Kitap & Edebiyat

Lou Andreas Salome Nasıl Bir Kadındır?


Lou Andreas Salome yazar mıydı, ilham perisi miydi, feminist miydi yoksa femme fatale miydi? Gelin, hep birlikte tarihin bu sıra dışı kadınını biraz tanıyalım. Yeni fikirler, Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki yıllarda, yaz şimşekleri gibi tüm Avrupa'da yayılmaya başladı. Filozoflar, kozmostaki yerimiz hakkında radikal sorular sordular. Romancılar ve oyun yazarları, daha önce nadiren gündeme gelen sosyal sorunları ele aldılar. Psikologlar, insan zihninde o zamana kadar fark edilmeyen bellek katmanları buldular. Lou Andreas Salome ise; felsefe, psikoloji ve edebiyat dünyaları arasında köprü kurarak, yazdıklarını aktarmaya devam etti. Eserleri ve eleştirileri, okuyucuları toplumsal cinsiyet rollerini yeniden düşünmeye zorladı. Nietzsche, Rilke ve Freud ile yakın ilişkiler geliştirdi. Ancak Salome, aynı zamanda derin çelişkilerin de insanıydı. Femme Fatale olarak ün yapmıştı belki ama otuz üç yılını tamamlanmamış bir evlilikle geçirdi. Salome'nin hikayesi, bana kalırsa özerklik ve yakınlık arasında büyük bir çatışma. Lou Andreas Salome;19. yüzyılın sonlarında, Avrupa'nın en önde gelen entelektüel çevrelerinde yer alan bir yazar, düşünür ve psikanalisttir. Böylesi bir özgürlüğün pratikte imkansız olduğu zamanlarda, modern kadınların hayalini bile kuramayacağı bir özgürlük yarattı. Onu narsist ve kendini beğenmiş olarak tanımladılar. Lakin bu onun çocukluğunda ve sonrasında, birçok kez derin kırılganlık anları yaşadığını görmezden gelmekti. Üstelik bu modern, zeki ve boyun eğmez kadın; çekici, baştan çıkarıcı, büyüleyici ve rahatsız ediciydi. Maalesef görünüşlerine göre yargılanmak, tüm güzel kadınların talihsizliğidir. Salome bence, insanları kendileri olmanın utancından arındırmanın, onları canlı, otantik, gizli benliklerine geri döndürmenin bir yolunu kesinlikle buldu. Dolayısı ile pek çok algıyı da kırdı.

O olmasaydı...

Aynı zamanda, kadınların tarih içindeki gelişimi için önemi ölçülemez bir kadın Lou Andreas Salome. Öyle ki; yüzyılın başındaki kadınların çoğu yasal haklar talep ederek özgürlükleri için savaşırken, Lou Andreas hayatını zaten bir kadın olarak bu haklara sahip olduğunun bilinciyle yaşadı. Özellikle felsefe ve tarih, o zamanlar sadece erkeklerin ilgilenebildiği yüce konulardı. Salome, tüm bunlara rağmen yirmiden fazla kitapla kendini kanıtladı. İlham perisi, ruh kardeşi ve arkadaşı olduğu akranlarının - Nietzsche, Rilke, Freud- Lou Andreas Salome olmadan kendilerini tamamlayamayacakları asla unutulmamalı. Çünkü o olmasaydı; Friedrich Nietzsche Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabındaki cüretkar şeylerin bazılarını, muhtemelen yazamayacaktı. O olmasaydı; en güzel varoluşsal, edebi ve aşk dolu anları yaşayan Maria Rilke, yıkmaya cesaret edemediği bir dilin çilesiyle kuşatılmış bir şair olarak kalacaktı. Eğer o olmasaydı; Sigmund Freud Narsizm Üzerine Bir Giriş kitabının bazı bölümlerinin kuramlaştıramayacaktı. O olmasaydı, Anna Freud yalnızca babasının ebedi kızı olarak kalacaktı. Üstelik, asla teorisyen statüsünü kazanmasına izin verecek kadar çılgınca ve cüretkar bir makale yayınlayamayacaktı. Lou'nun babası, Çar Rusya'sında önde gelen bir generaldi. Ait olacağı yerde büyüyebilirdi. Ama onun yeri aradaki boşlukta, coşkulu, ateşli, vahşi olmak istediği bir yaşamın saf hareketindeydi. Lou Andreas Salome, çok küçük yaşlardan beri kalemini bir silah gibi kullandı. On beş yaşından itibaren Kant ve Spinoza'nın eserlerini öğrendi. Kendisine bir kimlik, ahlaki bir kod verilmesini reddetti. Romanlar, denemeler, edebiyat eleştirileri, bilimsel makaleler ve biyografiler yazdı. Babasının ölümü ona çok ağır geldi, yaşadığı dünya küçüldü. Bu yüzden sık sık yer değiştirdi. Zeki ve erken gelişmiş genç bir kadın olarak, topluluğundaki en cüretkar düşünürün, avangart bir Protestan olan bir vaizin rehberliğini aradı. Üstelik bu karşılaşma, Salome'nin zihnini geliştirdi. İlk akıl hocası; Descartes, Pascal, Voltaire ve Rousseau'yu keşfettiği bu Alman vaiz Henrik Gillot oldu. Salome'nin zekasından etkilenen evli ve iki çocuk babası Gillot, ona aşık oldu ve evlenme teklifi etti. Bu, Lou'nun reddedilenler listesindeki ilk kişi oldu.
Lou Salome

Yeni çevre

Lou Andreas Salome,1881 senesinde Roma'ya taşındı. Malwida Von Meysenburg'la tanışması sayesinde, Friedrich Nietzsche ve Paul Ree ile de yakınlaşmaya başladı. Ancak kimsenin ona tam olarak yaklaşmasına fırsat vermedi. Fakat sıra dışı bir dostlukları oldu. Asla bir yerde uzun süre kalmadı. Sık sık ortadan kayboldu. Tam bir sevgilinin kollarında olduğunu sandığımızda, ölmekte olan annesinin başucundaydı. Tam eşi Friedrich Carl Andreas ile seyahat ettiğini hayal ettiğimizde, Tolstoy ile tanışmak için Rilke ile Rusya'ya gitmişti. Asla anne olamayacaktı ama Anna Freud'u bir anne şefkatiyle korudu. Hiçbir zaman tek bir erkeğin karısı olmadı. Ama her biri için utangaç bir sevgili, arkadaş, usta ya da öğrenci oldu. Cinsellik ve erotizm hakkında yazdı ama çoğu zaman kendini inkar etti. Kırk üç yıl evli kaldı ama kocasıyla hiç cinsel birliktelik yaşamadı. Kendini psikanalize adadı ama bağımsızlığını kaybedecek kadar Freud'a tapmadı. Bunların hepsini aynı anlarda, art arda, birinden diğerine çekim yaparak, alanları arasında sürekli köprüler kurarak oluşturdu. Hayatının en tutkulu ilişkisini, kendisinden on beş yaş küçük genç şair; Rainer Maria Rilke ile yaşadı. Üstelik Rilke, Lou Andreas Salome'nin yetiştirmesiyle sadece bir vaat olmaktan kurtulup, dehaya yükseldi. Ardından en ünlü Alman şairlerden biri olarak, dünya çapında popülerlik kazandı. Dolu dizgin dört yıl süren aşkları, ömür boyu müttefik olarak evrildi. Sigmund Freud ile tanıştığında, dine bir alternatif için ömür boyu süren arayışını tamamladı. Aralarında yıllarca sürecek mektuplaşmalarla, güçlü fikir alışverişleri oldu. Freud'un da teşvikiyle Lou, ilk kadın psikanalist oldu.

Freud onu şöyle tarif etti:

''Korkunç bir zeka... Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin, hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.'' Sigmund Freud

Salome'nin sesi

Lou Andreas Salome adının etrafını, puslu bir büyüklük çevreliyor. Bu büyüklüğün ana hatlarını keskinleştirmek, anlaşılması zor ve büyüleyici bir kadının yaşamına ve çalışmalarına ışık tutmak, harika bir deneyim. Bütün hayatı boyunca sözcükler üreten Lou'nun, yazdıklarının çoğu otobiyografikti. Hatta Salome'nin nihai yaratımı, onun kesinlikle bağımsız hayatıydı. Onu asla hayal kırıklığına uğratmadığına inandığı, bir iç sesin veya içgüdünün emirlerine göre yaşanan bir hayattı. Yaşamı boyunca, çevresindekileri engin ve gizemli bir şekilde harekete geçirdiğini hissetti. Üstelik bu gizemli şey, onu kadınlar için öngörülen geleneksel yolu reddetmeye ve özellikle kişisel ilişkilerinde geleneksel olmayan, deneysel olanı seçmeye yöneltti.

1882'de Paul Ree'ye şöyle yazdı;

''Ne hayatımı modellere uydurabildim, ne de hiç kimse için bir model oluşturamayacağım. Ama kesin olarak bildiğim bir şey var ki; ne olursa olsun hayatımı olduğum gibi yöneteceğim. Bunu yaparken bir ilkeyi değil, daha da harika bir şeyi savunuyorum. İçimizde yatan, yaşam ateşi yakan, sevinçli ve basitçe ortaya çıkmayı amaçlayan bir şey...'' Lou Andreas Salome

Son söz

Modellere uydurmak istemediği hayatını, meydan okurcasına veya isyankar bir şekilde değil, sessiz ve sakin bir kararlılıkta yaşadı. Avrupa'daki diğer sanatçıların ve entelektüellerin arkadaşlığından zevk aldı. Gizemli iç rehberinin tavsiye ettiği, romantik ve cinsel karışıklıklardan kaçınmaya özen gösterdi. Salome'nin benzersiz yoluna sarsılmaz bağlılığı, kimi çağdaşlarını şaşırttı. Kadın eksantrikliği her zaman yadırganmıştır. O ise; yaşamı boyunca bir iç özgürleşmeden diğerine sürüklenen, egemen bir insan olmaya devam etti. Kısacası bu; kendinden emin, mutlu ve tatmin olmuş, dünyanın görüşünü umursamadan sevdiği şeyi yapan ve bunun her dakikasından zevk alan bir kadının, sıra dışı görüntüsünden başka bir şey değildir. Belki de onun isyanı, kadınların kurtuluşu için gerçekten de herhangi bir sosyal devrimcininki kadar gerekliydi...
Elbette bir dostun sevdiği gibi seviyorum seni esrarengiz yaşam. Seninle güldüm, seninle ağladım. Bana ya neşe verdin, ya da ıstırap. Seni bütün zararlarınla birlikte seviyorum; ve beni yok etmen gerekiyorsa, kollarından ayrılırım. Dostunun göğsünden koparılan bir dost gibi... Tüm gücümle sarılıyorum sana! Alevlerinle yak beni. Kavganın ateşinde ben de olayım. Esrarını daha da derinlere indir. Yaşamak ve düşünmek binlerce yıl... Daha sıkı sar beni kollarınla. Eğer bana verecek neşen kalmadıysa; olsun, daha acıların var ya.... Lou Andreas Salome
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum