Sanat

Gölgesine Razı Bir Fesleğen: Didem Mamak


Ceren Ceylan 29 Temmuz 17:07

İnsan annesizlikten her şey olur da şair olur mu hiç? Var olan her şeye herkesten daha farklı bakabilen, akla gelmeyecek anlamlar yükleyebilen bir şairle tanıştıracağım sizleri. Her mısrasında annesinin adını saklayan bir kadın, Didem Madak... Didem’in şiirlerini anlayabilmek için ilk önce hayat hikayesini bilmeli. Çünkü şiirlerinde haykırdığı her şeyi çok iyi susan bir şair var karşımızda. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince "düzgün insan" olamadı.

Zor geçen çocukluk

Didem Madak 1970 yılında İzmir’de öğretmen anne-babanın ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Sonra kendisi 6 yaşında iken kardeşi Işıl dünyaya geldi. Didem’in sıkıntılı hayatı 12 Eylül olaylarında babasının Uşak’a sürülmesiyle başladı. Annesi Füsun Hanım, tek başına ayakları üstünde durarak iki kız evladıyla yaşam mücadelesi verirken 1983 yılında -Didem daha 13 yaşında iken- beyin kanseri yüzünden hayatını kaybetti. İşte Didem’in daha küçücükken büyümesini sağlayan anne acısı böyle başladı. Acılarını annesi için kustu mısralarında, annesine bağırdı içindekileri sessizce.

"Bilir misin maviş anne?

Ben çekildiğim her fotoğrafta Defolu bir kelebek gibi çıkarım."

"Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:

ANNE!"

Grapon Kağıtları

Babası ise kısa bir süre sonra evlendi. Didem babasıyla asla hayalindeki ilişkiyi kuramadı. Ama ona da söylemek istediği çok şey vardı. Bu yüzden dizelerinde babasına “Bayım!” diye seslendi.

Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.

Didem Madak üniversite sınavına girdiği ilk sene Ege Üniversitesi Biyoloji bölümünü kazandı ama maddi sıkıntılar yüzünden okulu bırakmak zorunda kaldı. Sonradan tekrar sınava girip Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmeye hak kazandı. Babasıyla ilişkisinin bozulması sebebiyle okulu tekrar yarım bırakmak zorunda kaldı. Didem ne kadar yazgısını çokomel kağıtları gibi düzeltmeye çalışsa da nafileydi.

"Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi, tırnaklarıyla düzeltemiyor insan."

Kısa süren bir evlilik

19 yaşında evlenerek bir kuş misali özgürlüğe uçacağını düşünen Didem’in düşündüğü gibi bir evliliği olmadı. O’na aşk şiirleri yazdıracak adamla henüz tanışmamıştı. 4 yıl süren evliliği bitirdi ve Hukuk Fakültesi serüvenini tamamladı. Didem artık stajyer avukat olmuştu. Avukatlık döneminde tasavvufa yöneldi ve şiirle tanıştı. Didem artık Tanrı’ya da sesleniyordu şiirlerinde.

“Ne çok dikenin vardı Tanrım!
Ne çok isterdim,
Sana sarılamazdım.
Ve şöyle derdim o zaman:
Ah!”

Didem Madak herkesin ahlat ağacı diye bildiğini Ah’lar ağacı yapmıştı kendine. İşte böyle farklı bakıyordu hayata herkesten. Hep “Ah!” diyordu. Aslında bu kelime sanki bütün hislerini tanımlıyordu. Ah ünlemi şiirlerinde; bazen sevgi, bazen özlem, bazen pişmanlık ama en çok da acı anlamını yüklenmişti adeta sırtına.

"Olanlar oldu Tanrım! Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!"

Didem’in yazdığı şiirlerle bir yerlere gelmek gibi bir derdi yoktu. Kız kardeşi Işıl, onun bu tavrından emin olduğu için Didem’in bodrum katında geçen yıllarında yazdığı şiirleri toplayarak şiir yarışmasına gönderdi. Sonra da “Grapon Kağıtları” isimli bu dosya, ödülün sahibi oldu.

"Sana patates kızartırdım. Patatesler pazartesi kadar kırmızı oluncaya kadar... Ölüm bizi ayırıncaya kadar..."

Önce avukat sonra anne

2002 yılında İstanbul’a taşındı ve İstanbul Eczacılar Odası’nın avukatlığını yapmaya başladı. Bu süreçte şiir hep hayatındaydı. Şiirlerini hep çantasında, cebinde taşıdı. Bir gölge gibi peşindeydi Ah’lar ağacı. 2006 yılında büyük bir aşkla yaptığı ikinci evliliğinden bir kızı oldu. Kızına annesinin adını, Füsun ismini verdi Didem. Anne olduktan sonra şiirden uzaklaşmış gibi gözükse de Madak’ın 2009 yılında Şükran Yücel’e gönderdiği e-postanın ekindeki metin aynen şöyledir:

“Canım Kızım

Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. "Bakın yakışmış mı?" diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis!

Canım kızım, cehaletimden şair oldum. Annesizlikten... Sen sakın şair olma!”

Didem, Füsun’a “Ben annesizlikten şair oldum. Sen sakın şair olma!” dediyse de Füsun’u 2011 yılında annesiz bıraktı. 2010 yılında yakalandığı kolon kanserine yenik düşen Didem Madak, 23 Temmuz 2011’de İstanbul’da hayatını kaybetti.

Annesizlikten şair olan Didem Madak, şimdi Edirnekapı’da yatıyor. Füsun ise 18’inde bir genç kız. Kim bilir; belki de gerçekten Didem gölgesine razı bir fesleğendir aramızda. Şairin deyimiyle “Ah Didem! Ah! Yaşasaydın daha neler yazacaktın. İyi ki geçtin bu dünyamızdan.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum