Spor

Nikola Jokic: The Joker Parkede


Konuk Yazar 17 Eylül 14:11

NBA sezonunun başlamasına bir hayli zaman var. Geçtiğimiz sezona dair birçok konuda yazı yazdım. Hem spesifik olarak bazı oyuncuları hem de takımları ince ince yazıya döktüm. Ama bir oyuncu var ki onu yazmadan yeni sezona geçmek büyük saygısızlık olur kanımca. Geçen sezonun MVP’si Nikola Jokic... Bu ödülü kazanan ikinci Avrupalı. İlki şimdiden efsaneleşmiş Dirk Nowiztki. Bu ünvan bile başlı başına yeterli, kariyerinin geri kalanında hiçbir şey yapmasa bile. Jokic’in bunu başarmasından daha da önemli bir konu var ki o da nasıl başardığı. NBA’in tüm dinamiklerine ters gelen bir oyun yapısı var. Bir devrim midir bilinmez ama en azından birçok temel taşı yerinden oynattığı kesin. Hem teknik hem psikolojik olarak... Bu öyle bir günde olmadı elbette. Önce kendini kabul ettirmesi gerekti sonra ise yavaş yavaş başarı merdivenleri tırmanmaya başladı. Bize de basamakları incelemek kaldı.

Size bir soru sorsam ve desem ki "NBA’de bir pivot oyuncusunun hangi özelliklere sahip olmasını beklersiniz?". Cevaplar muhtemelen; "uzun, atletik, hızlı veya savunmada çok fazla yer kaplayacak kadar büyük vs." olurdu. Nikola jokic’te bunların hiçbiri yok. Hatta bir bırakın hızlı olmayı, ekstra yavaş bir oyuncu. Kariyerinin ilk dönemlerinde kilo problemi dahi yaşadı. Şöyle dışarıdan baktığınızda hiç de NBA oyuncusuna benzemiyor. Zaten ilk NBA yıllarında beklenen oraya ayak uyduramaması ve Avrupa’ya dönmesiydi. Ama Jokic bırakın dönmeyi önce orada kendini kabul ettirdi. Daha sonra ise MVP olmayı hak edecek kadar iyi bir oyuncu haline geldi. Peki Jokic’i buraya getiren özellikleri neler? Fizik olarak NBA’den bu kadar uzak bir oyuncu nasıl oldu da “Kral Tahtına” oturabildi?

Eşsiz bir yetenek

NBA tarihinde eşi benzeri olmayan bir oyuncu Nikola Jokic. Benzetildiği yegane oyuncu, Jordan’ın Chicago’sundan Toni Kukoc. Bu benzetmenin temel noktası, ikisinin de pas özelliğinin çok iyi olması. Jokic bir pivot ama kesinlikle birçok guarddan daha iyi saha görüşü ve asist özelliği var. Hatta bu konuda şu anda, NBA’de en iyi iki-üç oyuncudan biri diyebilirim. Fakat burada ufak bir nüans var ki bence çok kritik. Çok iyi pasörler arasında şöyle bir ayırt edici özellik var. Bazıları sadece asist yaparken bazıları ise hem asist yapıp hem de oyuna yön veren nitelikte olabilir. Sadece asist yapabilen oyuncular kıymetli elbette ama aynı zamanda oyuna yön veren, oyundaki defektleri gözetip takım arkadaşlarına pozisyon hazırlayan oyuncular, elmas hüviyetinde. Jokic de o elmaslardan biri. Zaten bir şeyi bu seviyede iyi yapınca mutlaka kendinize bir yer ediniyorsunuz. Bunun yanında çok da iyi bir şuta sahip.

Son yıllarda şut atamayan oyuncuların, NBA’de ne kadar değersizleştiğini ya da daha az değerli olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla şutu olanlar da bir o kadar değerli. Şutunun olması da büyük avantajlarından biri. Şutu olan bir oyuncunun da bunun avantajıyla, rahat penetre edebileceğini düşünebilirsiniz ama bu Jokic için çok da geçerli değil. Çünkü ayakları yavaş bir oyuncu. Fakat şöyle de bir şerh düşmek istiyorum. Herkesin çok hızlı olduğu yerde, biraz yavaş olmak bazen avantaj getirebiliyor. Doncic örneğinde de olduğu gibi yeterli teknik kapasiteye sahipsen o yavaşlığı kendi lehine kullanabiliyorsun. Tabii kıvrak bir zeka da ön şartlardan biri. Jokic içeriye doğru penetre ederken, havada uçuşan defans oyuncuları ve sanki ağır çekimde süzülen bir hücum oyuncusu ortaya çıkıyor. Garip gelebilir ama işe yarıyor.

Jokic-Denver ilişkisi

Bu kadar absürt bir oyuncuya sahipseniz yapacağınız iki şey var; ya onun takıma uyum sağlamasını bekleyeceksiniz ya da siz ona uyum sağlayacaksınız. Denver Nuggets ve Koç Mike Malone, ikinci yolu tercih etti. Tüm takımı Jokic etrafında kurguladı. Büyük bir risk elbette. Gelecek olan tüm başarısızlıklarda, kendini topun ağzına koymuş oldu. Bu riski göze almak önemli. Ama bir de işin teknik boyutu var. Siz bu maceraya atılmak isteyebilirsiniz. Tüm riskleri göze almış olabilirsiniz. Tüm bunların yanında saha içini de kurgulamak gerekecek. Çünkü şu ana kadar kurgulanmış tüm kurgulardan daha farklı bir şey ortaya koymaya çalışıyorsunuz. Bir pivot oyuncuyu merkeze almak istiyorsunuz hem de bir kısa pozisyonunda. NBA’de oynanan tüm set düzenlerine, savunma prensiplerine ters bir durum inşa etmeye çalışıyorsunuz. Kolayda olmadı zaten.

Teknik olarak en büyük avantajı, siz pivotunuzu tepeye çıkartıp oyun kurmasını istediğinizde kısalarınıza içeride hücum etmek için büyük bir alan açmış oluyorsunuz. Açılan bu boşluğa kısalarını kamikaze uçakları gibi kat ettiren Denver, Jokic de yaratıcılığıyla buradan büyük bir avantaj elde ediyor. Bu prensip rakip takımlara da savunması için ekstra zorluk çıkarıyor. NBA’de her takımın en temel savunma prensibi, potayı koruyan bir uzunun oradaki caydırıcılığı. Hal böyle olunca neredeyse tüm takımlara, başka bir çare bulmaları zorunluluğu doğuyor. Bu şekilde hücum etmenin en büyük zaafı ise hızlı gücüm yeme tehlikesi.

Tüm düzenlerde; tepedeki oyuncu kısa ve hızlı olduğundan, olası bir top kaybı veya başarısız atışta fast break önleme görevi ona aittir. Jokic’in tepede olduğu bir düzende ise böyle bir şey maalesef söz konusu olmuyor. Koç Mike Malone, bunun çözümünü hücum ribauntundan feragat ederek yapıyor. Takım halinde, hücum ribaundunu hiç zorlamadan tamamen fast breakı önlemeye çalışıyorlar. Yani tüm sistemi değişmek, hem diğer takımlar adına hem de Denver adına bir hayli avantajlar ve dezavantajlar yaratıyor. Fakat son yıllarına baktığımız zaman, hem oyuncu kalitesinin artışıyla hem de oyundaki değişimle Denver’ın galibiyet yüzdesi arttı. Sürekli play-off yapan ve üst sıraları zorlayan takım haline geldiler. Yani bu yoldan dönmeleri için herhangi bir sebep gözükmüyor. Üstüne Jokic’in, son yıl tüm NBA’de en iyi oyuncu seçilmesi de sisteme olan saygıyı ve inancı arttırdı.

Avrupa'ya öncülük

NBA oyuncuları, atletizm ve yetenek baremi olarak o kadar yukarı çıktı ki sanki Avrupalı oyuncularla ara açılmış gibi hissediliyor. Doğruluk payı da yok değil. Ama hem MVP Nikola Jokic hem Luka Doncic öyle bir kapı açtılar ki artık Avrupalı oyuncular için NBA’e geçiş biraz daha rahat gözüküyor. O kapıdan son geçenlerden biri de, Alperen Şengün olmuştu. Masaya koydukları şey ise yaratıcılık. Oyunu çok iyi bilmeleri, teknik olarak üst düzeyde olmaları ve diğer takım arkadaşlarına çok rahat pozisyon hazırlamaları onları zirveye çıkarmış durumda. Hal böyleyken NBA’in de Avrupalılara bakışı, çok daha olumlu hale geldi. The Joker, yaptıklarıyla herkesi büyülüyor ve yankıları birçok kıtada duyuluyor. Bir spor yapıyor gibi değil de sanki sanat icra ediyormuş gibi. O hep bu şekilde oynamaya devam etsin biz de her zaman büyük bir keyifle onu izlemeye...

Buraya da en güzel asistlerinden oluşan yaklaşık 11 dakikalık nefis bir video bırakıyorum. İyi seyirler!

https://www.youtube.com/watch?v=JWjV4dt9aw0
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum