Sanat

Her Şey Yolundaymış Gibi Yaşamak: Tiyatro


Onur Ömer Düzgün 26 Mart 01:54

Kadın ve erkek ilişkileri her zaman kitaplara, filmlere, tiyatro oyunlarına konu olmuştur. Çünkü bu ilişki karmaşıktır. Karmaşık ilişkilerden de tabii ki güzel malzeme çıkar. Neil Labute'nin yazdığı ve İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen "Her Şey Yolundaymış Gibi" de bu karmaşık ilişkiyi aktarıyor.

Daha önce kadın ve erkek ilişkilerine biraz Modern Aşk yazımda değinmiştik. Bana sorarsanız Her Şey Yolundaymış gibi de Modern Aşk'ın kısa antolojik bölümlerinden olabilir.

Tek perdelik oyun

Her Şey Yolundaymış Gibi'de üç kısa öykü var. Birinci öykü Ölüler Diyarı, ikinci öykü Bir Mutluluk Anı, üçüncü öykü de Karmakarışık. Üç öykü birleşince Her Şey Yolundaymış gibi ortaya çıkıyor. Üç öyküde de modern zamanın ilişkileri var. Çiftler arası iletişimsizlik, aldatma, evlilik halleri masaya yatırılıyor.

Her Şey Yolundaymış Gibi'nin birinci öyküsü olan Ölüler Diyarı'nda bir kadının dramına konuk oluyoruz. Bu kadının sevgilisi ona "ya o ya ben" demiş. Adamın o dediği ise kadının karnındaki kendi çocuğu. Kadının aldığı kürtaj kararının öncesine ve sonrasını izliyoruz. Çiftin olaya bakış açılarını onların ağzından sıra ile dinliyoruz. Oyunun sonunda ise silinemeyen bir sesli mesaj duyuyoruz. Aslında çoğumuzda vardır bu durum. Sevdiğinize ne kadar kızarsanız kızın onun eşyasını atamaz, resmini yırtamaz, mesajını silemezsiniz. Öyle işte...

İkinci öykü Bir Mutluluk Anı'nda bir tren istasyonuna konuk oluyoruz. Bu istasyondaki çift güzel bir şehir dışı tatili yapacakken kadın ilişkiyi bitirmek istiyor. Çünkü kocasına karşı haksızlık yaptığını anlıyor. Adam da evli olmasına rağmen ilişkiye devam etmek istiyor. En sonunda ise ilişkilerini zamana bırakıyorlar. Belki bir daha görüştüklerinde "İki Yabancı" çalar belki "Sensiz olmaz."

Her Şey Yolundaymış Gibi'nin son öyküsü olan Karmakarışık bir restoranda geçiyor. Hamile kadın elindeki torbalar ile kocasının yanına oturuyor. Aralarında geçen konuşmalardan sonra ise uzun zamandır şüphelendiği bir durumu teyit ediyor. Kocasının kendisini aldattığından şüphelenen kadın gerçeği öğrenince ne yapar? Sorunun cevabını alınca şok olacaksınız.

Üç oyunu izlerken de yazarın, yönetmenin ve oyuncuların ana amacı sizlere "bunlar iyi ki benim başıma gelmiyor" dedirterek kendinizi güvende hissetmenizi sağlamak. Peki ya bu bir yanılgı ise?.. Bu yaşananlar "hep başkasının başına gelmez" ise ne olacak?

Ayrıca üç oyunun ortak noktası kadın odaklı olması. Erkekler vurdum duymaz, iletişime kapalı ve duygusuz olarak tasvir edilmiş.

Her Şey Yolundaymış Gibi

Başarılı oyunculuklar

Her Şey Yolundaymış Gibi oyunun dekoru hakkında konuşmak istiyorum. Çünkü sabit bir dekor yok. Oyun altı sandalye ile açılıyor. Sandalyelerin yerini oyuncular bir süre değiştiriyorlar. İlk öyküde oyuncular sandalyeleri kullanıyor. İkinci öyküde bir bank ve saat geliyor. Üçüncü öyküde bir masa ve iki sandalye. Tüm bu dekor değişimini oyunlar müzik eşliğinde yapıyorlar. Arada yüz yüze geliyorlar bazen biri diğerinin koyduğu dekorun yerini değiştiriyor. Bir nevi hayatın sürekliliği örneklenmiş. Mesela bazen aynı yerde olsak da birbirimizden haberimiz olmuyor. Birisi gidiyor diğeri geliyor, hayat devam ediyor.

Şahsen Her Şey Yolundaymış Gibi ile değinmek istediğim bir konu da ekran mutluluğu. Yani sosyal medyaya atılan mutlu birliktelik fotoğrafları... Her çift gerçekten o kadar mutlu mu? Kamera arkasındaki durum nasıl? Bence bunun üzerine de bir oyun yazılabilir.

Oyunculuklara gelecek olursak ilk oyunda Demet Ergün, o psikolojideki bir kadını size yaşatıyor. Oğuzhan Erdoğan da umursamaz, beyaz yakalı sorumsuz sevgiliyi çok güzel oynuyor. Hatta bir ara kendisini dövesiniz geliyor. İkinci oyunda Türkü Deyiş Çınar kocasını aldatıp pişman olan bir kadını, aslında hala içten içe ona olan aşkını, kaldığı ikilemi size başarıyla sunuyor. Berk Sezenler ise bu ilişkiden vazgeçmek istemeyen ve sansını sonuna kadar zorlayan sevgiliye bürünüyor. Son oyunumuzda Esra Akbaş aldatılmak ile yüzleşen hamile bir kadının zor anları ile içinizi burkuyor. Özellikle finalde sizi buhrana sürüklüyor. Kerim Altınbaşak, aldatan kocanın -kısaca "Yaprak Dökümü Oğuz" diyelim anlayın- yapmaya çalıştığı mantıksız savunmayı yaparken bir taraftan da her şey yolundaymış gibi eski hayatına dönmek isteyen pişkin erkek rolüne güzel bürünüyor.

Küçük bir eleştiri

Oyun hakkında küçük bir noktaya dikkat çekmek istiyorum ki salondaki çoğu kişi bu durumdan biraz muztaripti. Sahne sanatlarında hocam "Oyunu kendine oynama. Oyunu izlemeye gelen en arkadaki izleyici bile sesini duymak zorunda" derdi. Oyuncunun rahatsızlığı olabileceğini hesaba katıyorum. Bu nedenle de konuyu burada kapatıyorum. Küçük bir serzeniş olsun.

Özetle Her Şey Yolundaymış Gibi'ye sakın eşiniz veya sevgiliniz ile gitmeyin(!). Romantik komedi tadındaki bu sosyolojik oyun hoşunuza gidecektir. İstanbul Devlet Tiyatrosu ile turnede olan oyunun programına bakmayı ihmal etmeyin.

Oyunun karavan puanı,

????
https://youtu.be/fgOlhzOz9N8
Bu yazıyı kargala!
1 Yorum
Tiyatrosever
Tiyatrosever
21:45 @ 19.03.2022
İzlediğim oyunların sayısını hatırlamıyorum; bu oyun kadar beni boğan bir oyun olmamıştı. Etkili bir konu lakin bence anlatım sıfır. Gereksiz detaylar,aynı yere çıkan ve gereksiz uzatılan cümleler, hep tekrara düşme yordu beni. Oyunculara saygımdan tabi ki oyunu terk etmedim ama ilk kez bir oyundan çıkmak istedim. Sonunu da tahmin ettirdiğinden ("gazete haberlerine konu olacak ayrılığımız" )tarzında bir cümleydi, pek bir heyecanı kalmadı. Boşa geçirdiğim 1saat 20 dakikaydı benim için maalesef.