Gezi & Seyahat

İshak Paşa Sarayı ve Efsaneleri


Züleyha Kork Salantur 29 Temmuz 10:39

Bir yerin en etkileyici yanlarından biri de hikayesi, efsanesi, geçmişte ne yaşandığı. İshak Paşa Sarayı’nda gezerken de geçmişin sesini duymamak imkansız. Hani deriz ya "Şu duvarların dili olsa da konuşsa" diye... İşte İshak Paşa’da duvarların dili var, rüzgarın sesi var. Yaşanmışlıkların uğultusu var adeta. Şehrin en yüksek yerinde, derin bir sessizliğe gömülmüş gibi görünse de sessiz bir çığlığı var.

İşte bu yazımda size İshak Paşa Sarayı’nın sesinden ve hüzün dolu hikayesinden bahsedeceğim.

İshak Paşa Sarayı nerede?

Saray, Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinin 5 km mesafesindeki bir tepede.

1685 yılında Çolak Abdi bey tarafından yapımına başlanan saray, 1784’te aynı soydan gelen İshak Paşa tarafından bitirilmiş. Yani sarayın yapımı tam 99 yıl sürmüş. Bu sebeple saray mimari açıdan da çok zengin örneklere sahip. Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin yanında Barok tarzı mimari de görülmektedir.

Bir söylentiye göre İshak Paşa bu sarayı yaptırırken, toplayıp merkeze göndermesi gereken vergileri kullanmış ve bu anlaşılınca da sürgün edilmiş. Bir diğer söylenti ise İshak Paşa Sarayının heybeti dilden dile o kadar yayılmış ki Topkapı Sarayı’ndan bile daha güzel olduğu söylenmeye başlanmış. Bu ihtişam dönemin padişahının kulağına kadar gidince de İshak Paşa’nın görevine son vermiş.

İshak Paşa Sarayı

Doğubeyazıt’ın içinden geçip sarayın yoluna doğru tırmanışa geçtiğimizde, İshak Paşa Sarayı yavaş yavaş tüm heybetini göstermeye başlıyor. Giriş kapısına geldiğimizde etkisi katlanarak artıyor. Buradan içeriye girdiğimizde bizi önce birinci avlu karşılıyor. Avlunun sağ tarafından karanlık merdivenlerden inerek zindanlara ulaşıyoruz. Kendimi bir anda Yeşilçam filmlerine ışınlanmış gibi hissediyorum. Sanki o karanlık zindanların birinde Kara Murat zincire vurulmuş karşımda duruyor. Fakat burası film seti değil gerçeğin tam ortası. O soğuk ve karanlık zindanlarda gezerken düşünmeden edemiyorum, kim bilir kimler geldi kimler geçti bu zindanlardan. İnsan kafayı yer herhalde. Bir saat bile duramazsın, öyle buz gibi. Hem gerçek hem mecaz anlamda…

Buz demişken, İshak Paşa Sarayı’nın dünyanın ilk kalorifer sistemine sahip binası olduğunu biliyor musunuz? Taş duvarların arasında döşenen toprak borulara, merkezi sistemden gönderilen sıcak su sayesinde sarayın birçok bölümünü ısıtmışlar. Birinci avluda duvarlarda bu sistemi görebilirsiniz.

İkinci avluya geçtiğimizde sol taraftan mutfak ve harem bölümüne iniyoruz. Hemen hayalimde canlandırmaya başlıyorum. O döneme ışınlanıyorum sanki. Odaları dizayn ediyorum. Kadınları düşünüyorum. O gün ne yemekler çıktığını düşünüyorum. Kimlerin o odalarda kaldığını, ne hissettiklerini hissetmeye çalışıyorum. O ara Perişan Hanım aklıma geliyor. Sahiden; bir insan kızına neden bu ismi verir ki?

Halil Bey ve Perişan Hanım’ın aşkı

Suluçem Köyü'nün ağasının güzelliği dillere destan kızı Perişan Hanım'a aşık olan Halil Bey, İshak Paşa Sarayı'nın o dönemki sahibi Behlül Bey’in yeğenidir. Rivayete göre at seyisi Gello da Perişan Hanım'a aşık olur. Halil Bey ile Perişan Hanım'ı ayırmak için türlü türlü yalanlarla Behlül Bey’in yeğeni Halil Bey’i türlü işkencelerle öldürmesine sebep olur. Daha sonra Behlül Bey Perişan hanımı eş olarak almak ister ve düğün yapar. Düğün günü Perişan hanım, ona kefen olacak gelinliğiyle sarayın minaresine çıkar, Halil Bey’e olan aşkını ve Gello’nun yalanlarını minareden haykırır. Ardından kendisini de sevdiğine kavuşmak için minareden bırakır. İşte böyle dilden dile dolaşan acı bir aşk hikayesi onların hikayesi.

Haremden çıkıp sarayın kuzey bölümüne geçtiğimizde "burada yaşadığını" düşünsene duyguları kaplıyor içimi. Hatta pencereden baktığımda gördüğüm muhteşem manzara ve huzurun sesi beni yeniden hayal alemlerine sürüklüyor. O odada kimlerin yaşadığını düşünmeye çalışıyorum. Zihnimde Gülbahar canlanıyor. Hani Yaşar Kemal’in de kitabında bahsettiği Ahmet’in Gülbahar’ı...

Gülbahar ve Çoban Ahmet'in aşkı

Rivayete göre çoban Ahmet’in evinin önüne bir at gelir durur, yola bıraksa da gene gelir. Geleneğe göre at üç kez geri dönerse o evin erkeğinin olurmuş. Bunu üzerine at çoban Ahmet’in olur. Ama atın asıl sahibi, İshak Paşa Sarayı'nın o dönemdeki sahibi atı geri ister. Töreye göre atın artık Ahmet'in olduğu söylenince, paşa Ahmet’i yakalar. Zindana atar. Paşanın kızı Gülbahar, Ahmet'e aşık olur. Gece olunca zindana gider, Ahmet’i görmek ister. Zindancı, Gülbahar'a bir tutam saç karşılığında Ahmet’i göstereceğini söyler. Gülbahar da saçından bir tutam zindancıya verir.

Paşa Ahmet’in idamını ister ama halk ayaklanır. Ayaklanmadan korkan paşa Ahmet’le Gülbahar’ın bir şarla evlenebileceğini söyler. O da Ahmet’in Ağrı Dağı’nın tepesinden ateş getirmesidir... Ahmet, binlerce yıldır ateş almaya gelenleri yutan dağdan, ateşi de alır getirir. Böylece paşa evlenmelerine razı olur ve evlenirler. Evlendikleri gece Ahmet’in içine kurt düşer. Zindancıya ne verdiğini sorar. Bir tutam saç verdiğini söyler Gülbahar, Ahmet kıskanır ve yatağın ortasına bir hançer koyar.

Törelere göre eğer kadın kendini suçlu buluyorsa hançeri kendine eğer kendini yalnızca erkeğine saklamışsa bu kez hançeri kocasının bağrına saplamalıdır. İşte çaresizce sabaha kadar düşünen Gülbahar, gün doğarken hançeri ona inanmayan Ahmet’in kalbine saplar.

Ah bu acı dolu hikayeler... İmkansız olmayan aşkları imkansızlaştıran efsaneler… İşte İshak Paşa Sarayı'nın efsunu...

Sonra...

Camın yamacına oturup, rüzgarın sesinde Gülbaharı, Perişan hanımı duymaya çalıştım ve yaşananları düşündüm biraz. Her bölümü apayrı bir efsunla işlenmiş İshak Paşa Sarayı 116 odadan oluşuyor. Her bir oda ayrı bir hikayeyi barındırıyor sanki.

Daha sonra geze geze sarayın günümüze kadar en sağlam ulaşan kısmı olan cami bölümüne geçtim. O günden bu güne sapasağlam ulaşan tek kısım cami kısmı. Muhtemelen dini bir yapı olmasından dolayı çok yağmalanmamış. Hala kullanılıyor.

Saraydan çıkıp yolu takip ederseniz, az daha yukarıdan sarayın bütününü de görebilirsiniz. Hatta çay-kahve içebileceğiniz, gün batımını izleyebileceğiniz bir restoran da mevcut. Günü orda batırıp öyle ayrılabilirsiniz. Bir de efsane odur ki İshak Paşa Sarayı’na bir kere giderseniz iki kere daha gidermişsiniz. Üçlemeden olmazmış. Bakalım kader beni yeniden ne zaman İshak Paşa Sarayı’na sürükleyecek?

Peki siz İshak Paşa Sarayı’nı gezerken hangi duygularla gezeceksiniz acaba? Eğer vaktiniz varsa oraya kadar gitmişken bir de Van turu yapmaya ne dersiniz? Bunun için de detaylı Van yazımı okuyabilirsiniz!

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum