Gündem

FIVE MINUTES


Onur Nurdoğan 25 Kasım 07:37

Bugün göğüs dekoltemde five minutes var. Ne olacak canım five minutes geç kalınmış olsa? En nihayetinde five minutes gecikmeyle ilgili açıklama yapıldı da. ‘’Teknik aksaklıktan ötürü’’ dendi ve herkes yoluna baktı.

Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu’nda malumunuz 7 üye yer alıyor. 18 Kasım’daki toplantıda üyelerin 4’ü veya daha fazlası ‘’en azından bu toplantıda faiz değişikliği kararı almasak da sabit bıraksak’’ demiş ve 14:00’te açıklanması gereken karar 14:05’e sarkmış olabilir mi?

Mevzu, faiz kararının five minutes geç açıklanması mı yoksa TL’deki değer kaybı mı? Salt eleştiriyle bir yere varamadığımız konusunda hemfikiriz herhalde. Dolayısıyla somut bir öneri ortaya koyalım. Birazdan paylaşacağım bu öneri, tabii ki Türkiye spesifik olmalı; ki hem ‘’farkımız’’ anlaşılsın, hem ‘’farkımız’’ anlaşılmasın! Tıpkı tüm dünyada ‘’vaka sayısı’’ ile raporlama metodolojisi uygulanırken bizim ‘’vaka sayısı’’ ve ‘’hasta sayısı’’ olarak totomuzdan element uydurduğumuz gibi.

Hatırlarsanız 2005 yılının başında Türk Lirası’ndan 6 adet sıfırı atmıştık. Örneğin; 2.500.000 TL, yani 2,5 milyon TL olan ekmeğin fiyatı artık 2,5 TL idi. Daha sıfır atamayız zira ‘’farkımız’’ fazlasıyla anlaşılır fakat terimlerde değişiklikler yapabiliriz belki? Okuyun bakalım, kulağa hoş geliyor mu?

5.000.000 TL  - 5 milyon TL

5.000.000.000 TL – 5 milyan TL

5.000.000.000.000 TL – 5 milyor TL

5.000.000.000.000.000 TL – 5 milyar TL

Ne yaptık? Milyon, milyar, trilyon, katrilyon diye devam terimleri milyon, milyan, milyor, milyar olarak değiştirdik. Daha üstü bize lazım değil. İnşallah da olmaz. Peki, ne mi oldu bunun sonucunda? Algı değişti! Buyurunuz…

1 milyar $ karşılığı bugün yaklaşık 11 milyar TL iken, yeni sistemle sadece ve sadece 11 milyan TL oldu. Olmaz demeyin, olur. Bal gibi de olur.

Neden olmasın?

6 ayda bir seçim yaparsak bu kadar siyaset konuşmayız sanki? Gündelik hayatımızdan aldığı pay gözle görülür ölçüde düşer mi? Başkanını kısa vadelerde değiştirerek Merkez Bankası’nın itibarını nasıl bitirdiysek siyasete de bunu yapabiliriz. Enerjimiz var!

Yeteri kadar aşımız da var ancak herkes aşı olmak istemiyor malumunuz. Buket Aydın’ın sunduğu ''Tarafını Seç'' adlı programda, gazeteci Abdurrahman Dilipak ile Z kuşağının temsilcisi olarak konuk olan Ebru Batur'u izledim geçen gün. Dilipak’ın ‘’6. aşıyla insanlara chip takarak insan, hayvan ve makine arasında bir network kurulması planlanıyor’’ tespiti, program sonrası sosyal medyada epeyce gündem oldu. Abdurrahman Dilipak’ın genelgeçer birçok dünya görüşüne katılmıyor olsam da ortalama üstü bir zekâya sahip olduğunu düşünenlerdenim. Programın tamamına yakınını izledim ve Dilipak’ın ne ‘’chip’’ cümlesine, ne LGBT ile ilgili düşüncesine, ne de müslümanların dinini yaşayış biçime dair yorumlarına takıldım. Bunlar zaten kendisinden beklediğim görüşleriydi. Takıldığım nokta şu kısım:

Aydın: Torununuzu dindar olarak tanımlayabilir misiniz?

Dilipak: Evet çok dindardır. Hatta benim hassasiyetlerimden daha fazla hassasiyet gösteriyor. Yani, ‘’nerede oturuyorsunuz’’ dediğinizde mahallesini karıştırıp başka bir yerde oturduğunu söyleyince ‘’yalan mı söyledim’’ diye üzülebilen bir çocuktan söz ediyorum.

Bu denli hassasiyet sahibi bir karaktere mâlik Dilipak, yaklaşık 1.5 saat süren programda Ebru Batur’u neredeyse yok saydı. Programın formatı gereği bir araya geldikleri çok kısa sürelerde dâhi yüzüne bakmadı desem yalan söylememiş olurum. Hassasiyet?.. Nezaket?.. Bal bal demekle ağız tatlanmaz ne yazık ki... İşte böyle olunca diyorum ki ‘’umut"… Sonra vazgeçiyorum.

Ülkemizden vazgeçiyor birçok insan

Bilhassa genç kesim... Özbekistan’da ev halkından biri askere veya yurtdışına çalışmaya, vs. gittiğinde evde ekmek yapılır, ekmekten bir parça gidene verilir, ekmeğin kalanı da evin bir yerine asılır ve giden kişi dönene kadar ekmek asılı olduğu yerden indirilmezmiş. ‘’Onun yiyeceği ekmek burada var’’ anlamına geliyormuş bu âdetin muhteviyatı. Bir somun ekmeğin fiyatı da yakında 4 TL'ye gelmiş, hatta 4 TL'yi geçmiş bile olabilir.

Geldi ve geçti ama ne kadar farkındalık oluştu; bilemiyorum. Şahsen bendeki farkındalık daha da arttı. 3-9 Kasım tarihleri arasında kutlanan Organ ve Doku Bağışı Haftası sayesinde öldükten sonra organlarımı bağışlama kararı aldım. En yakın süre zarfında da gerekli işlemleri tamamlamayı planlıyorum. Aklımda yalnızca tek bir soru var. 6. dozumu olana kadar hayatta kalırsam, "chipli beyin toprağın altında lazım olur mu olmaz mı?" ikilemindeyim. Yoksa ‘’chipin maliyetini beynimin ederiyle mukayese edip chip takmamışlardır’’ diyerek beyni de mi dahil etsem? Bahçeli, ''yakında her şey düzelecek'' dediyse düzelir ve böyle şeylere kafa yormak gerekmez.

Bu can bu bedende, bu beyin bu kafada olduğu sürece ülkemizin five minutes'u;

1-) Rahip Brunson gider ama nereye?

2-) Deniz Yücel gider ama ne zaman?

3-) Faiz artırılamaz ama ne kadar?

4-) Enflasyon artmaz ama ne gibi?

5-) Dolar artamaz ama ne bileyim...

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum