Aktüel Sağlık

İsraf Odaklı Balık Politikaları ve Avlanma


Sezer Aygün 17 Ağustos 10:27

Da Vinci'nin Şifresi ile başlayan -Robert Langdon ile özdeleşen- meşhur seriyi bilirsiniz. O serinin birinde olaylar, bilim insanının göldeki planktonların artışını farketmesiyle çözülüyordu. Malum sonda ise gerçeği söyleyince -bilim insanı da olsa- ölmüştü. Ben de ilk o zaman öğrendim. Tek hücreli, mikroskobik canlılar olan planktonlar sadece sudaki canlılığın devamı için önemli bir göreve sahip değiller. Aynı zamanda atmosferdeki yağışı bile etkileyebiliyorlar. Çok yoğun oldukları yerlerde suyun rengini değiştirebiliyorlar. Ama kendilerinin hareket kabiliyetleri yok. Fakat konumuz planktonların güzelliği değil. Bu yaşam formu da denizlerdeki ekolojik çeşitliliğin azalmasından nasibini aldı. Bakacağımız yer, elbette tüm bunların en büyük nedeni olan halihazırdaki yanlış yatırımlar ve politikalar. Dolayısıyla da insan yaşamına olan etkileri tabii ki... Çünkü insanoğlunun farkındalığının yavaşlığı ülkelerarası bürokratik işlem hızıyla yarışır. Bu konuyu ne kadar çok dile getirirsek o kadar faydalı. Çünkü balık ve avlanma küresel bir sorun.

İsraf odaklı ve kısa vadeli yatırımlar

Dünya genelinde balıkçılığın hem insan sağlığı hem de ekonomi açısından çok büyük bir önemi var. Bundan dolayı denize kıyısı olan birçok ülke bu konuda ciddi teşvik veriyor. Bu teşvikler öylesine iştah kabartıcı ki gemilerin ihtiyacın dışında da tonlarca avlanmasına neden olabiliyor. Neredeyse hepsi Avrupa menşeili olan bu filolar okyanusta dip trol balıkçılığı yapıyor. Yaşama uzun vadede zarar vereceği bilinerek yapılan bu avlanma, kıyılardaki balıkların azalması üzerine açık denizlere -bilimin de yardımını alarak- çıkmaktan ibaret. Okyanus dibine tarama ağları yerleştirip denizin o zengin yaşam alanını hiçbir korunmaya izin vermeden süpürüyorlar. Bu yıkıcı çalışma, mercan resiflerinin yanısıra insanın yemediği zengin balık cinslerinin de yok olması demek. Bu gemilerin Kuzey Atlantik denizinde yaptıkları birçok kural dışı davranışı Greenpeace üyeleri belgelediler. Neredeyse sayısı 300'e yakın olan bu gemiler ekolojik tahribatın yüzde 60'ından sorumlu.

Somon mu istiridye mi?

Balık, insan sağlığı için kalitesi yüksek bir yakıt. Fakat bu yakıtın da kalitelisi ve kalitesizi var. Aynen çiftlik tavuklarıyla gezen tavuk farkı gibi... Örneğin, zevkle yediğimiz somon balıkları da çiftliklerde yetişiyor. Gayet obur bir tür olan ve balıklarla beslenen somonların ciddi bir oranda balığı yemesi gerekiyor. Bu örneği ton balıkları içinde verebiliriz. Worldwatch Enstitüsünden Brian Halweil besin zincirinin daha alt basamaklarında yer alan istiridye deniztarağı gibi yumuşakçaları yetiştirmenin çok daha avantajlı olduğunu söylüyor. Çünkü bu deniz canlıları için yem kullanmaya gerek yok. Bununla beraber diğerlerine nazaran çok daha sağlıklı. Fakat somon balığı ve ton balığına odaklanan bir çok derin bakışlı homo erektuslar bu politikadan uzaklaşacak gibi görünmüyor.

Dip trolcülüğü ülkelerin ve uluslararası yasaların boşluğundan faydalanılarak cüretkar biçimde hala devam ediyor. Başta Fransa, Danimarka ve İspanya olmak üzere birçok Avrupa Birliği bayrağı taşıyan gemi için Birlemiş Milletler bu sorunların çözümü için baskı uyguluyor. Politikalarla okyanusların sadece belli alanların korunmasının bile tüm su ekosistemine katkı sunacağı çoktan bilinen bir gerçek. Belli anlayışlar benimsenerek okyanustaki sulardan daha fazla verim alınmaması için bir neden yok. Çiftlik balıklarının da kısa vadede değişeceğine olan inanç çok kuvvetli olmasa da çözümler mevcut.

Worldwatch'ın gıda ve tarım ekibi olaya kısaca şöyle yaklaşıyor: kendimiz doyurmak için doğayı yok etmemize gerek yok! Ayrıca planktonların değişimini haber veren bilim insanlarının ölmesini ve bilimi insanlığın hizmetine kullanmayan insanın var olduğunu, mümkünse sadece filmlerde izleyelim.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum