Kitap & Edebiyat Gezi & Seyahat

GÜNÜBİRLİK HAYATLAR VE IRVIN DAVID YALOM


Instagram'dan fırlayan hayatlarımızı bir kenara aldığımızda geriye kalan hayatlarımızdır, günübirlik hayatlar. Sıradan olan yani. Ağladığımız, yorulduğumuz, maddi sıkıntı yaşadığımız hayatlar… Kahkaha atarken karnımıza ağrıların girdiği ya da sustuğumuzda -ne yazık ki- “Kız doğdu” dediğimiz hayatlar… Korkularımızla yüzleştiğimiz, kıskandığımız; bazen özlemekten nefes alamadığımız; bazen çocuğumuzdan sıkıldığımız, işimizden nefret ettiğimiz hayatlar… Çılgınlar gibi diyet yaparken kimseye görünmeden ağzımıza çikolata tıkıştırdığımız hayatlar… Belki ağlarsam diye makyaj yapmadan terapiye gittiğimiz hayatlar…

Günübirlik Hayatlar

İş çıkışı gezmeye gittiğim kitabevinde gözüme çarptı Yalom, geçtiğimiz hafta. Lise yıllarımda okuduğum "Nietzsche Ağladığında" kitabıyla tanışmıştım Irvin Yalom ile. Beni öldürmeyen acının güçlendirdiği zamanlar... Günübirlik Hayatlar seksen yaşını geçmiş bir terapist olan Yalom’un psikoterapi öykülerinden derlenmiş. Farklı pek çok hasta, farklı pek çok vaka ve farklı pek çok bakış açısı okuyoruz kitapta. Kırmızı Oda dizisi kadar dramatize olmasa da dizi izler gibi okudum kitabı. Her bir öykü üzerine uzun uzun düşündüm. Aynı zamanda terapistin terapi sürecini nasıl yönettiğine dair de tüyolar edindim. Özellikle kendi terapi seanslarımda -tabii ki kronik danışan olarak- terapistin neler düşündüğünü, hangi cümlesinin ne anlama geldiğini fazlasıyla merak eden bir insan olarak bu kitaptan çok şey öğrendiğime eminim.

Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın.

Marcus Aurelius, Düşüneler

Sıradan olma hakkı

Son yıllarda hayatımızı ele geçiren sosyal medya kavramı, “sıradan olma" hakkımızı da elimizden almış gibi. Özellikle Instagram'daki görsellik yarışı, bir like uğruna neler yapılabileceğini gözler önüne seriyor. Kullanılıyor olmasını eleştirmiyorum bu arada. Çünkü sosyal çevrem de çok iyi bilir ki ben gerçek bir Instagram sevicisiyim. Günlük hayatımdan hikayeler atmayı, bazen mesleki anlamda bilgilendirmeler yapmayı, bazen de yazılarımı paylaşmayı çok seviyorum. Bunun yanı sıra eğlenmek için, farkında olmak ve farkındalık yaratmak için de kullanıyorum. Bunu yaparken üzerimde pek bir baskı hissettiğim söylenemez. Ama yine de doğru açıda ve doğru ışıkta fotoğraf çekmeyi önemsiyorum. Paylaşım yapacaksam ne giydiğimi umursuyorum. Takip ettiğim influencerların bağlantılarına sıklıkla tıklıyorum. Kusursuz vücutlarına hayranlık duyuyorum.

Otuz dört yaşıma yaklaştığım bu günlerde sosyal medya benim hayatıma bu kadar girmişken şunu düşünüyorum: Hormonal ve psikolojik olarak komplekslerini en tepede yaşayan ergenler, bu kusursuz(!) mecrada neler hissediyor? Günübirlik hayatlar gibi görünen ama asla sıradan olmayan bu paylaşımlardan ne kadar etkileniyor? Maddi olarak ne kadarına ulaşabiliyor ya da ne kadarını taklit edebiliyor? Olumlu ya da olumsuz anlamda ne kadarından etkileniyor? Bence uzmanlar bu konudan çok fazla malzeme çıkarmışlardır. Üzerine yapılan pek çok bilimsel çalışma da mevcuttur. Peki biz kendi başımıza neler yapabiliriz? Kendimizi ya da çevremizdekileri bu sanal sıradanlıktan nasıl koruruz? “Gerçek normal”in ne olduğundan nasıl emin oluruz?

Psikolojik ve sosyolojik anlamda ahkam kesecek yetkinlikte kesinlikle değilim. Sadece kendim için yaptıklarımdan bahsedebilirim. Öncelikle düzenli olarak psikiyatrik destek alıyorum. Varoluşumu ve yaşadıklarımı sıklıkla sorguluyorum. Bunu bir uzmanla yapmak bence çok önemli. Bunun yanı sıra çok okuyor, çok geziyor ve çok dinliyorum. Her insanı ayrı ayrı merak ediyorum. Günübirlik Hayatlar kitabı bence gerçek bir yol gösterici. Basit dili, günlük hikayeleri ve mesleğinde altmış yılı devirmiş bir uzmanın gözüyle, hayatında basit bir anlam arayan herkese rehber olabilecek bir kitap. Çok sıradan ya da çok gösterişli hayatlardan öyküler anlatılıyor kitapta. Yaşanmış bu öykülerin kahramanların tek bir ortak noktası var: Hayatın anlamanı ararken destek alacak vizyona sahip olmaları.

Üzerine düşünülmemiş bir hayat yaşanmaya değmez.

Socrates 

Poadas Cafe

Basit öyküleriyle derin düşüncelere dalmama sebep olan bu kitabı okumak için seçtiğim mekan Poadas Cafe idi. Sosyal medyadan takip edip merak ettiğim yerlerden biriydi. Çayyolu’nun ara sokaklarından birinde kendi halinde bir mekan. İçeri girdiğimde en hoşuma giden sahneyse garsonun “Simyacı” okuyor olmasıydı. Doğru yerde olduğumu hissettim o an. Beni fark ettiğinde kitabını bıraktı, kulaklığını çıkardı ve kocaman bir gülümsemeyle beni karşıladı. O dakikadan itibaren ne yediğimin ya da ne içtiğimin bir önemi yoktu aslında. Ama yine de yediğim fit kahvaltının tadını unutmayacağım. Kitabımı okudum, muz ve kivimi şekersiz fıstık ezmesine batırıp yedim. Tazecik çayımı içtim ve kafamdan kargala.com için yazacaklarımı geçirdim. 

Günübirlik Hayatlar okuyup sıradan bir salı geçiriyordum. Dışarıda karla karışık yağmur yağıyordu. Kendi sıradan hayatımı anlamlandırmak için terapiye gidecektim. Henüz hiç Instagram hikayesi atmamıştım. Sonrasında yapacak bir sürü işim vardı. Üstelik saçlarım dağınıktı ve hayatımdaki bazı insanlardan fazlasıyla sıkılmıştım. Benzin çok pahalıydı. Ayrıca ödemelerim de vardı. Şehir dışına çıkmak istiyordum ama zamanım yoktu. Birazcık dişim ağrıyordu. Bu ay için planladığım kiloyu verememiştim. Ama kitap güzeldi. Ayrıca mekan da güzeldi. Terapi sonrası işe gidecektim, orada da güzel kahve vardı. Hepsi sıradandı, hepsi güzeldi.

Bu salı da böyleydi.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum