Bilim & Teknoloji

Kanser Tedavisinde Viral Yöntem: Onkolitik Virüsler


Umut Kal 21 Ağustos 11:18

Orta çağda veba, sonrasında İspanyol gribi ve 2020'de koronavirüs ile virüsler adından hep korkuyla söz ettirdiler. Tıp ve teknolojinin paralel gelişimi, bize onlar hakkında madalyonun diğer yüzünü gösterdi. Günümüzde artan dengesiz beslenme ve stres faktörleri sebebiyle kanser, oldukça sık görülen bir hastalık oldu. Biz artık virüslerin kanser tedavisinde kullanılabilecek etkili bir mikroorganizma olduğunu biliyoruz. Bu yazıda konumuz, belki de gelecekteki kahramanımız olacak olan onkolitik virüsler.

Peki onkolitik viroterapi nedir?

Virüslerin, bakterilerden ayrılmasında dikkat çekici farkları vardır. Bunlardan biri virusların zorunlu hücre içi paraziti olmasıdır. Viruslar enfekte ettiği hücrenin artık yöneticisi olurlar. Sonrasında ise kendi genetik materyallerine göre enfekte ettiği hücrenin fonksiyonlarını kullanıp istediği proteinleri sentezletir. İşlem sonlandığı zaman, enfekte olduğu hücreden patlatma veya eksositoz yoluyla yayılırlar. Peki ya biz bu mekanizmayı kanser hücreleri üzerinde kullanabilseydik ne olurdu? Bir düşünsenize. Onkolitik viroterapinin de mantığı tam olarak buradan gelmektedir.

Kanser hastaları, kanser olduklarını genellikle biraz zaman geçtikten sonra fark eder. Çünkü kanser, sinsi seyreden bir hastalıktır. Kanser hücresinin bu kadar kendini gizleyebilmesinin sebebi, hücre zarında sahip olduğu PD1/PDL1/CTLA-4 molekülleridir. Bu moleküller, bağışıklık sisteminde önemli bir rolü olan T hücrelerinden kaçmasını ve kansere karşı antikor üretimin engellemesine yol açar. Bağışıklık hücrelerinde hal böyleyken, virüsler için kanser hücresi kaba tabirle tam bir cennettir. Bunun sebebi virüsün yaşaması için hücreye ihtiyacı vardır. Kanser hücreleri, diğer hücrelerden daha hızlı ve sınırsız bölünme yeteneğine sahiptir. Hele bir de maling -yani yüksek metastatik özelliği olan- bir tümör ise direkt olarak onkolitik virüslerin evidir denilebilmektedir.

Kanser hücrelerinin normal hücrelerden bir diğer farkı da, multiple division (çoklu bölünme) yeteneğidir. Bu kadar çok bölünme geçirmesinden kaynaklı tümöral proteinlerin salınımı da bir o kadar artar. Bu proteinler de virüsün tümör hücresine affinitesini (ilgisini) arttırır.

Onkolitik virüsler vücüdumuzda tam olarak ne yapıyor peki?

Onkolitik virüslar kanser hücresini enfekte ettikten sonra kanser hücresinde lizis (yıkımlanma – ölüm) gerçekleşir. Lizis yaşandıktan sonra ortama TAA (Tumorassociatedantigens) ve TNA ( Tumorneoantigens) salınır. Biliyoruz ki kanser hücresinde PD1/PDL1 varlığı, kanser hücresinin bağışıklık sisteminden kaçabilmesini sağlıyordu. Lizis gerçekleştikten sonra ortama TAA ve TNA salınım, dentirik hücrelerin (bağışıklık sistemi elemanları) kanser hücresine tutunmasını ve anti tümoral T hücre cevabının desteklenmesini sağlar. Cevap şekillendikten sonra ortama makrofaj ve nötrofiller gelir. Bu da kanser hücresinin fagosite olmasını -bir nevi küçülmesini- sağlar. Özetleyecek olursak onkolitik viruslar bizim bağışıklık sistemi elemanıymış gibi davranırlar.

Metastaz nedir ve metastaz ile ilişkisi nasıl?

Metastaz kelimesini çoğumuz duymuştur. Bu olay kanser hücrelerinin bulunduğu dokudan bir başka dokuya ilerlemesini anlatır. Metastaz mekanizmasında tümörün sahip olduğu anjiyogenez (yeni damar oluşturma) özelliği önemli rol oynar. Bu noktada onkolitik viruslar devreye girer. Bizi tekrar kendilerine hayran bırakır. Kanser hücresinde lizis gerçekleşmesi sonrası makrofaj ve nötrofiller gelirken bir yandan da interferon gama, interlökin12, interlökin 6 ve tümör nekroz alfa dediğimiz proenflamatuvar (yangısal reaksiyon sonrası) sitokinlerde artış görülür. Bu sitokinlerin anjiyotoksik özellikleri vardır. Özellikle interferon gama, protein-10 (IP-10) dediğimiz molekülün sentezlenmesinde önemli bir tetikleyicidir. IP-10, endotelyallerde yüksek öldürücü özelliği kaynaklı antianjiyogenezde dramatik bir önemi vardır. Onkolitik virusların bu mekanizma da önemli olma sebebi ise, interferon dediğimiz maddenin vücudumuzda viral bir enfeksiyon varken virusa karşı vücudumuzun ürettiği önemli bir antiviral olmasından gelir.

Onkolitik virüsler hem kanser hücresini lize edip hem de kendi ölümlerini de tetikleyecek olan interferon salınımını arttırırlar. Devamında da tümörde görülen damar oluşturma özelliğinin de önüne geçerler. Yani biz onlara kısaca kanser avcısı diyebiliriz.

Onkolitik virüslere örnek verecek olursak

  • Lösemi hastalarında influenza enfeksiyonu sonrası iyileşme haline girdiği görülmüştür.
  • Kızamık virüsünün maling tümörlere karşı önemli bir onkolitik özelliği vardır.
  • Veziküler stomatit virusu onkolitik özelliği vardır. Fakat tip-1 interferona fazla hassasiyeti olduğundan pek etkili değildir.
  • Adenovirusların prostat kanseri ve servikal kanserde onkolitik özelliği vardır.
  • Herpes simpleks virus Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanmıştır ve ticari olarak Talimogenelaherparepvec (T-VEC) adıyla üretilmektedir.
  • Canine distempervirusunun neoplastik lenfositler, köpek adenofibrosarkom, insan meme kanseri ve servikal kanser hücrelerinde apoptozu (proglamlı hücre ölümü) tetiklediği görülmüştür.
  • Transgenik (genetiği değiştirilmiş) farelerde kızamık virusu farklı kanser türlerinde denenmiş ve tümörde önemli gerileme görülmüştür.

Onkolitik virüsler hakkında çalışmalar halen devam etmektedir. Virüslerin terapi için kullanımı genel olarak immunviroterapi olarak adlandırılır. Araştırmacıların dikkat ettiği bazı önemli noktalar vardır. Kanser tedavisinde virüsleri kullanırken potansiyel viral toksisitenin engellenmesi, virüsün vücuda veriliş yolu ve tüm tümör kitlesinde yayılımını sağlamaya önem gösterirler. Tabii ki virüsün diğer canlıları enfekte etmemesi gibi önemli kriterler vardır.

Uzmanlar şu anda görülen en güvenli yol rutin kanser tedavisine yani -kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi- yöntemlerin yanına destekleyici olarak onkolitikvirusları katmak olarak düşünülmektedir.

Bu yazıyı kargala!
1 Yorum
Cevdet
Cevdet
18:35 @ 21.08.2022
Mükemmel