Spor

Fenerbahçe Günlüğü: AEK Larnaca Maçı Analizi


Serkan Yağcı 14 Ekim 21:00

Fenerbahçe’nin rakibi Kadıköy’de güzel oyunla 2-0 mağlup ettiği Kıbrıs Rum Kesimi (KRK) 1. Lig ekiplerinden AEK Larnaca idi. Maçın önemi hocanın rotasyonu, özellikle fiziksel manada yıpranan stoperlerimiz Szalai-Gustavo ikilisinin ve mental manada yıpranan Altay’ın -ayrıca sakatlık korkusu nedeni ile de Crespo’nun- rotasyona dahil olup olmama durumuydu. Ayrıca son maçta da devam eden, milli aradan sonra tat vermeyen futbolu düzeltebilecek miydi Fenerbahçe? Jorge Jesus'un tavrı nasıl olacaktı? Bana göre ligdeki MKE Ankaragücü maçı (deplasman olması nedeniyle) daha zorlu geçecek diye düşünüyorum .

Maç öncesi

Fenerbahçe karşısında AEK Larnaca takımının kendi sahasında, Kadıköy’deki gibi savunma ağırlıklı ve kontrollü oynayacağını düşünmüyordum. Geçen maçtan farklı olarak tek değişiklik Trickovski-Rafael Lopes arasındaydı rakibin 11’inde. Fenerbahçe 11’i ise Szalai-Gustavo ikilisi hariç isteyebileceğim en güzel kadroydu. Jesus geçen maçın ilk 11’inden kaleci hariç 5 oyuncuyu dinlendirirken; Fenerbahçe camiasının göz bebeği Arda ilk 11’de sahadaydı. Yedek kulübesi, hücum anlamında Antalya ağustos ayı sıcağı gibi yanarken; defansif anlamda ise 18 yaşındaki Yiğit Demir dışında kimseyi barındırmıyordu.

Oyun

Oyun başlayınca kontrol Fenerbahçe elindeydi. İlk atak Arda’nın nefis şutuyla geldi. İlk maçın kahramanı kaleci Piric yine ‘Ben buradayım.’ mesajını verdi. Zayıf ataklarla cevap vermek isteyen KRK temsilcisine Fenerbahçe göz açtırmıyordu ve İsmail’in bireysel hatası ile buldukları tek pozisyonda kaleye gelen Mamas’ın şutunda Altay kaleci olduğunu anımsadı. Bu şut Kadıköy Boğası’nı kızdırmış olmalı ki o dakikadan sonra; rakip, temsilcimizin orta sahasını geçemedi. Bu baskının ve paslı oyunun getirdiği; Alioski asistiyle, Pedro -nihayet yapması gerekeni- tam bir golcü vuruşuyla yaptı. Tabela oyunun hakkını gösterir pozisyona dakikalar 16’yı gösterirken geldi. Bu dakikadan sonra oyun ritmini kaybetti. Arda her atakta organizasyonu kurmak isterken, onun 40 yıllık Fenerbahçeli gibi oynaması çok sevindiriciydi.

Takım genel olarak moralli ve zinde gözükse de Rossi kozasından çıkmaya çalışan kelebek misali sahada didinip durdu ancak o kozayı bir türlü yırtıp da kelebek olamadı ilk yarı boyunca. İkinci yarı bu sene Fenerbahçeliler’in alışageldiği gibi arkasına yaslanıp maç izleme geleneğini bir kez daha Altay bozdu. Her yazımda saçmalıklarını yazmaktan bıktığım ve 3 yıldır dile getirdiğim için daha fazla lakırdının manası yok. Dakikalar 60’ı gösterirken son 150 dakikalık Fenerbahçe maçlarına bakacak olursak; kale boş, çift forvetle oynasa idi Fenerbahçe, muhtemelen 6 gol yerine 8 atar; 5 gol yerine 3 gol yerdi. Bu kadar kötüsü uzun zamandır görülmedi Fenerbahçe kalesinde. Zaten saçma sapan penaltı yaptırdıktan ve köşeyi bildiği halde topu içeri tokatlamasından sonra, ne takımın ne de taraftarın hevesi kaldı. Oyun iyice sıkıcı hal alırken cesaret bulan KRK temsilcisi Fenerbahçe sahasında daha çok görünmeye başladı.

Yine Enner yine kaçan penaltı

İşler çığırından çıkmaya yakınken Jesus müdahale etti ve golü dışında adını duymadığımız Pedro, Kadıköy yarasasına; Arda ve Alioski ise Enner ve Osayi’ye yerlerini bıraktılar. Bu sene JJ’nin her hamlesinden sonra katkı aldı Fenerbahçe ve bu gerçek değişmedi. Taze kanlarla beraber temsilcimiz oyuna ağırlığını tekrar koydu. Sonrasında maçın kalburüstü isimlerinden Lincoln yerini, bu sene taraftarın sevgilisi Crespo’ya bıraktı. Bu satırları yazarken Altay’a olan öfkem biraz daha arttı. Sayesinde rotasyonla dinlenmesi gereken aslar gene sahaya inmek zorunda kalmışlardı. Rossi ise başı kesik tavuk gibi sahada dolanırken ne yapmaya çalıştığını kendisi dahil kimse anlamadı.

Taze kan takviyesi dedik ya! Jesus yapmıştı yapacağını ve Osayi bir dakika öncesi müthiş deparla savunmasını olası golden kurtarırken; karşı tarafa ne ara geçtiğini biz anlayamadan penaltı yaptırıyordu. Hızıyla The Boys dizisindeki A-Train karakterini akıllarımıza getiren Osayi’nin kazandırdığı penaltıda topun başına Kadıköy yarasası geçti. Artık işin boyutunu İstanbul dışına da taşımaya başladı ve Fenerbahçe tek farklı üstünlüğü ele geçirdi. Oyun tamamen kontrolümüzde iken Rossi’nin tek olumlu hareketi ile bir kez daha penaltı kazandık. Penaltı hovardası Enner geçen maç olan korkumuzu bize yaşattı ancak neyse ki bu kez önde idik. Sonrası izlenecek 2 hareketi de önce müthiş vücut çalımı, arkasından muazzam şutu ile sonradan oyuna giren İrfan Can Kahveci (İCK) yaptı. 90 dakika sonunda ise bu senenin alışılagelen galibiyet hanesine bir 3 puan daha yazdı Sarı Kanarya.

Maç sonrası

Uzun zaman sonra sistem sahibi bir Fenerbahçe’yi sahada izliyoruz. As-yedek mevhumunun pek anılmadığı ya da bu neden oynamıyor diyebileceğimiz bir isim bu nedenle yok. Jesus'un şanssızlığı, yemek yapması için verilen malzemenin çok üst düzey olmaması. Takımın bazı alanlarında ciddi kalite eksikliği gözlerden kaçmıyor. Örneğin kanatlarda oynayan isimler (Rossi, Osayi, Alioski…) skora çok katkı veremiyor.

Bu kalite eksikliğinin en bariz örneği ise maalesef futbolda kritik önemi her pozisyondan fazla olan kaleci mevkiisi. İddia ediyorum AEK Larnaca takımının kalecisi Piric ile Altay’ı şu iki maç değişme imkanı olsa idi Fenerbahçe totalde gol yemez ve minimum 8 gol atardı. İlk maçta 8 net pozisyonu kurtaran Piric; ikinci maçta penaltı dahil 4 net pozisyonu daha çıkarıyordu. Bu açılardan bakınca, maçın rakip adına adamı Piric’ti ilk maç olduğu gibi. Altay’ı ilk senesi hariç beğenmedim. İlk senesi gelişir diye eleştirmedik ancak bu kadar kötü kaleci de değil bu adam. Sezon başı Alman kaleci antrenörü M. Kraft gidip yerine Özden Öngün’ün gelmesi mi bu sezonki performansında etkili; onu da düşünmek lazım.

Fenerbahçe’de ise 90 dakika boyunca sahada duruşunu bozmayan, atak organizasyonlarında çektiği şutlarla ve aldığı aksiyonlar ile; savunmada ise istikrarı ile Ferdi olarak gözüme çarpsa da Jesus'u ilk sıraya koymak isterim. Gene müthiş hamlelerle ile rakip lehine kopmak üzere olan oyunu geri çevirdi. Kendisine olan güven ve hayranlığım da artarak devam etti. Gerek duran top organizasyonları gerek ise akan oyundaki taktik varyasyonları ile yüz güldüren Jesus; anlamadığım şekilde penaltıları Enner’in atmasına müsaade ediyor! Cidden bu iş de Altay’ın kaleciliği gibi kabak tadı vermeye başladı. Enner gayretli-hızlı-mücadeleci bir adam ancak teknik değil. Hele penaltıcı hiç değil. Bunu herkes görüyor. Yarın daha kritik bir maçta olası penaltı kaçırması nedenli puan kaybı; direkt Jesus'a yazar.

Joker oyuncu Lincoln

İsmail maç başında yaptığı ve bizlerin hayretler içinde Altay’ın kurtarışı ile izlediğimiz hatası dışında kusursuz oynadı. Crespo’nun maç başı yokluğu da etkiliydi. Lincoln adete her yerin adamı edasıyla bu kez orta sahada yer alırken vasat üstü performansıyla joker özelliğini kanıtladı. Bir önceki maçın Altay’dan sonra en kötü ismi Szalai ise; Gustavo ve Serdar ile beraber hatasız maç oynadı ancak yine de dinlendirilmesi taraftarıyım. Perez bir an önce iyileşmeli. Bu arada sadece Fenerbahçe’ye özgü sanırım sakatlananın daha da geri dönmemesi. Yıllardır aynı teraneyi izliyoruz sakatlık hususunda.

Bütün ümidim gençliktedir. “ sözüne istinaden Arda, Alex’in yolunda ilerliyor. Oyuna hakim, kafasında hep plan var, kadife hissinde bilekleri izlerken insanı mest ediyor. Daha önce bir yazımda Jesus’a karışılmaması gerektiğini, zamanı ne ise o zaman Arda’yı oynatacağını yazmıştım. Hoca yanıltmadı. Ferdi kadar fiziği olduğunda ve üstüne vizyon koyabilirse sanırım 2-3 yıla, Türk futbolu bugüne kadar ulaşılamayan bir seviyede Arda’yı dünya futboluna kazandıracak gibi duruyor.

Uzun lafın kısası milli ara öncesi performansına hala dönemeyen Sarı Kanarya, zayıf rakibine karşı rahat alacağı maçı kalecisinin üstün performansı(!) nedeni ile zor da olsa kazandı. Bundan sonraki MKE Ankaragücü mücadelesinin çok daha zor geçmesini bekliyorum.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum