Sağlık

Herkese Lazım Olan Psikoloji


Konuk Yazar 5 Ocak 13:49

Psikoloji hepimizin bilmesi gereken bir konu. Bu cümle size iddialı gelebilir. Hemen itiraz etmeyin; bir dinleyin beni bakalım, yazının sonunda ikna olmazsanız da siz bilirsiniz.

Vücudumuzda bir gariplik sezdiğimizde -mesela bileğimizde yeni oluşan bir şişlik yahut bir sabah uyandığımızda gözümüzün kızarması gibi- az çok yorumlayabilecek kadar vücudumuzu tanıyoruz. Sonuçta sıra dışı bir durum olduğunu fark edebiliyoruz. Her ay olan regl sancısının bu ay fazlaca olması bizi şaşırtır; gidip bir doktora danışmak isteriz. Eskiden merdivenleri ikişer üçer çıkabilirken şimdi tek tek çıkarken bile diz ağrılarımız olursa aklımızda hipotezler belirir: “Menisküsüm mü zortladı, kireçlenme mi oldu?” Birkaç tahmin getirir, buna dair önlemler alır yahut bir bilene danışırız.

Sağlığımızı önemsememiz, olağandışı durumlara karşı tedbir almaya çalışmamızın ardında hep şu yatar: Bu işin bir normali var. Göz beyazdır, kızarık görünce bunu anormal tanımlamamız bundandır. Peki mesele ruh sağlığı, psikoloji olunca neden böyle yapmıyoruz? Mesela en sık kanıksanan durumlardan biri olarak: “öfke”...

Kronik öfke normal midir?

Sık sık öfke patlamaları yaşayan kişiler bunda hemen her zaman etrafı suçlar. Diğerleri aptal, anlayışsız, onu ezmeye çalışan ya da onu sinir etmek için uğraşıp duran kimselerdir ve o da bu yüzden öfkelenir. Hem kişi hem de etraftakiler bu öfkeyi kanıksar. Oysa şunu biliyoruz ki öfke sıklıkla yetersizlik ya da sıkışmışlık hissine ikinci ortaya çıkan bir tepkidir. Bir kişi bizi öfkelendirir veya ara sıra öfkelendiğimiz durumlar olur; bu normal karşılanabilir. Ama artık öfke zıvanadan çıkmışsa, burada bir anormallik olduğunu fark etmek gerekir. "Öfkenin nereden sonrasının anormallik olduğunu" bilirseniz, o zaman bu durum için yardım alabilirsiniz. Yani insan psikolojisini bilirseniz...

Bir başka örnek daha vereyim: Özellikle son birkaç yıldır kimsenin size karşı anlayışlı davranmadığını, sizi sevmediğini düşünüyorsunuz. İnsanlar gerçekten acımasız, hayat da öyle... Giderek karamsarlaşıyor ve her sabah uyandığınızda "gün bitsin de eve gidip uyuyayım" diye dua ediyorsunuz.

Sürekli bu ruh hali içinde kaldıkça, kendinizi değersiz, insanları kötü, geleceği karamsar görmeye doğru ağır ağır ilerlersiniz. Üstelik sürekli kendinizi haklı çıkaracak kanıtlara karşı daha seçici hale gelirsiniz. Hatta nötr durumları da bu tarafa yorarsınız. Sadece aklına gelmediği için sizi davet etmeyi unutan yahut "gelmez" diye düşünerek davet etmeyen arkadaş grubunuza küsersiniz. Muttasıl bir küsme sürecine girersiniz. Günler ızdırap ve yalnızlık içinde geçer gider.

Depresyonda mısınız?

Bazen de intiharın eşiğine kadar götürür sizi. Peki size "bu durumun depresyon olduğunu söylesem"?.. “Kendini değersiz, insanları kötü, geleceği karamsar görmebilişsel davranışçı terapide depresyonun bilişsel üçlüsü olarak bilinir. Yani bu algınız tamamen anormal ve bir adı var bunun: Depresyon... Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk’ta aslında entelektüel ifadelerle süslemiş de olsa bize bir anormalliği anlatır. İçinde olduğu ve bizzat yaşadığı için dışarıdan bir gözle bakamaz. Hatta bilişsel üçlüsüne dair kanıtlar getirir ve katı bir şekilde inanmaya devam eder çarpıtılmış depresif gerçekliğine. Oysa ruhsal hastalıklara az çok aşina olsak, böyle bir durumdayken yahut bir yakınımız bu halin içindeyken aklımıza bunun da koltuk altımızda beliren şişlik kadar anormal bir durum olduğu ve yardım alınması gerektiği gelir. Yani psikoloji ve psikiyatri bilgimiz olursa...

Son bir örnek daha vereyim örneklere doyamayan adam olarak: Yazarımız @tunatanyolac bu haftaki yazısında "iyi şoför olmak" üzerine yazdı. Bu yazının sonunda; araçtaki diğer kişilerin de tepkilerinin bir referans noktası olabileceğini, onlar kaygılı ise bunu dikkate almak gerektiğini anlattığı cümleler bana hemen bir başka anormalliği hatırlattı. “Çok evhamlı tipler” biliriz etrafımızda. Diyelim ki siz dışardayken sizi aradığında telefonu duymadınız ve açmadınız. Amerikan başkanı dahil herkesi harekete geçirir bu tipler. Siz de "aman o evhamlanmasın" diye sürekli tetikte beklersiniz. Yahut ufak bir sıkıntınız var; "benden çok dertlenir" diye anlatamazsınız bu kişilere. Güven vermek destek sağlamak şöyle dursun, kendinizi bırakıp onu sakinleştirmekle uğraşırsınız böyle durumlarda. Arabada yanınıza bindiğinde en ufak bir riskli harekette hatim indirir. Aşırı panikler ve sizi de korkutur. Bir araca çok yakın geçtiğinizde çığlık atar ve "siz de aman ne oluyor?" diye panikler, direksiyonu kırar ve gerçekten kaza yaparsınız.

Anormalliği anlamak gerek

İşte bu derecede evhamlı tiplerin de psikiyatri ve psikolojide bir karşılığı var: Kimi zaman anksiyöz kişilik yapısı, kimi zaman da yaygın anksiyete bozukluğu deriz buna. İşte yine kimi zaman terapiyle kimi zaman da minnacık doz bir antidepresan tedaviyle daha sakin, daha rahat, daha az evhamlı olabilir bu kişiler. Böylece hayat onun için de yakınları için de daha kolay hale gelebilir. Ama bu konuda tedavi alabilmek için öncelikle bir şeylerin “anormal olduğunu" anlamak gerekir. Yani konu yine dönüp dolaşıp insan psikolojisini bilmeye, neyin normal neyin anormal olduğunu bilmeye geliyor.

Umarım bu üç farklı örnek neden hepimizin az çok psikoloji bilmesi gerektiğini size anlatmaya yetmiştir. Bunun çok önemli olduğu kanısındayım. Bakın, basit bir elektrikli alet alınca bile kullanma kılavuzuna bakıyoruz; değil mi? Peki ruhumuzu, tepkilerimizi, düzeltilmesi gereken taraflarımızı tanımak için neden hiç emek harcamıyoruz. Ruhumuz o aletten daha mı basit yoksa daha mı az kıymetli? Hepimiz cevabı biliyoruz. İşte bu sebeple uzun bir yazı dizisine başlamayı düşünüyorum. Her hafta makul dozda psikiyatri ve psikoloji anlatacağım sizlere. Kendinizi, sevdiklerinizi, iş arkadaşlarınızı tanıyın diye. Acıyı, ızdırabı, yanlışı, huzursuzluğu ne siz ne de etrafınızdaki kimse kanıksamasın diye... Depresyona mahkum olmayın diye... Kaygının esiri olmayın diye...

Haftaya ilk derste görüşmek üzere, sevgiler!

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum