Aktüel

Nöbetçi Öğretmen: Eğitimin İlkel Yüzü


Onur Ömer Düzgün 4 Aralık 14:05
Milli Eğitim Temel Kanunu’nda öğretmen, “Öğretmenlik Mesleği 1 – Öğretmenlik : (1) Madde 43 – Öğretmenlik, Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenler bu görevlerini Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak ifa etmekle yükümlüdürler.” diye tanımlanmış. Bakanlık öğretmenlerden yükümlülüklerini yerine getirirken bir rol model olmasını, rehber olmasını istiyor. Bilgiyi ve davranışı bireyin yaparak/yaşayarak, kendisinin oluşturmasını ve ulaşmasını istiyor. Bir nevi Dante’nin Virgilius’u gibi olmasını istiyor. Bu amaca ulaşabilmek için öğretmenler çeşitli seminerlere alınıyor. Farklı yöntem ve teknikler öğretiliyor. Öğretmenler de elinden geldiğince bunu yerine getiriyor. Hatta uzman olabilmek için 10 yıl sonra tekrar sınava alınacağı açıklanıyor. Kısacası çağdaşlaşan dünya ile birlikte öğretmenin de görevi değişiyor.

İstediğimiz ve sunduğumuz okul modeli

Özgür Bolat bir konuşmasında “İnsanların dört duvar içerisinde tutulduğu ve belirli aralıklar ile avluya çıkmasına izin verildiği, geniş bir avlusu ve etrafı büyük duvarlar ile çevrili olan, her gün yoklama alıp müdür tarafından yönetilen ve koridorlarında nöbetçilerin olduğu kurumu tahmin edin” diyor. Aklınıza gelen cevap ne?
https://youtu.be/e3ZC6rMcZ9Y
İşte öğretmenin görevi değişirken sınıfların yapısı da değişiyor. Teknoloji ve internet ile donatılan sınıf sayısı artıyor. Akıllı tahtalar sınıf duvarlarında yerlerini alıyor. Bu sayede okulun da yapısının değiştiğini sanıyoruz. Modernleşme ve çağdaşlaşma okullarda öğrenci davranışlarına da yansıtılmaya çalışılıyor. Mesela bazı okul kantinlerinde artık kantinci bulunmuyor. Alış verişini yapan öğrenciler aldığının parasını kasaya bırakıyor. Ne kadar güzel değil mi? Aynısını farklı ülkelerde marketlerden yapan insanları görünce “keşke ülkemizde de olsa” derdik. Olmaya başlıyor işte. Bazı okullarda ise “gözetmensiz sınav” uygulaması var. Sınavlarda öğretmenler gözetmen olarak bulunmuyor. Öğrenciler kendi sorumluluklarının farkında. Ne yapacaklarını biliyorlar. Ülkemizde bu gibi örnekler artmaya başladı. Bu gelişmeler haklı olarak yüzümüzü gülümsetiyor. Öğrencilerimiz beklentilerin farkına varıyor.

Nöbetçi Öğretmenlik çağ dışı uygulamadır

Peki, ben bunları neden anlatıyorum? Şöyle ki bir taraftan bireylere güvendiğimiz izlenimi verirken bir taraftan da nöbetçi öğretmen olarak “Hayır; size güvenmiyoruz” izlenimi veriyoruz. Distopik romanlardaki gizli gözler gibi onları gözlüyoruz. Onlara, rehber olacakken bekçi oluyoruz. Onlara yol gösterecekken ne yapmamaları gerektiğini söylüyoruz. Bazen nöbet esnasındaki tutumuz yüzünden derslerine girmediğimiz öğrencilerin gözünde olumsuz izlenim bırakabiliyoruz. Kısaca Özgür Hoca'nın videodaki konuşmasındaki infaz koruma memurlarına dönüşüyoruz.Hatta devlet, bu bekçiliği yapsınlar diye öğretmenlere haftalık 3 saat ek ders ödüyor. “Tamam, işte ne güzel. Ne yaygara koparıyorsunuz?” demeden önce şuna emin olun ki hiçbir öğretmen -ek ders olsa bile- nöbet istemez. Gerek fiziksel gerek psikolojik olarak bir öğretmeni tüketiyor. Bir de bu nöbet haftada iki sefer olunca öğretmen kendini toparlayamıyor. Çünkü o gün asla dinlenemiyor. Sınıf ve nöbet yeri arası mekik dokuyor. Eğitimde madem çağdaşlaşmaya başlıyoruz. O zaman eski alışkanlıkları da gözden geçirmemiz gerekiyor. Aslında konuşulacak nice konu varken böyle konular öğretmenin motivasyonunu iyice düşürüyor. Eğitim şurasını ve öğretmenler gününü geride bıraktığımız haftada karavan vesilesi ile öğretmen arkadaşlarımın geçmiş öğretmenler gününü kutlarım.
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum