Spor

Fenerbahçe Günlüğü: İstanbulspor Maçı Detaylı Analizi


Serkan Yağcı 31 Ekim 18:55

Fenerbahçe’nin rakibi lige kötü bir başlangıç yapıp, sondan ikinci sırada bulunan İstanbulspor idi. Futbol sevdalısı Anadolu şehirlerinin, İstanbul’un üç büyükleri ve ligin diğer Anadolu ekiplerini seyretmesine mani olan bir İstanbul takımları ligi seyrediyoruz bu sene. Medipol Başakşehir, Kasımpaşa, Vavacars Fatih Karagümrük, Hangikredi Ümraniyespor ve İstanbulspor; deplasman mevhumunu, biraz ortadan kaldırdı İstanbul’un büyükleri için.

İstanbulspor’a dönecek olursak; aldığı kötü sonuçlarla teknik direktör değişikliğini (sanırım ekstra motivasyon amaçlı) Fenerbahçe maçı öncesine denk getirdi. Yöneticilerinin çoğunluğu ve başkanının Trabzonlu olması hasebiyle mi bilemem ama hocalık kariyerinde çok da tecrübesi ve başarısı olmayan Trabzonspor’un efsane isimlerinden Fatih Tekke göreve başladı. Bu maçın önemi güzel futbolu devam ettirmek ve yerel mücadeledeki üç puan alışkanlığını terk etmemekti.

Maç öncesi

Üçlü savunma ile oynayan İstanbulspor; hoca değişikliği sonrası dörtlü savunmaya geçiş yapmış. En golcü oyuncusu olan Ethemi; sağ kanatta Ferdi ile mücadele edecekti. Fenerbahçe cephesinde ise gene rotasyon hakimdi. Her iki stoperin (Gustavo-Perez) sakatlanması üzerine dörtlü savunma düzenine geçilmiş, forvet sayısı alışılmışın dışında ikiye dönmüş, geçen maçın yıldızları Emre Mor ve Zajc ilk 11’deki yerlerini almışlardı. Takımın değişmez ismi ve bana göre prensi İrfan Can Kahveci (İCK) yerinde oynarken; Arao Zajc’ın arkasında daha çok savunma ağırlıklı oynayacak gibi duruyordu. Önemli isimler Valencia, Crespo, Arda, Lincoln ve Osayi yedek kulübesinde otururken; bu rotasyonda asıl amacın güzel oyunla alınan seri puanlar sonrası takımın rehavete kapılmamasını sağlamak ve Jorge Jesus’un herkesin hazır olmasını istemesi diye düşünüyorum. Sakatlardan King’in dönüşü ne kadar sevindirici ise bu kez de Rossi’nin olmaması dezavantajdı.

Oyun

İlk düdüğün çalmasıyla beraber, Fenerbahçe arzulu, İstanbulspor kontrollü başladı. İlk tehlikeli atakta Emre Mor çerçeveyi tutturamazken; İstanbulspor’un korner organizasyonunda ağlarla buluşan top Fenerbahçe’nin ofsayt tuzağına takılıyordu. Fenerbahçe’nin yüklenmeleri ile geçen süre 18. dakikaya kadar meyvesini vermedi. Ancak o dakikada yapılan müthiş takım oyununun getirdiği pas trafiği ile, Zajc’ın harika organizatörlüğünde Ferdi’nin ortasına yapılan elle müdahale, penaltı ve Batsman’ın golü ile sonuçlandı. Emre Mor bu dakikaya kadar sahanın Zidane’ı gibi davranıyordu. Yedek kalmak gerçekten yaramış ona. Rölantide geçen gol sonrası dakikaları gene alışılagelen presle top kapma sonrası İCK’nın önüne düşen meşin yuvarlağı skor hanesine yazdırması ile bitti.

İlk yarı itibari ile gözüme çarpanları sıralayacak olur isem; İCK-Emre Mor ve Zajc’ın güzel oyunu, Arao’nun Crespo yokluğunda savunma ağırlıklı oynaması ve güven vermesi ancak ona rağmen İCK’nın golündeki müthiş katkısı, Ferdi’nin üst düzey mücadelesi futbol adına gözümüzün pasını sildi. İlk yarı itibari ile cidden artık kabak tadı veren Pedro sırıtan tek isim olarak göze battı. İlk yarı Sarı Kanarya lehine handikap olarak bitti.

Ofsayt taktiği devrede

İkinci yarı başlaması ile beraber her ne kadar Jesus’a Altay’a destek olunması hususunda katılsam da takımın zayıf halkası tekrar kendini gösterdi. Neyse ki bu pozisyonu gol yiyerek savuşturdu Sarı Kanarya. Penaltı ve kırmızı kart bile olabilirdi. Oyuna katkısı olmamasını anladım da insan en güzel yerden biraz daha dikkatli izler maçı en azından. Altay bahsini uzatmak istemiyorum. Hemen arkasından gene bir duran toptan Batsman’ın kafasını çalıştırması ile kısa süreli şoku atlattı Fenerbahçe.

İstanbulspor’un yediği 3. golden sonra etkisi artsa da ofsayt taktiği sayesinde eridi. Dakikalar 65’i gösterdiğinde Jesus’un klasik müdahale zamanı gelmişti. Osayi-Emre Mor , Lincoln-Alioski , Enner-Pedro değişikliklerni yaptı. Ancak ilk golün aynısını yeme becerisi gösteren Altay gönüllere su serpti. Elbette rakiplerin gönlüne… Sonrasında demoralize olan ve oyundan düşen Fenerbahçe, orta saha üstünlüğünü rakibine kaptırdı ve defans arkasına sızma denemeleri arttı İstanbulspor’un. Ancak Jesus, bu sızmaya Crespo-Zajc değişikliği ile silikonu çekti. Çekilen silikon olan Crespo sızıntıyı anında kesmekle kalmadı, üstüne kaleci Jensen’in hatalı uzun vuruşunu kaptı. Batsman’a ulaşan top asist oldu ve farkı Enner Valencia ile tekrar ikiye çıkardı Fenerbahçe. Sonrasında Enner kendine yapılan jesti birebir karşıladı. Batsman bu sene ilk kez hat-trick yaptı asisti dışında. Kalan dakikalarda skor değişmedi ve üç puanı daha hanesine 5 golle beraber yazdırdı Sarı Kanarya.

Maç sonrası

Etkili ve güzel oyun devam ediyor Fenerbahçe cephesinde. Takımda oynayan/oynamayan/sakatlandıktan sonra geri dönen dahil herkes istim üstünde ve dinlenerek oynuyorlar rotasyon nedeni ile. Maçın adamı skora bakınca elbette Batsman oldu üç gol bir asist ile. Ancak yukarda bahsettiğim silikon müdahalesi ile Jesus’a yazacak bir maç olduğunu düşünüyorum. Şimdilik kaleci Altay ve Pedro dışında herkes şampiyonluğa konsantre görünüyor. Altay bu kadar kötü kaleci değil esasen ancak sistemin kurbanı da oluyor. Ofsayt taktiği nedenli birebir rakiple kalma sıkıntısı bunda başrolü oynuyor. Özellikle üçlü savunma düzeninde ofsayt çizgisini korumak dörtlüye göre daha kolaydır. Dün savunma arkasına atılan topların tehlike arzı da bu nedenle oldu dörtlü savunma oynandığı için. Yediği birkaç tane kötü gol de mental olarak Altay’ı yıprattı.

Neyse ki ara geliyor. Bundan sonra Kadıköy’deki Demir Grup Sivasspor ve Bitexen Giresunspor maçlarında alınacak 6 puan ile devre arasına girilirse; Altay da toparlar diye umuyorum. Atilla da sezon başından beri sürekli oynamasının getirdiği yorgunluk ile oynuyor ancak gene de iyi ayakta duruyor. Jesus’un maç sonu takımı ve özellikle Altay’ı taraftarın önüne çıkarması ise tam bir kurt hocalık. Hoca takım olmadan şampiyon olamayacağını çok ama çok iyi biliyor. O nedenle birlik ve beraberlik mesajlarını gerek saha içi maç sonrası, gerek de saha dışı basın açıklamalarında sonuna kadar dile getiriyor.

Şu ana kadar Fenerbahçe cephesinde her şey yolunda gibi duruyor. Toplam 11 maçta atılan 34 gol ile maç başı ortalaması 3’ün üstünde Kadıköy Boğası’nın. Futbolda önceden bir şeyleri kestirmek zor elbette. Ancak, sahada tüm takımların oynadığı futbola bakınca ve benim gibi yaşı tutanların izlediği takımla kıyaslayınca; 1988-1989 sezonunda, 103 golle ve gol sayısı olarak şampiyon ekipler tarafından o günden bu yana kırılamayan rekorla alınan şampiyonluğa da göz kırpıyor gibi Jesusun Fenerbahçesi. Merhum Tudor Vaselinoviç’in 58 yaşında ulaştığı bu başarıya, bakalım Jesus 68 yaşında ulaşabilecek mi? Fenerbahçe sahadaki etkili ve bol gollü oyununu sürdürebilecek mi? Bu soruların cevabını sene sonu hep birlikte alacağız. Bundan sonraki rakip ise hafta içi müsabakasında, Fenerbahçe’ye olan sempatisini (!) çok iyi bildiğimiz Lucescu’nun takımı Dinamo Kiev ile. Temsilcimiz sahaya Avrupa Ligi liderliği için çıkacak.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum