Gezi & Seyahat Kitap & Edebiyat

EYMİR GÖLÜ, HAKAN GÜNDAY VE DAHA'SI


Emine Aydın Albayrak 30 Eylül 08:11

Yeraltı edebiyatı mı yoksa Hakan Günday edebiyatı mı seviyorum sorusunu düşünmüştüm yıllar önce. Okudukça anladım ki Hakan Günday’ın da söylediği gibi, her yazar kendi edebiyatını yapıyor ve ben kesinlikle Hakan Günday okumayı seviyorum. 2003 yılında Piç’le başladığım bu serüven, Daha ile zirvede şu an. Yazdığı bütün kitapları soluksuz okudum ve heyecanla Zamir’i bekliyorum.

Dayanılmaz olan tek şey, hiçbir şeyin dayanılmaz olmamasıdır.

Arthur Rimbaud imzalı bu cümleyle başlıyor kitap ve ne demek istediğini sonuna kadar iliklerinizde hissediyorsunuz. Aykırı insanlar ve aykırı hayatların perde arkasına kendini adamış gibi yazıyor Hakan Günday. Belki de beni en çok bu bakış açısı etkiliyor. Merak ediyorum çünkü. İnsanların hayatlarını, yaşadıkları olumsuzlukları, negatif duygularını besleyen olayları, nasıl kötü olduklarını… "Kötü olmanın tam karşılığı nedir?" bilemiyorum. Kötü olmanın da bir sebebi olmalı diye düşünüyorum. İşte tam da bu noktada Hakan Günday o eşsiz kalemiyle devreye giriyor. Katil, tecavüzcü, kaçakçı, dolandırıcı gibi onlarca anti kahramanının nasıl doğduğunu, neler yaşayıp neler hissettiğini, kelimelere hükmederek bize anlatıyor. "Dilin sınırı kelimeler olduğu için, oyunun kurallarını onlar belirler." diyor ve bence kendisi bunu çok güzel yapıyor.

Biraz Daha

Okuduğum ilk kitabı Piç olsa da, sonrasında, yazdığı sırayla okudum diğer kitaplarını. Her defasında da kendisini ne kadar geliştirdiğini düşündüm. "Yazarken bir an önce yazıp kurtulma tekniğini uyguluyorum." diyor kendisi. Ben de okurken aynı hızla okuyorum. Bazen nefes nefese kaldığım oluyor. Bazen kaygı düzeyim yükseliyor. Bir başkası da okusun ve birlikte heyecanlanalım istiyorum. Her kitabında biraz daha fazla keyif alıyorum, her yeni kitabını biraz daha çok seviyorum. Biraz daha…

Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikaye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gaza. Babası bir insan kaçakçısı, Gaza da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani, hayata ve insana dair, öğrenmesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta.

İnsan kaçakçılığı gibi nefretle baktığımız bir konuyu, kaçakçılığı yapanların gözünden okuyoruz bu defa. Enteresandır ki nefret ederken hak veriyoruz. Nefret ederken, bu düzenin içinde doğanları anlamaya başlıyoruz. Nefret ederken, kaçmaya çalışandan çok, kaçırmaya çalışanlara acıdığımız zamanlar oluyor. Kötü, neden kötü? Kötü mü doğuyor yoksa yaşadıkları mı onu kötü yapıyor? Belli bir zamanda kötü olmaya mı karar veriyor; yoksa kötü olmaktan başka şansı mı yok? Tüm Hakan Günday kitaplarında olduğu gibi Daha okurken de bu sorular fazlasıyla zihnimi yordu. Tabii Daha hikayenin giriş, gelişme ve sonuç kısmıyla şimdiye kadarkilerin en doyurucusuydu.

İnsan ticaretinin tam olarak ne zaman başladığını bilmek mümkün değil. Ancak böylesi bir ticaretin sadece üç kişiyle bile gerçekleştirilebileceği düşünülürse, dünya nüfus tarihinde hayli gerilere gidilebilir. Yıllar önce okuduğum işe yaramaz bir kitaptaki tek işe yarar cümle şuydu: insanın kullandığı ilk alet, başka bir insandır. Dolayısıyla o ilk alete bir bedel biçilip diğerlerine pazarlanması için çok da beklenmiş olabileceğini sanmıyorum. Buna göre, dünya üzerindeki insan ticaretinin başlangıcı şöyle tarihlenebilir: ilk fırsatta! Sonuçta, pezevenkliği de kapsadığı için, dünyanın en eski ikinci mesleğidir.

Eymir Gölü

Lise ve üniversite eğitimini Ankara’da tamamladığından mı, gri bir tarafı olduğundan mı bilemiyorum ama Hakan Günday’ı Ankara’yla fazlasıyla bütünleştiriyorum. Bu sebeple Ankara için en özel yerlerden birinde, Eymir Gölü’nde okumak istedim Daha’yı. Kapalı bir eylül sabahında, keyifli bir yürüyüşün ardından göl kenarında bir masaya yerleştim. Hafta sonu çok kalabalık olsa da hafta içi fazlasıyla keyifli Eymir. İmkanınız varsa sakinken deneyimleyin derim. 

Gölü gören her mekanı ayrı ayrı sevsem de sakin ve sessiz Çobanoğlu Restoran’da buldum kendimi. Manzara müthiş, yemekler lezzetli, servis ve temizlik ortalama. Bence göl için değer. Ne yazık ki Ankara’da, doğası güzel mekanlarda kötü işletme sorununu sıklıkla yaşıyoruz. Neyse ki Daha keyfimi hiçbir şey bozamazdı, bozamadı da.

Türkiye, doğusundaki aynaya bakınca şişman olduğunu, batısındaki aynaya bakınca da kemiklerinin sayıldığını düşünen, üstüne giydiği hiçbir şeyi kendine yakıştıramayan, bulimik ve depresif bir genç kızdı. 

Bendeki Daha, Doğan Kitap’tan 2013 yılında çıkan birinci baskısı. Kapak illüstrasyonu da bence kitabın içeriği kadar etkileyici. İllüstrasyonu yapan, önceki Hakan Günday kitaplarında da olduğu gibi Emre Orhun. Resimleri ve çizgi romanlarıyla Fransa’da da oldukça dikkat çeken sanatçının, 2020 yılında Hakan Günday’la da yazdığı bir çizgi romanı var: Kana Diz Kana. Kesinlikle okunmaya değer. 

Daha filmi

Daha kitabından uyarlanan bir de film var ki, kitabı okuyanları yeterince doyurur mu bilemiyorum, Onur Saylak yönetmenliğinde seyir keyfi oldukça yüksek bir film. 2017 yapımı filmde Gaza karakterini Hayat Van Eck, babası olan Ahad karakterini ise Ahmet Mümtaz Taylan oynuyor. Bence her ikisi de rollerinin hakkını sonuna kadar veriyor.

Nasıl oluyor da, bazı insanlar geri kalan herkesi yönetemedikleri sürece kendilerini zavallı bir orospu çocuğu gibi hissediyorlardı? Otoriterlik bir virüs müydü?

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum