Bilim & Teknoloji Sağlık

İlaç mı Zehir mi: Thalidomide Faciası


Ceren Ceylan 15 Eylül 16:38

Thalidomide, başta azot ve karbon olmak üzere benzen yapısı ve oksijen de barındıran bir molekül. Bu molekülü 1952 yılında Basel Kimya Endüstrisi (CIBA) adlı bir kurum keşfediyor. Keşfinden 5 yıl sonra ise molekülü ilk olarak Chemie Grünenthal firması Batı Almanya'da pazarlıyor. Chemie Grünenthal, antibiyotik üretimiyle ünlü bir Alman ilaç firması. Firma, Thalidomide'i grip ilacı olarak sürüyor piyasaya en başta.

Bu bir plan mıydı?

Heinrich Mückter, Chemie Grünenthal için bu ilacı geliştirerek üretmeye başlıyor. İşin garip tarafı Heinrich Mückter bir Nazi ve Nazi Almanya'sı onu yaptığı illegal ve etik olmayan deneylerle tanıyor. Aynı zamanda Hitler'in de sağ kolu! Mückter'in iki yardımcısından biri öjeni programını savunurken diğeri ise toplama kampında tutsaklar üzerinde deney yapıyor.

İşte bu psikopat ve garip ekibin ilaç üzerinde yaptıkları geliştirmeler sonucunda Thalidomide'in tedavi penceresi genişliyor. İlaç artık Contergan adıyla piyasada yerini alıyor. Farmasötik etkisi ise hipnotik (sakinleştirici, uyku getirici) ve antimetik (mide bulantısı, kusmayı önleyici) olarak geçiyor. İlaç bu ekip tarafından öyle bir pazarlanıyor ki adeta her eve giriyor. Hatta ilacın öksürük, baş ağrısı ve unutkanlığa bile yaradığı ile ilgili iddialar ortaya atılıyor. Deyim yerindeyse Contergan peynir ekmek gibi satılıyor.

Facia nasıl başladı?

Etkilerine bakarsak ilacı hamile kadınların kullanması kaçınılmaz oluyor. Artık doktorlar, uykusuzluk ve mide bulantısı şikayetiyle gelen gebe kadınlara Contergan reçetelemeye başlıyor. Reçetesiz de verilen bu ilaç, herkesçe popüler oluyor. E, hem ulaşımı kolay hem de gözle görülen bir yan etkisi yok ilacın o sırada. İlaç yayılma hızını artırırken adeta Batı Almanya'nın ve hatta Avrupa'nın başlarına gelecek faciadan haberleri bile yok.

İlaç hakkında yeterli araştırma yok; hayvan deneyi yok; gebelikte kullanımı ile ilgili bir bilgi yok. Sonuç olarak bunların bir plan mı yoksa o günle ilgili bir ihmal mi olduğu tam bir merak konusu. Zira o günlerde ne şimdiki gibi bir önlemler var ne de kurallar..!

1959 yılında artık bir şeylerin ters gitmeye başladığı belli oluyor. İlk başta anlaşılan şey, gebelikte Thalidomide kullanıldığında doğan çocukların uzuvlarının eksik olduğu ya da göz hasarı, sinir sistemi hasarları ile doğduğu oluyor. Tabii böyle doğan çocuklar çok yaşamıyor veya hemen ölüyor. Bir ayaklanma yaşanmasına rağmen, ilaç firması ilacı geri çekmeye hiç yanaşmıyor bile.

Tüm dünyaya yayılan zehir

Araştırmalar sonucu ilacın gebelikte hangi gün kullanıldığının bile önemi olduğu fark ediliyor. Şöyle ki ilaç eğer gebeliğin 20. gününde alınırsa çocuklarda beyin hasarı oluşuyor. 21. günde alınırsa göz hasarı, 22. günde kulak ve yüz hasarı oluşuyor. Hatta 24. günde alınırsa, bebek kolları olmadan doğuyor. 25 ila 28. günler arası alınırsa, bebek bacaksız doğuyor.

Tüm bunlara ve verilen mücadeleye rağmen ilaç firması 1961 yılından ilacı piyasadan çektiğini bildiriyor! Ama gel gör ki 5 senede olanlar oluyor çoktan. Asya, Avrupa ve Japonya fazlasıyla bu faciadan nasibini almış olmuyor. Facia büyüdükçe büyüyor. Dünya genelinde 2.000 çocuğun ölümüne, 10-15 bin çocuğun ciddi gelişim sorunlarıyla yaşamak zorunda kalmasına neden oluyor.

Yine de ilaç hemen öyle 1961'de piyasadan kalkmıyor, senelerce piyasada sürünmeye devam ediyor. Bir ülkede ilaç piyasadan kalkmış olsa bile diğer ülkede işler uzayabiliyor. Ülkeler arası illegal ilaç alışverişine kadar gidiyor iş. Asıl sorulardan biri de şu: Bunca ülke bu faciayla boğuşuyor ama Türkiye nasıl en az hasarı alıyor?

Türkiye ve Thalidomide

Türkiye'nin bu faciadan hasar almamasının nedeni bakteriyoloji uzmanı ve veteriner hekim olan Ordinaryus Prof. Dr. Süreyya Tahsin Aygün ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Kürsüsü başkanı Prof. Dr. Şükrü Kaymakçalan. Aygün, ilaç hakkında yeteri kadar araştırma yapılmadığını söylüyor ve ilacın ülkemizde ruhsat almasına izin vermiyor. Sağlık Bakanlığı iki uzmanın da sözlerine güveniyor ve ilacın ülkeye girmesini kesinlikle yasaklıyor.

"Şükrü (Prof. Dr. Şükrü Kaymakçalan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Kürsüsü) bu konuda, Talidomid'in ruhsat alması için gerekli oluru vermeyeceğini, gerekçe olarak da Talidomid ile deney hayvanları üzerinde yeterli çalışmalar yapılmadığını göstermiştir."

Prof. Dr. Alaeddin Akcasu

Prof. Dr. Şükrü Kaymakçalan ve Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin Aygün'ün yapmış oldukları deneyler sonucunda vardığı kanılar sayensinde Türkiye'de hiç Thalidomide vakası görülmüyor. Biz bu işten hasarsız sıyrılmış olsak da dünyada hala bu etkiler görülebiliyor. Binlerce insan firmayı hala mahkemeye veriyor. Firma, bu ailelere milyonlarca tazminat parası ödüyor.

Dünya faciadan dersini aldı mı?

Tüm bunlara rağmen Thalidomide hala dünya piyasasından tamamen çekilmiş değil. Günümüzde aktif bir ilaç olarak kullanılıyor. Hala hakkında araştırmalar yapılıyor ve hatta yeni etkilerine rastlanıyor.

Yani dünya, bu olaydan pek dersini almamış gibi gözüküyor! Bir senede onlarca yeni ilaç FDA (Food and Drug Administration) tarafından onay alıp piyasaya sürülüyor. İlaç çeşitliliği gittikçe artıyor. Bir taraftan bakınca yapılan hatalar, gelecek çalışmalar için bir ders niteliğinde. Ama diğer taraftan da ilaç teknolojisi o kadar hızla büyüyor ki bu hıza yetişmek ne kadar mümkün.

Aslına bakarsanız her işte olduğu gibi bilimde de risk fazlasıyla vardır. Yine de insanoğlu bilime sırtını dayamıştır. Çünkü bilim, hayatımızın en kilit noktasıdır. Hiçbir işte sıfır hata olasılığı yoktur ki bilimde de olmasın. Hatalar olacaktır lakin önemli olan farkına varıp ders çıkarmaktır. Diliyoruz ki yeni hastalıklar veya yeni ilaç keşifleri tekrar böyle bir faciaya neden olmasın.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum