Gezi & Seyahat

Mutlaka Görmelisiniz: Mardin ve Diyarbakır


Onur Ömer Düzgün 10 Mart 14:20

Peygamberler şehri Şanlıurfa'dan medeniyetler şehri Mardin'e geçtik. Medeniyetler şehri derken boşuna denmiyormuş. Dillerin ve dinlerin şehri çünkü. Hatay için de aynı söylem geçerli. Biz karavan ile Mardin sokaklarında dolaşalım. Sonraki rotamız sahabeler kenti Diyarbakır olacak.

Mardin ziyaretimizde ilk durağımız Kasımiye Medresesi oldu. Artuklular döneminde yapımına başlanan medrese Akkoyunlular döneminde tamamlanmış. Dönemin en önemli eğitim merkezlerinden birisi olmuş. Medrese içerisinde özellikle astronomi alanında kullanılan araçların benzerleri var. Medreseyi gezerken inceleyebilirsiniz. Meraklıları için Atiye'nin final bölümü burada geçti. Ozan medresenin üst katından düştü. Medresedeki çeşmeyi Atiye anlatmıştı. Çeşmeden çıkan su doğumu, döküldüğü yer gençliği, ince uzun oluklu kısmı olgunluğu ve sessizce döküldüğü yer ölümü temsil eder. Yani insan ömrünü doğumdan ölüme kadar tasvir ediyor. Çeşmenin doğup dökülmesi bebeklik gibi gürültülü, toplandığı yer ise ölüm ve yaşlılık gibi sessiz. Su daha sonra ise toprakla buluşuyor. Ne ince ayrıntı değil mi?

https://www.youtube.com/watch?v=SWpl9YOkfn4

Daha sonraki durağımız Deyrulzafaran Manastırı oldu. Mor Gabriel Manastırı'nı merak etsek de "İkisi de oldukça benzer yapılar. Aynı yeri iki defa gezmenin mantığı yok." gerekçesi ile birini gezdik. Bir Süryani Manastırı olan yapı aynı zamanda bir Süryani merkezi. Hala yapı içinde yaşayan insanlar ve ibadete gelenler mevcut. Manastırın en önemli özelliği ise 52 Süryani patriğin mezarlarının bulunması. Burada tur ile gittiyseniz rehberiniz susuyor. Manastır içi rehberliği manastırın içerisinde yaşayan birisi yapıyor. Manastır ismini ise zafaran -yani safran- bitkisinden alıyor. Girişte safranlı çay ve kahveyi deneyebilirsiniz.

Gezimiz eski Mardin evlerini gezerek devam etti. Evler birbirinin manzarasını engellemeyecek şekilde Mardin taşından yapılmış. Mardin taşı kesilirken yumuşak bir taşken yağmur ve soğuk ile temas ettikçe sertleşirmiş. Mardin sokaklarında gezinirken Mardin Ulu Camii'yi gördük. "Bu yöredeki camiler kiliseden camiye çevrilmiş yapılardır. Bu yüzden diklemesine bir yapı değil enlemesine yapıya sahiptir. Çünkü kiliseler batı-doğu yönünde camiler ise kuzey-güney yönünde inşa edilir." dedi rehberimiz. 9 asırdır tüm heybeti ile Mardin'in simgelerinden olmuş.

Dönüş yolunda Midyat ve Diyarbakır

Diğer gün Rize'ye dönmek üzere yola çıktık. Yol üzerinde Midyat'ı ve Diyarbakır'ı da gezecektik. Midyat'ta Mardin Midyat Konuk Evi'ni dolaştık. Çoğu diziye ev sahipliği yapan mükemmel bir yapı. Konuk evine ise Dara Telkari Gümüşçülük Atölyesi'ni dolaşarak ulaştık. Hediye alacaksanız çok güzel takılar var. Yalnız Midyat denilince benim aklıma gelecek Süryani Şarapçısı Uğur Ağabey olacak. Sohbeti bu kadar güzel bir esnaf zor bulursunuz.

Son durağımız ise Diyarbakır oldu. Meşhur On Gözlü Köprü'ye giderken Kırklar Dağının Düzü'nden geçtik. Gerçi Kırklar Dağının Düzü'de meşhurdur değil mi? Suzan Suzi türküsünü bilmeyen yoktur. İşte o türkünün acıklı hikayesinin geçtiği yerdir. Birbirini sevip beraber ölmüş iki genci anlatır. Diyarbakır'a geldiğimizde rehberimiz "Burası da sahabeler şehridir. Fethi sırasında yüzlerce sahabe öldüğü için bu ismi almıştır." dedi. Merkezde kısa bir süre dolaşabildik. Bu sürede -yandaki kilise çanının sesi yüzünden- cami avlusu dışına yapılmış Dört Ayaklı Minare, Ulu Camii ve Hasanpaşa Hanı'nı gezdik. Cami içinde rasathane de bulunuyor. Hasanpaşa Hanı ise tura Diyarbakır ile başlayanlar için kahvaltı mekanı.

Mardin ve Diyarbakır'da neler yemek lazım?

Diğer bir önemli konu olan yöresel lezzetlere gelelim. Mardin sokaklarında dolaşırken bir koku geldi burnuma. Ama nasıl güzel bir koku anlatamam. Koklaya koklaya fırını buldum ve Süryani Çöreği ile tanıştım. Böyle bir lezzet yok. Hem yemek için hem hediye götürmek için mutlaka alınmalı. Özellikle Kana Fırın'ıöneririm. Zira neredeyse üç farklı yerden tadım yaptım.

Sonra Şahmeran Restaurant'a girdiğimiz zaman "Ne yiyelim?" diye sorduk ve "Ben size Mardin Tabağı yapayım. Tüm lezzetlerimizden tadarsınız." cevabı aldık. Rize'de de karışık denilen tabak vardır. Her yemekten azar azar konulur. Ona benziyordu. Gelen tabakta kaburga dolmalı iç pilav, ırok (içli köfte), etli ekmek, sarma ve güveç vardı. Hepsi çok lezzetliydi. Kaburga dolmalı iç pilavın bizim "kabune"ye çok benzediğini fark ettim. Aşçı ile konuşmamızda öğrendim ki bizim kabune dana eti ile pişiyor kaburga dolmalı iç pilav ise kuzu eti ile... Midyat'a gidince ise Süleyman Ağabey'in şarabından tadabilirsiniz. Diyarbakır'da mutlaka Ciğer Han'a uğrayıp ciğer şiş yemelisiniz. Bizim ekimizdeki ciğer yemeyen hanımlar bile ikinci porsiyonu istedi. Elbette Diyarbakır'da yemeğin üstüne Diyarbakır sarma yememek olmaz.

Turumuzun sonunda kazasız belasız evimize ulaştık. İçimizde Nemrut Dağı'na çıkamamanın verdiği buruklukla. Bu burukluğu Ayala Tur bir şekilde giderir. Benim size önerim ise imkanınız varsa bu rotaya uzun bir zaman ayırmanız. Ben yolu öğrendim. Mutlaka tekrar gideceğim. Karavan ile size de rehberlik yapmak istedim.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum