Bilim & Teknoloji Sinema & TV

Netflix İzliyor Muyuz Yoksa İzleniyor Muyuz?


Uğur İşçeviren 13 Haziran 10:21
Netflix'in bugün 200 milyon aktif üyesi var. Üstelik bunun gerçek kullanıcı sayısının çok altında olduğu da malum. Peki Netflix'in piyasaya girişi nasıl oldu sizce? DVD kiralayarak!.. Evet; açılmadığı akıllı ekran kalmayan Netflix, ilk yıllarında DVD kiralıyordu. Yani 2000'li yılların başında her mahallede açılan DVD'cilerin biraz daha kurumsalı idi, nam-ı diğer Nekşfliş. Bizim içimizden Netflix yaratan DVD'ci çıkmasa da Netflix ülkemizde çok sevildi. Daha doğrusu tüm dünyada sevildi. Öyle ya; 2003 yılında sadece 1 milyon üyesi olan bir firma günümüz itibari ile sinema/dizi sektörüne yön veren bir markaya dönüştü. Hatta belki de bir sektör yarattı. Peki bu hikaye nasıl yazıldı? Netflix'in farkı nedir? Bu sürecin kilometre taşları neler? En önemlisi de Netflix ne ara bu hale geldi?

Kurumsal DVD'cinin kısa tarihi

Hikayenin ilgi çekici kısmı 2007 yılında başladı. Daha doğrusu bizim bildiğimiz anlamdaki Netflix'in ilk adımları o yıl atıldı. Bu zamana kadar da müşterilerine DVD kiralayıp kargolayan bir firmaydı Netflix. Yani yine aynı abonelik modeli ama filmleri online değil firmanın gönderdiği "ikinci el" DVD'lerden izliyordu Amerikalılar. Tabii işin fiziksel kısmı hem maliyetli hem de zor ama yaklaşık 4 milyon üye olunca "ha gayret" çalışıyorlardı. O sıralarda müşterilerine IMDB tarzı bir puanlama sistemi sunuyorlardı ki müşteriler kendi içinde ne aldıklarını önceden bilsin. Bir nevi kullanıcı IMDB'si... Bugün hala kullandığımız ve kullanıcı deneyimini iyileştiren, kişiselleştirilmiş film önerileri sisteminin temelleri o gün atılıyordu. Algoritma o günden itibaren hem gelişiyordu hem de yaklaşık yirmi yıllık izleme verisi aktarıyordu sisteme. Zaten bugün Netflix'i hepimiz için kıymetli yapan şey de bu. Netflix'in neleri sevdiğimizi bilmesi ve buna göre bize sunması... Yani Netflix bir yerde bizi tanıyor. Sonuçta sistem işliyor, yatırım büyüyor.
netflix
Netflix
İşte böylece bir karar aldı Netflix ve işler değişti. 2007 yılında bir slogan ile çıktı karşımıza. Daha doğrusu Amerikalıların karşısına... "Anında izle!" Böylece internet sitesi üzerinden yayın yapmaya başladı. Üyeliğini al, aylık öde ve izle! Bu kadar basit. Bu model o kadar tuttu ki kullanıcı sayısı hızla 10 milyonu buldu. Tabii bu sırada neredeyse bütün platformlarla uyumlu hale geldi. Bunun içinde hem mobil sistemler hem de Playstation/Xbox gibi konsollar var. Ayrıca DVD göndermeye de devam ettiler ama online izleme öyle verimli ki DVD göndermek sadece nostaljik müşterileri üzmemek için adeta. Amerika'da adı yavaş yavaş duyulan Netflix, 2010 yılında "yetmez" diyip globalleşti. Kanada, İrlanda, İngiltere derken tüm dünyaya yayıldı. İki yıl sonraki abone sayısı 25 milyon derken hepimizin bildiği Netflix Originals geldi ve gerisi çorap söküğü...

Netflix neyi farklı yaptı?

Bu sorunun en esaslı cevabı şu ki kullanıcı deneyimini kişiselleştirdi. Yani bu yazıyı yazan benim Netflix ekranım ile okuyucu olan senin Netflix ekranın tamamen farklı. Karşımıza çıkan filmlerden tutun da hazırlanan öneri listelerimize kadar farklı. Hatta aynı filmin afişleri bile farklı! Yani senin La Casa de Papel afişin ile benim afişim farklı. Çünkü Netflix, hangi afiş yapısını daha çok açtığını bile inceleyip ona göre hazırlıyor afişlerini. Mesela başroldeki oyuncunun tekil resmi mi yoksa castın tamamı mı? Erkekler ne izler ya da Kadınlar Ne İster? Bunların hepsini, izleyicisini izleyerek kaydeden Netflix kişiye özel vitrin tasarlıyor. Burada Google ya da Facebook'un yaptığı gibi bir "gizlilik ihlali söz konusu da değil" diye düşünüyorum. Zira firmanın yaptığı şeyin aslında, esnafın "ne gidiyorsa rafa onu koymak" mantığından bir farkı yok. Yani satılan ürün dışında, bize ait bir bilgi kaydedilmiyor. Bu da Netflix'i nispeten masum kılıyor.
Netflix'i başarılı kılan diğer önemli unsur da Netflix Originals. 2012 yılında giriştiği bu seri ile kendine ait içerikler üreten firma başlangıçta sayıca yetersiz kalsa da sonrasında neredeyse Hollywood ile rekabet edecek seviyeye geldi. Hatta bugün birçok sinema yıldızı artık çoğunlukla Netflix'e çalışıyor. Bunun ülkemizde de örnekleri mevcut. (Bknz. Haluk Bilginer) Bu içeriklerin hem sayısı hem de kalitesi artınca platform, aboneler için kaçınılmaz hale geldi. Hele ki sonradan Originals olan La Casa de Papel -bariz bir şekilde- Netflix'in ülkemize giriş anahtarıdır. Artık Netflix'in hacmi ülkemizde de çok yer kaplıyor. Hatta Sazan Sarmalı gibi gişe yapmadan direkt olarak Netflix'e gelen yapımlar da var. Zamanında bu çok tartışılmış olsa da artık çok sıradan.

Cepte tasarruf ediyoruz

Bazen sansür tartışmaları da yaşıyor Netflix ancak uygun fiyatından dolayı görmezden geliniyor sanırım. Zira 4,5 milyon aktif hesabın, en ucuz Netflix'i kullanıyor olmamızla bir ilgisi olmalı. Üstelik belirttiğim gibi bu sayı gerçek izleyici sayısının bir hayli altında. Birçoğumuz tek hesabı "kurbana girer gibi" ortak kullanıyoruz. Her halükarda Netflix artık bir sektör yarattı ve bu sektör TV katili. Artık çoğumuz televizyonlarımızı Netflix ve benzeri uygulamalar için açıyoruz. Mesela yakında yayına girecek olan La Casa de Papel öncesi Lucifer izlemeyen kaldı mı?
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum