Gündem Kitap & Edebiyat

George Orwell Distopyası: 1984 Ve Hayvan Çiftliği


Dünyada en çok okunanlar arasına girmiş, 1984 ve Hayvan Çiftliği kitaplarının yazarından ve eserlerinden söz edeceğim bu yazımda. George Orwell distopyası: 1984 ve Hayvan Çiftliği... Bugünün yönetim biçimlerine yıllar öncesinden atıfta bulunan George Orwell kimdir? 1984 isimli eser nelerden söz eder, George Orwell distopyası 1984 nasıl bir distopyadır? Ütopik Hayvan Çiftliği kitabının kurgusu ve konusu nedir?

George Orwell ve eserleri

Asıl adı Eric Arthur olan George Orwell, 1903 senesinde Bengal'de doğdu. Orwell, kısmen ailesini utandırmaktan kaçındığı için, kısmen başarısızlığa karşı bir önlem olarak ve kısmen de -kendisine Victoria dönemi oğlanlarının hikayelerindeki bir ukalayı hatırlatan- Eric adından hoşlanmadığı için bu takma adı kullanmıştır. Düşük gelirli bir ailenin çocuğu olan Eric, başarılı bir öğrencilik geçirdi. Fakat gittiği tüm eğitim kurumlarında önceliği sınavlardan çok okumak olduğu için, akademik bir başarı yakalayamadı. Bu nedenle üniversiteye devam etmek yerine, kendini okumaya ve yazmaya adadı. En önemlisi yoksullar ve evsizlerle birlikte yaşayarak onların hayatlarını inceledi. George Orwell kimsenin yazıp yayımlamaya cesaret edemeyeceği türden romanlar ve kısa öyküler yazdı. En çok yapmak istediği şey; politik yazını bir sanat haline getirmekti. Bu nedenle eserlerini düşüncesine göre şekillendirdi. Demokratik sosyalizm olarak tanımlanan siyasi inançları, Britanya'daki yoksulluğun belgesel bir anlatımı olan Wigan İskelesine Giden Yol kitabına ışık tuttu. Katalonya'ya Saygı kitabında; Stalin'i destekleyen, sosyalist entelektüelleri eleştiren, solcu iç mücadeleyi faşizme karşı daha geniş bir mücadele bağlamında eleştiren İspanya iç savaşını inceledi. Hayvan Çiftliği adlı romanında; Rus devriminin gelişmelerini masal tarzında hicvederek, totaliterliğe olan nefretini dile getirdi. Benzer şekilde 1984 adlı romanında ise, her şeye gücü yeten Büyük Birader tarafından denetlenen distopik bir geleceği betimledi.

Bir George Orwell distopyası 1984

Bir romandan ziyade, yarım yüzyıl öncesinden gelen bir kehanet!
George Orwell distopyası 1984, Londra'da geçer. Londra, Okyanusya'daki üç dünya topluluğundan birinin başkentidir. Londra ve diğer yerlerdeki herkes, sürekli olarak televizyon kameralarıyla ekranlardan Büyük Birader ve onun meçhul yardımcıları tarafından izlenir. Duvarlar; ''Savaş, Barıştır'', ''Özgürlük, Köleliktir'' ve ''Büyük Birader Seni Gözetliyor'' yazan uğursuz posterlerle donatılmıştır. Orijinal düşüncelere sahip olmanın önemini vurgulayan bir karakter varsa, o da bence kesinlikle Winston Smith'dir. George Orwell'in 1948 senesinde kaleme aldığı fütürist bir dünyaya dair totaliter vizyonu, 2021'in gerçek dünyasıyla fazlasıyla gerçek ve ürkütücü benzerlikler taşıyor. Aynı zamanda bir romandan ziyade, yarım yüzyıl öncesinden gelen bir kehanet işlevi de görüyor. Romanın kahramanı Winston Smith, hükümetin sürekli değişen ittifaklarına uyulmasını sağlamak için tarihi güncelleyen bir sansürcü olarak çalışıyor. Smith, halkının her hareketini ve düşüncesini izleyen Büyük Birader'in her şeyi bilen varlığı tarafından kontrol altında tutuluyor. 1984'te her yerde tüm ekranlar sizi izliyor. Hiç yabancı gelmedi değil mi? Sene 2021 ve parlayan ekranlar her hareketimizi takip ediyorlar. Verilerimizi toplayıp paylaşıyorlar. Gönderilerimizi kendi tarzlarına göre düzenliyorlar. Trendleri belirleyip bizim ceplerimizden, uzaklardaki bir varlığı ya da bağımlılığı besliyorlar. Ancak burada her hareketinizi izleyen Bakanlık, 1984 distopyasının en ürkütücü kısmı bile değil. Burada sözleriniz, konuşmalarınız ve düşünme özgürlüğünüz de elinizden alınıyor.

2+2=5

2+2=5: Eserde düşünce polislerinin insanlara işkence yaparak, doğruluğuna inanmaya zorladıkları denklemdir. Big Brother'in zalim rejimi, vatandaşların fikirlerini yok etmeyi amaçlıyor. Bunun yerine onları, hükümetin gerçekler olarak kabul ettiği şeylerle dolduruyor. Kısacası, Big Brother gerçekleri kendi yalanlarıyla değiştiriyor. Okyanusya rejimi, yönetimin ideolojileri dışında düşünenleri belirlemeye çalışan ''Düşünce Polisi'' nin yardımıyla otoriterler tarafından yönetiliyor. 1984 yönetiminde yazmak yasa dışı olsa da, Smith içsel düşüncelerinin bir günlüğünü tutar. Sevgilisi Julia'nın yardımıyla, Okyanusya'da adalet ve özgürlük için önceden belirlenmiş bir mücadeleye başlar. Smith, baskıdan ve hükümetin kontrolünden, başka kimsenin endişe duymadığı bir dünyayı düzeltmeye çalışır. Hükümet bunu emrediyorsa, bu doğru olmalıdır! kabullenişini bertaraf etmeyi hedefler. Rejim, evlilik amacını sadece üremek için kullanarak aşk kavramının toplumdan silinmesine uğraşır. Bu nedenle tüm cinsellik ve sevgi faaliyetleri yasa dışıdır. Smith, Julia'ya aşık olduğu için Aşk Bakanlığı tarafından yönetilmenin sersemletici atmosferiyle baş edemediğini fark eder. Bu ilişki ortaya çıkmasın diye gizli bir ilişki yaşamaya başlarlar. Fakat aşkın büyüleyici boş vermişliği onları kötü yerden yakalar. Konutlardaki çift yönlü mikrofonlarla tüm vatandaşların en derin korkuları ses kaydına alınır ve yetkililerce bilinir. Birisi getirildiğinde, en içteki korkularıyla yüzleşmeleri gereken 101 numaralı odaya götürülür. Winston Smith örneğinde fareler geliyor. Çünkü bu onun en büyük korkusu... George Orwell, kitle iletişim araçları kontrolü, hükümet müdahalesi, totaliterlik ve diktatörlük temalarını etkili bir şekilde ele alıyor. Bu yüzden bugün 1984 bir romandan daha fazlası. Bunca yıl sonra bile hala geçerliliğini koruyan paralelliklerle canınızı sıkacak bir kehanet. İçinde yaşadığımız dünyadan biraz olsun uzaklaşıp, kendimizi bir hikayenin içine bırakmak için 1984 akıllıca bir başlangıç değildir. Fakat aynı zamanda başlamak için tam da uygun bir eserdir.

Hayvan Çiftliği

George Orwell Hayvan Çiftliği adlı eserini ilk olarak 1945 senesinde yayımladı. Fakat bu neslin okuyucuları için hala geçerli olup olmadığı keskin bir tartışma alanı. Ben kesinlikle geçerli olduğuna inanıyorum. Öyle ki hala Birleşik Krallık İngiliz Edebiyatı müfredatının bir parçası olarak inceleniyor olması, bu görüşüme daha fazla güven katıyor. Romanı dün gece tekrar okudum ve temalarını, mesajlarını 76 yıl önce olması gerektiği kadar güçlü buldum. Hayvan çiftliği, hayvanların çiftçinin arazisine el koymasıyla başlar. Ortak emeklerinin faydalarından yararlanmak için, kooperatif kurmaya karar verdikleri bir çiftlik bahçesinde geçer. Bununla birlikte bazı hayvanlar ödüllerden kendilerine diğerlerinden daha büyük bir pay hakkı görür. Yavaş yavaş kurallar gizemli bir şekilde değişmeye başlar ve domuzlar daha çok güç kazanır. Bu da hayvanların ilk etapta hangi toplum için çabaladıklarını ve yeni buldukları özgürlüklerinin olabilecekleri kadar özgürleştirici olup olmadığını düşünmelerine neden olur. Sonuç olarak, hayvanlar sözde ütopyalarını sorgulamaya başlarlar. Bu kısmı gerçekten umut verici. Hayvan çiftliği tüm zamanların en büyük sosyo-politik eserlerinden biridir. George Orwell kitap boyunca Lenin, Marx, Troçki, ve Stalin'e imalarda bulunur. Kitabı okuyanın da ilgisine bağlı olarak, okuyucunun bu imalardan herhangi birini almasına veya anlamasına çok da gerek yoktur. Çünkü tek başına bir hikaye olarak da gayet keyiflidir. Her insanın içindeki kötülüğü vurgular. Kıskançlık, açgözlülük, tembellik ve korkudan kaynaklanan zulüm... Basit, dokunaklı ve aydınlatıcı bir benzetmeyle insanoğlunun en iyi ve en kötü hallerini açıkça gösteren bir hikayedir.
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum