 yılında ‘Yılın çeviri kitabı’ ödülünü aldığı Dorian Gray’in Portresi, Ülker İnce tarafından Türkçe’ye çevrilmiş. Bu basımın sansürsüz olması da kitabı anlamak açısından ayrıca önemli. Yazarın yaşadığı dönemde ahlak yoksunluğu suçuyla hapse atıldığı düşünülürse, sansürsüz hali kesinlikle daha kıymetli. 

Hangi tutkuların kaynakları konusunda kendimize yalan söylüyorsak, bizi en çok baskı altına alan tutkular onlardır. En zayıf güdülerimiz, doğalarını en iyi bildiklerimizdir. Çoğu kez başkaları üzerinde deney yaptığımızı düşündüğümüz zamanlarda gerçekte kendimiz üzerinde deney yapıyorduk.

Hadi biraz kendimize bakalım: Bir günah fikrinden kurtulmak için onu işliyor muyuz? Acılarımızı inkar etmek için kısa sürede yeni hazlar buluyor muyuz? Peki ya gençliğimizi ve güzelliğimizi kaybetmemek uğruna ruhumuzu şeytana satar mıyız?

Ben yaşlanmaktan biraz korkuyorum da son soruyu detaylı düşüneceğim. Sevgiler…

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum