Bilim & Teknoloji

Evrenin İlk Yapay Uydusu Sputnik 1 Hakkındaki Gerçekler


Mehmet Yılmaz 24 Ocak 15:22

Dünyanın ve aynı zamanda evrenin de ilk yapay uydusu Sputnik 1. Yani ben ve benim gibilerin görüşüne göre öyle. Yapay uydu üretip fırlatabilecek bir başka yaşam formuna şimdiye kadar rastlamadık değil mi? 

Sputnik 1, Sovyet yapımı ilk yapay uydu. Ancak bunun da ötesinde neredeyse birçok şeyin başlangıcına vesile oldu. Fırlatılışından sonra birçok şeye katkı sağladı. Aynı zamanda dolaylı da olsa birkaç istenmeyen olayın yaşanmasına fa sebep olmuştur. Fırlatılma amacı biraz tartışmalı. Kimileri yumuşama döneminde barışı daha da güçlendirmek için Uluslararası Jeofizik Yılı projesinin bir ürünü olarak görmekte. Kimileri ise bu proje adı altında bir nevi gövde gösterisi veya propaganda amaçlı ortaya koyulan dahice bir plan olarak görmektedir. O tarihten sonra yaşanılanlar ise ikinci görüşün doğruluğunu arttırmaktadır. Yani sizin anlayacağınız Sovyetler işin biraz şovundaymış. “Savaş galibi olabilirsiniz. Süper güç olabilirsiniz. Şimdi bir daha düşünün!” der gibiydiler. Ancak birkaç yıl sonra süper güç, bu sefer onlara kalıcı bir düşünme serüveni bırakacaktı.

Yapısı

Sovyetler Birliği, 1950’lerin sonlarına doğru insansız uzay uçuşu planları hayata geçirmeyi düşündü. Bu düşünce doğrultusunda yapay uydular üretip bunların denenmesi adına Sputnik programı oluşturdu. Sputnik programının ilk ürünü ise Sputnik 1 yapay uydusu oldu. 

Sputnik 1, 4 Ekim 1957 tarihinde SSCB tarafından Kazakistan sınırları içerisindeki Baykonur Uzay Üssü’nden yörüngeye fırlatıldı. O zamanlar SSCB’de yer almaktaydı. Fırlatılışı sonucunda yörüngede kalmayı başardı. Sputnik 1 modeline baktığımızda metal bir küre ile karşılamaktayız. Kürenin ekvator ve kutuplarını düşünün. Burada ortaya yakın bir bölümden çıkıntılar var. Küreyle yaklaşık 20 derecelik açı yapacak şekilde dört tane uzun çubuğumsu yapılar çıkıntı yapmaktadır. Bunlar uydunun antenleridir ve uzunlukları yaklaşık olarak 2,5 metre civarındadır. Bu antenler bir nevi ışına benzer  görünüm sağlayarak aynı zamanda uydunun kayan yıldıza benzemesini sağlıyor. Ağırlığı 83 kilogram, çapı ise 58 santimetredir.

Radyo vericileri, sinyaller ve termal anahtarlar

Sputnik 1’in özelliklerini anlayabilmek için onun açık modelini inceleyip "içinde ne var ne yok" diye bakmalıyız. Kürenin antenlerinin bulunduğu kısmın (ön yarım küre diye geçmekte) içinde iki tane radyo vericisi var (Ben bir sürü modeli inceledim ancak radyo vericilerin ikincisine rastlayamadım. Ancak bir kaynakta D-200 türünden olduğunu öğrendim.). Bu radyo vericileri 20,005 ve 40,002 megahertz gücündedir. Bu vericilerin  yerleştirilmesinin amacı ise iyonosfer katmanındaki elektron yoğunluğunu ölçmektir (Bazı kaynaklarda sıcaklık ve iç basıncı ölçmede de görev aldıkları geçmekte.). 

Sputnik 1’in termal panjurlarının bulunduğu konik bir yapı var. Yataya yatırılmış üç boyutlu yapıyı incelediğimizde konik yapının tabanının hemen altında (veya yapıyı dik hayal ettiğimizde kenarında) sensörler vardır. Bu sensörler afişte IR Earth Senser ve Sun Senser diye isimlendirilmiş. Buradaki IR, kızılötesi tayfı kastetmekte. Kaynaklara baktığımda Sputnik 1’in Dünaya’ya iç sıcaklık ve iç basınçla ilgili sinyaller ilettiği yer almaktaydı. O zamanlarda kızılötesi ışınlar yaygındı. Yani büyük ihtimalle Sputnik 1, bu sensörler sayesinde radyo vericileri aracılığıyla Dünya’ya veri aktarmaktaydı.

Aynı zamanda şöyle bir şey daha var: Radyo vericileri kompleks bir yapıya bağlı. Bu bağlı olduğu yapının hemen öbür tarafında ise iki tane termal ve barometrik anahtarlar yer alıyor. Bu yapının arka yarım küreye yakın bölümünde ise DTK-34 termal kontrol sistem anahtarı var. Görselde açık bir şekilde kontrol anahtarı ile termal-barometrik anahtarlar birbirine bağlı. Büyük ihtimalle bunlar da koordineli bir şekilde radyo vericilerine elde ettiklerini iletmeleri için sinyal gönderiyordur. Buradaki amaç ise radyo vericilerinin Dünya’ya gönderdiği sinyaller ile uydunun dışarıdan herhangi bir darbe veya etki ile (Örneğin meteor çarpması) zarar alıp almadığını anlamaktı. Bu yapılar sayesinde biliminsanları ilerideki uzay aracı fırlatmalarında bir ön bilgi elde etmiş oldular.

Basınçlı iç bölme 

Sputnik 1’de bir basınçlı bölme var. İçerisi azot gazıyla dolu. Bu basınçlı bölmede herhangi bir olumsuz durum yaşanmadı. Hem fırlatma anında hem de yörüngedeyken... Bu da bize uydunun çeperinin asla hasar almadığını (daha doğrusu kaçak verecek kadar hasar almadığını) göstermektedir. Ben kaynaklarda araştırdığımda net bir şekilde bu azot gazlı bölümle karşılaşmadım. Ancak yine de bazı yerlerde böyle bir bölümün var olduğu geçmekteydi. Fakat hiçbir görselde, afişte, üç boyutlu gösterimlerde böyle bir bölüme veya odaya rastlamadım. (Genelde gaz içeren bölmelere oda denir.) Bir sürü görsel inceledim ama böyle bir oda, bölüm yoktu.

Bazı yerlerde böyle bir bölümün sanki var olduğu, uydunun içinde özel bir alana ve yalıtıma sahip olduğu geçmekteydi. Ancak bazı yerlerde ise “Sputnik 1’in basınçlı iç bölmesi” (bu birçok yerde geçmekte) şeklinde bir ibare yer almaktaydı. Ben de o zaman şunu düşündüm: Sputnik 1’de gaz için özel bir bölme ya da oda yoktu. Çünkü ön ve arka yarım kürelerin birleşimi sonucunda oluşan kürenin içi gazla doluydu. Yani uydunun içi azotla doluydu. Belki de bu yüzden küre bir yapı seçmiştiler. (Bunu net olarak bilemeyiz.)

Belki entegrelerin olduğu bölümde değil de dış yarım küreler ile iç yarım küreler arasında bir boşluk oluşturup oraya  azot gazını nüfuz etmiştiler. (Bunu internet ortamında kesinliğe kavuşturmak zor.) Zaten o zamanın bilim insanları hiçbir kaçağın olmadığını söylemiştiler. Bundan yola çıkarak da uydunun çeperinin, yani dışının, herhangi bir hasar almadığı kanısına varmışlardı. Demek ki azot gazı uydunun içindeymiş. (Tüm bu hadiseler bu varsayımı güçlendiriyor.)

Güç kaynağı ve ona bağlı entegreler 

Uydunun içinde, merkezde güç kaynağı yer alıyor. Bu güç kaynakları pil diye geçmekte. Bu piller onun 21 gün görev yapmasını sağlayacaktı. (Bazı yerlerde 22 gün diye geçmekte.) Güç kaynağının tam arkasında, merkezinde fan yer almaktaydı. Fanın ucunda ise difüzör var. Bunun görevi ise büyük ihtimalle hava akımını dağıtarak basıncı dengelemekti.

Günümüzdeki uydularda da olduğu gibi Sputnik 1 de bir roket yardımıyla fırlatıldı. Kıtalararası balistik füze R-7 Semyorka… Fırlatmadan sonra Dünya’ya en yakın 215, en uzak ise 865 kilometre uzak olacak şekilde 65,1 derecelik eğimle yörüngede hareket etti. Toplam yörünge süresi ise 96,2 dakikadır. 

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum