Spor

Milli Takımda Hayaller Wembley Gerçekler...


Tuna Tanyolaç 19 Haziran 15:30
Malumunuz futbolumuzda istikrar yok. Bu durum kulüplerde de milli takımda da böyle. Bir Avrupa kupası alıp yirmi yıl övünerek besleniriz. Bir dünya üçüncülüğü de hemen hemen aynı süreci yaşatır. Başarının tesadüf olmaması için en önemli kriter, devamlılığıdır. Maalesef işte bizde o yok. Neyse, yıllardan 2020 biz yine milli takımda başarı olarak bir Avrupa şampiyonası bileti almışız. Fakat dünyayı saran pandemi koşulları nedeniyle bir yıl ertelenmiş, sene olmuş 2021. Rakipler, bir sene önce kura çekildiği için erkenden belli. Oturup çalışan için süper bir fırsat. Sakatlıktan turnuvayı kaçıracak bir kaç futbolcu da iyileşmiş, durumlar mükemmel.

Bir önceki turnuvada neler olmuştu?

O zamanlar sene 2016, milli takımda jenerasyon da başka. O dönem ağabeylerin devri, namı diğer adam tayfa. Daha turnuva başlamadan olumsuzluklar baş göstermeye başlamıştı. Prim krizi diye patlak verdi önce. Milli takımda önce vatan duygusu olur diye düşünmüştük öyle olmadığını gördük. Sonra basın toplantılarında soğukluklar, üstü örtülü mesajlar falan derken biz yine de umudumuzu kaybetmemiştik. Fakat sahada da olumsuzlukların yansımasını gördük. Daha sonraları basına sızdı ki bizim tayfa kamp oteline uygunsuz kadın çağırmaktan tutun, sabaha varan kumar partileri ile geceleri sabah etmişlerdi. Sonu hüsran olan bu deneyimden sonra da değişim alarmları çalmış ve adaletin kılıcı inmişti.

Bu sefer neden umutluyduk?

Fatih Terim, ardından uzun zaman sürecek tazminat tartışmaları ile gönderilmiş, adam tayfa kadroya alınmaz olmuştu. Lucescu ile bir geçiş ve gençleşme dönemi yaşadıktan sonra milli takımda Şenol Güneş dönemi başladı. Elimizde Juventuslu Merih, Liverpoollu Ozan, Milanlı Hakan, şampiyon Lille'den Zeki, Yusuf, Burak, FA Cup almış Çağlar ve yanında ligimizin genç yetenekleri vardı. Milli takım maçının günü, saati bilinmezken yeniden "bu akşam bizim çocukların maçı var" havasına yükselmiştik. Ardından Avrupa Şampiyonası elemelerinde, dünya şampiyonu Fransa'dan dört puan aldık; Dünya Kupası elemelerinde Hollanda'yı ve Norveç'i yendik. Oluşan ortamda biraz da gazla artık gözümüzü Wembley'deki finale dikmiştik. Medyadaki gaz öyle büyüktü ki bir televizyon markası finale yükselmemiz karşılığında televizyon ücretini iade etme kampanyası ile satış yapmaya bile başladı.

Ya gerçekler?

Milli takımda turnuva öncesi hedefler büyümüştü. İlk rakip yirmi sekiz maçtır yenilmeyen ev sahibi İtalya'ydı. "Sahaya çıktık ama sahada mıydık?" diye sorsanız, bilmiyorum. Hani küçükken mahallede bazen büyüklerle maç yaparsınız da size topu bile göstermezler ya işte öyle bir durum. Maç 3-0 bitti. Bazıları "olsun" dedi "İtalya bu, normal bir durum"; bazıları ise "Taktik olsa varlık gösterirdik, bu nedir böyle?" dedi. İkinci maçta rakip Galler'di dişimize göreydi. Hatta onlar kimdi ki bizim karşımızda? Fakat bu sefer de tüm planı, iki oyuncu üzerine kurulu bir takıma neredeyse gol pozisyonu bile bulamadan kaybettik. Milli takımda sahada taktiğimiz yoktu. Kadro seçimi sorgulandı, oyuncu değişiklikleri sorgulandı, nihayetinde hoca ve oyuncular sorgulandı. Geçmiş akıllara geldi ve "Acaba bu sefer kampta neler oluyor?" dendi. Oyunculara, "Reklamlarda oynadıklarının yarısı kadar sahada oynamıyorlar" dendi. Bu sefer kampta, soyunma odasında, kulübede neler oldu henüz bilmiyoruz ama olan hayallerimize oldu. Belki  de bir şey olmamıştır da biz zaten buyuzdur ha, ne dersiniz?
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum