Sinema & TV

İnceleme: Barış Akarsu "Merhaba" (Spoiler İçerir)


Ceren Ceylan 25 Kasım 14:33

Önceki yazımda bahsettiğim biyografik film modası rüzgarının yeni göz bebeği Barış Akarsu "Merhaba" filmi vizyona girdi. Biyografik filmlerin sıkı bir takipçisi olarak heyecanla beklediğim bu film, beklentilerimi ne kadar karşıladı? Film, ne kadar Barış Akarsu'yu yansıttı? İsmail Ege Şaşmaz bize Barış Akarsu'yu yaşattı mı? Tüm bu soruların ve daha fazlasının cevabı için hemen incelemeye geçmek istiyorum. Bu incelemede hem tatlı hem acı eleştiriler yapacağız!

Film, Barış Akarsu'nun doğumundan başlıyor, ölümüne kadar hikayesini anlatıyor. Filmin daha ilk sahnesinde "Ya yok artık!" dedirtecek bir imitasyon kelebekle karşılaşıyor seyirci. Barış Akarsu yeni doğmuş ve babası beşiğin başında otururken pencereden bir kelebek giriyor. Barış Manço şarkısı çalan radyonun üstüne konan kelebeğin tüm hareketini izleyen babası, ilham alarak "Adı Barış olsun!" diyor. İsim koyma hikayesi böyle anlatılıyor. Düşünce güzel lakin kelebeğin imitasyon olduğu o kadar belli ki, seyirciyi daha ilk sahneden şaşırtıyor. Hatta film bittiğinde düşündüğüm şeylerden biri de, konser sahneleri bu kadar kaliteli çekilmişken gerçekten imitasyon bir kelebeğe ihtiyaç var mıydı?

Konser sahneleri demişken, filmin yarısından itibaren sadece konser izliyoruz neredeyse. Akarsu'nun sahne arkasında da anlatılması gereken çokça hikayesi olduğunu bildiğim için bu kısım çok yavan geldi. Konser sahnelerinin kalitesine, ışıkların ve İ. Ege Şaşmaz'ın oyunculuğuna hatta sesine diyecek yok. İzlemesi keyifli olan sahne performansları bir tık daha azaltılabilir ve yerine Barış'ın geri planda yaptığı bir sürü güzel iş koyulabilirdi.

Çocukluk yılları ve aile bağları

Çocukluk sahnelerinde tabii ki bizleri mutlu eden, Barış'ın dedesiyle olan bağıydı. Dedesiyle olan ilişkisi hiç şüphesiz duygulandıran sahneler arasındaydı. Hatta Barış'ın Barış Akarsu olma yolunda dedesinin katkısı çok güzel işlenmişti. Dedesinin vefatından önce Barış'a hediye ettiği o kitap Barış'ın çantasından hiç çıkmadı. Filmin son kısmında da kitap, Barış'ın ölümüne neden olan kaza sonrası çantasından yere düşmüştü. Bu ayrıntılar seyirciyi mutlu etti.

Çocukluk sahnelerinde, özellikle lise yılları es geçilmişti. Barış'ın ergenliğini ve o senelerdeki müziğe merakını görmek isterdik. Lakin bu yıllar az gösterilmeyi geç, filmde yoktu bile. 13 yaşındaki halinden direkt 20'li yaşlarına atlandığı için o aradaki Barış, askıda kaldı.

Küçük Barış, annesinin de babasının da göz bebeği olarak büyüyor. Büyüdükten sonra da bu böyle devam ediyor. Barış, hayatını uzakta devam ettirdiği senelerde bile tam bir annesinin kuzusu. Barış'ın yeni şöhret bulduğu zamanlar eve gelip büyüdüğü yatakta annesinin dizinde yatması da bunun kanıtı elbette. Bu sahnede annesinin söylediği bir söz mıh gibi kazınıyor aklıma. "Yol gider, yolcu iyileşir."

Barış Akarsu olma yolu

Barış Akarsu'nun yolu hiç şüphesiz İlhami Abisi ile başlıyor. Ereğli'de bir kafede çalma imkanı veren İlhami Abisi Barış'ın dönüm noktası oluyor. Bu çaldığı kafede hayatının aşkı Zeyno ile tanışan Barış, resmen onunla yaşayıp onunla ölüyor. Bu aşk hikayesi dizide yeterince işleniyor işlenmesine ama Ereğli hikayesi biraz askıda kalıyor.

Barış evden "İlhami abiyi bulacağım!" diye Ereğli'ye yola çıkıyor. Ama hop bir bakıyoruz Ereğli hikayesi bitti. Barış Akademi Türkiye'de! Tam diyoruz ki "Hah işte, bizim tanıdığımız haliyle Barış! Doya doya izleyelim." Bir bakıyoruz hop Barış'ın Akademi Türkiye'de birinci olduğu sahne. Barış Akarsu olma yolunda bu kadar önemli olan bir süre zarfının böylesine kısa işlenmesi can sıkmadı değil.

Sonra tabii artık Barış, emeklerinin karşılığını alıyor ve şöhreti buluyor. Emeklerinden çok şöhreti bulma kısmı gösteriliyor. Barış Akarsu'nun her tümseği tırnaklarıyla kazıdığını bilenler için bu kısım da eksik kalıyor. Romantizm ve sadece aşık Barış vardı bu kısımda. Oysa Barış Akarsu'nun alçakgönüllü kişiliğini, yardımsever ve yufka yüreğini de görmek isterdik. Barış'ın yaşadığı kısacık ömründe yardım ettiği öğrencinin, hayvanın ve hastanın sayısı o kadar fazla ki filmde işlenmemesi sevenlerini elbet üzmüştür.

İsmail Ege Şaşmaz ve Almila Ada uyumu

Barış'ın yolunda Zeyno çok büyük bir parça. Aşık olduğu, beraber yaşadığı, terkedildiği ve sonra tam kavuştular derken beraber ölüme gittikleri bir kadın Zeynep Koçak. Bu kadar önemli bir karakteri oynamak için kendi tabiriyle projeden çekilen boşboğaz oyuncuya bizi kendisini izleme eziyetinde bırakmadığı için teşekkür ediyor, Almila Ada'yı bu karakteri bize layığıyla yansıttığı için tebrik ediyorum.

Başrole hiç şüphesiz İsmail Ege Şaşmaz gibi bir oyuncu yakışırdı. Zira Barış Akarsu'nun alçakgönüllü karakterini yansıtabilecek çok iyi bir seçim olmuş. Belli ki rolüne çok sıkı çalışmış, böyle bir sanatçıyı oynamanın ciddiyetini kavramış. Filmde geçen Barış Akarsu'nun dedesinin ona söylediği "Tek bir şey ol, en iyisi ol!" cümlesinin hakkını vermiş, yaptığı işin en iyisini yapmış.

İkili, çok güzel bir uyum yakalamakla birlikte bu aşk hikayesini bize çok etkili bir şekilde sunmuşlar. İkisinin de oyunculuğuna diyecek yok. Özellikle İsmail Ege Şaşmaz'ın olmadığı sahneler çok yavan geliyor. Barış Akarsu'yu ve hayat hikayesini seyirciye tam olarak geçirebildiğinden, onun olduğu sahneler daha gerçekçi aktarılıyor.

Günaydın ve Merhaba

Barış Akarsu'nun ölmeden yazdığı ama seslendiremediği şarkı olan Merhaba da İsmail Ege Şaşmaz'ın sesinden filmde hayata geçiriliyor. Son sahnede verilen şarkı, gerek hikayesiyle gerek de İsmail Ege Şaşmaz'ın kostümüyle daha da bir derin anlam taşıyor.

Şarkı ismini Barış Akarsu'nun en sevdiği sözcükten alıyor. Zeynep'in en sevdiği kelime olan "günaydın" diyerek gülümsemesi ardından Barış'ın "Benimki de merhaba, en sevdiğim sözcük" demesiyle başlıyor ikilinin hikayesi. Barış Akarsu'nun dedesinden dinlediği Halikarnas Balıkçısı hikayesi de filmde geçiyor. Halikarnas Balıkçısının ölmeden önce söylediği son söz "merhaba".

Günaydın Zeynep'e göre, merhaba ise Barış'a göre yeni başlangıçları temsil ediyor. Filmdeki aşk hikayesinin bu iki kelime üzerine kurulmasını ve bu ince düşünce takdir etmeden de geçemeyeceğim.

O hep 28 yaşında

Nasıl derler? Bu dünyadan bir Barış Akarsu geçti. Barış tüm kişiliği ve karakteriyle herkese örnek olması gereken bir insandı. İnsan ayırmadan herkesi sevmesi, hayatını bu anlayış üzerine kurması onu herkesçe sevdirdi. Aramızdan ayrıldığında henüz çok gençti, biliyorduk ki yapacak çok şeyi vardı. Kim bilir ne hayalleri bıraktı geride. Ama hiç şüphesiz bizlere gurur duyduğumuz hikayelerini bıraktı.

Sadece bizim bildiklerimiz haricinde kim bilir neler yaptı Barış Akarsu. Yardım ettiği ve hayatına dokunduğu o kadar insan var ki... Bu insanlar ve onu tanıyan herkes, onun ardından gözyaşı döktü. Yapığı 250 konserden 200 tanesini bağışladı. Bunca seveni olan bu kadar yetenekli bir sanatçı yaşasaydı kim bilir daha neler kalacaktı bize. Türk halkının da söylediği gibi "İlk defa doğru kişiyi ünlü ettik, onu da erkenden kaybettik!"

Seni tanıdığımız ve şarkılarını dinleyebildiğimiz bir dönemde yaşadığımız için çok şanslıyız Barış! Senin için ne kadar filmler çekilse, kitaplar yazılsa da azdır. Bu dünyadan Barış Akarsu iyi ki geçti. Senin de dediğin gibi Barış, bir sevmek bin defa ölmek demekmiş. Bir kere sevdin, onunla birlikte öldün. Ayrılıklar zamansız gelir, sen hep 28 yaşındasın!

https://www.youtube.com/watch?v=Sn8iH-AFAwI
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum