Bilim & Teknoloji

Nükleer Enerji Gerçekten O Kadar Tehlikeli Mi?


Uğur İşçeviren 30 Temmuz 07:04

Einstein, insanlığın en büyük gereksinimini basit bir formülle anlatmış: m.C2 Yani temel olarak bir maddenin enerjisi, boşluktaki ışığın m/sn cinsinden hızının karesinin sayısal değeri ile o maddenin kilosunun çarpımı kadardır. Bu kadar basit! Varsayımsal olarak, çok yemek yiyip kilomuzu arttırsak enerji üretebiliriz gibi geliyor bu formüle bakınca ancak enerjiyi üretmek o kadar basit değil işte. İnsanlık "nasıl enerji üretiriz?" sorusuna cevap ararken az enerji tüketmedi. Önce suyun akışkanlığını kullandı ama yetmedi. Modern zamanlarla birlikte buhardan da faydalanan insanlık, sonunda fosil yakıtlara yöneldi ama bu sefer ortaya başka bir sorun çıktı: Aşırı karbon salınımı... Global tüketimi dengeleyecek enerji ihtiyacını karşılamak için kullanılan fosil yakıtlar, doğanın dengeleyemeyeceği kadar çok karbon üretiyor. Bunun için alternatif olan temiz ve yenilenebilir çözümleri buradan okuyabilirsiniz. Bu yazının konusu, enerjinin kötü çocuğu. Enerjilerin en sevilmeyeni... Kötü hatıraların baş kahramanı nükleer enerji.

Peki nükleer enerji tam olarak nedir? Nasıl çalışıyor? Gerçekten düşündüğümüz kadar tehlikeli mi? Hala kısıtlı mı? Doğaya ne kadar zarar veriyor? Bu sorulara cevap vermeden önce eğer hala izlemediyseniz BluTV'de izleyebileceğiniz Çernobil'i de şiddetle öneriyorum. Eğer yazarımız @onuromerduzgun incelerse, okumanızı da... Radyasyonun ve radyoaktif patlamanın yıkıcı etkilerini, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan göreceğiniz mini dizide aynı zamanda bu etkiyi, devletler ve insanlar üzerinden de değerlendireceksiniz.

İyi teknoloji hemen keşfedilmiyor

Velhasıl nükleer enerji, insanlığa öncelikle ölüm getiriyor. Japonların bir sabah ansızın yaptığı 1941 Pearl Harbor baskını sonrası 2. Dünya Savaşı'na katıldığını ilan eden Amerika'ya, Einstein (E=m.C2 )'den çok daha mühim bir bilgi veriyor: Naziler atom bombası üretiyor ve bu bomba sandığınızdan daha yıkıcı! Gaza gelen Roosevelt, hemen ekibi kurup nükleer silah üretmeye başlıyor. Ömrü yetmese de yerine gelen Truman, kanını yerde bırakmayıp 1945'te insanlığın en büyük vahşetine onay veriyor. Hiroşima'ya atılan atom bombası sonrası, Hiroşima ve Nagasaki'de tam 200.000 kişi ölüyor ve Japonya'nın -başından belli nihai sonu olan- savaştan çekilmesi ile bitiyor meşhur hikaye.

Sonrasında insanlık, iyi teknoloji için kullanıyor bilgiyi. Çünkü insanlığı iyi teknoloji kurtaracak! Peki nedir bu konunun iyileri? Nükleer füzyon ve fisyon... Kısaca atomların birleşmesi ile açığa çıkan enerji üzerine kurulu olan füzyon teknolojisi, henüz hiçbir reaktörde kullanılmıyor. Aslında daha güvenli metot olsa da yeterli gelişim olmadığı için, daha tehlikeli olan kardeşi aktif kullanımda. Güneş devasa bir füzyon topu aslında. Yani ışık kaynağımız, nükleer bir yöntemle yakıyor bizi.

Atomları parçalamak üzerine kurulu olan fisyon teknolojisi ise şu an 1100 civarı tesiste aktif. Yani sanılanın aksine, dünya nükleer enerjiye zaten fazlasıyla aşina. Bu tesislerin yalnızca 440'ı enerji üretimi için kullanılıyor ve toplam enerji üretiminin %10'unu karşılıyor. Verimliliği siz düşünün. "Diğerleri ne işe yarar?" derseniz; yarısı araştırma için kullanılırken diğer yarısı basit ölçekli denizaltı sistemlerde çalışıyor.

Vitamini kabuğunda, sorun içinde

Öncelikle nükleer enerjinin mantığına bakalım. Basitçe şöyle: Nükleer reaktördeki bir atomun parçalanırken çekirdeğinden salınan enerji ile sistemde aşırı ısınan su, buhara döner. Buharlaşan su yükselir ve tirbünü döndürür. Buhar tirbünü de döndükçe elektrik üretir. Üstelik enerji üretim ve kullanım aşamasında sıfıra yakın karbon salınıma sebep olur. Yani karbon negatif bir sistem. Fosil yakıtlar gibi fosur fosur karbon salınmıyor dünyaya. Bir kere kuruldu mu yıllarca kullanılabiliyor. Masum bir proses. Sürekli, üretimi ucuz, temiz, yüksek verimli...

"Peki bunun neresi tehlikeli o zaman?" derseniz kısaca içi ve kurulumu! En baştan belirtmek gerekirse nükleer santral kurmanın maliyeti 6-12 milyar dolar. Yani çok pahalı. Kullanılan radyoaktif element de -yani Uranyum- kurulum aşamasında muazzam radyoaktiviteye sebep oluyor. Yani karbon salınmasa da radyasyon salınıyor. Üstelik yalnızca kurulum aşması ile de bitmiyor. Her iki yılda bir tesisten temizlenmesi gereken radyoaktif atık var. Zira Uranyum, bir süre sonra ömrünü tamamlayıp verimliliği azalınca artık bir atığa dönüşüyor. Bunun için de beton havuzlar ve çelik kapaklar kullanılıyor ama çevreciler bu konuda huzursuz. Çünkü bu radyoaktif atıkların doğaya verdiği zarardan şikayetçiler. Aslında çevreciler öyle dese de bilim insanları bu konuda artık yüksek sesle şunu söylüyor: Eğer her şey doğru uygulanırsa nükleer enerji, temiz bir enerji. Yani yıllarca gördüğü muamele haksız. Hatta Amerika, nükleer enerjinin temiz enerji sayılması için resmi çalışmalara başladı bile.

Nükleer felaketler gerçekten ürkütücü mü?

Tabii Amerika ile başlayan her cümle, dünyanın geri kalanı için şüphe demektir. Üstelik mevcut enerji üreten nükleer tesislerin 104 tanesi Amerika' da iken... "Arkasında kim var?" derseniz ne yazık ki İsrail değil. İkinci en büyük nükleer güç Fransa! Bu ikili, nükleer enerjinin zaten yeterince tehlikeli olduğunu düşünmek yeterli. Ancak teoride fosil yakıtlardan daha tehlikeli değil. Şöyle ki günümüze kadar yalnızca üç nükleer tesiste felaket yaşandı. Amerika'daki Three Mile Island santrali, yaklaşık 10 yıl önce patlayarak 9.0 şiddetinde deprem etkisi yaratıp 18.000 kişinin ölümüne sebep olan Fukushima santrali ve gelmiş geçmiş en büyük nükleer kazanın olduğu Çernobil nükleer santrali... Yani teorik olarak en çok korkulan nükleer reaktörlerin, 1100 adedinden sadece 3'ü pratikte ölümcül sonuçlar doğurdu.

Peki son 10 yıldır dünyanın enerji ihtiyacının %64'ünü karşılayan fosil yakıtlarda durum nedir? Kaç çevresel felaket yaşandı? Üç?.. Beş?.. On?... Daha güvenli saydığımız fosil yakıt enerjisinde, son 25 yılda tanker kazaları, infilak, sızıntı gibi nedenlerle 10'u büyük 30'dan çevresel felaket yaşanmıştır. Zaten Amerika tarihinin en büyük çevre felaketi de, nükleer değildir. 2010 yılında Meksika Körfezi'nde yaşanan meşhur BP sızıntısının sonucunda tam 5 milyon varil petrol, okyanusa yayılmış ve milyonlarca deniz canlısının hayatına mal olmuştur. Hala da olmaktadır. Aynı yıl yaşanan Fukushima nükleer patlamasında ölen insan sayısı, çok daha fazla olsa da canlılık adına Meksika Körfezi'ndeki sonuçlar daha vahimdir. Yani Einstein, nükleer teknoloji ile ilgili doğru öngörülerde bulunsa da fosilleri yeterince ciddiye almamış.

Esas tehlike azalan su

Dolayısıyla işin radyoaktif kısmı öyle korkulduğu kadar tehlikeli değil. En azından bilim insanlarına göre, işleyen bir reaktör eğer insan yaşam alanlarından yeterli ve güvenli bir uzaklıktaki mesafede kurulursa cep telefonundan hallice etkileri oluyor. Çok mu klasik oldu? Öyleyse Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) verilerine bakalım. WHO'ya göre, her yıl yaklaşık 7,1 milyon insan hava kirliliğinden ölüyor ve bu ölümlerin % 90’ından fazlası enerji kaynaklı yanma sonucunda ortaya çıkan gazlardan kaynaklanıyor. Yani cep telefonuna kıyasla ciddi bir durum var ortada.

Ancak yine de en büyük sorun bu değil. Zaten nükleer santrallerin doğa düşmanlığı da, -esasen- aşırı su tüketimi ve çevresindeki su kaynaklarını sömürmesi. Bu noktada Çin yakın zamanda yaptığı açıklama ile bu soruna çözüm üreten bir sistemden bahsetti. Yani nükleer enerji daha da temiz olacak. Dikkat; Amerika ve Çin bir konuda hemfikir! Proje hedefi 2030. Yakın zamanlı yeni nesil bir deneme olan temiz enerji odaklı Orbital O2 projesini de yazının sonundaki videodan izleyebilirsiniz.

Yani işin özeti nükleer enerji yeni dünyanın -aslında eski- geleceği. Kurtarıcı olur mu bilinmez. Zira kurulumu hem aşırı pahalı hem de uzun süreli. Bu da birçok soruna ve soruya sebep oluyor Mesela dünyanın o kadar vakti var mı? Ortalama 15 yıl gereken bir proje uzun vadeli bir projede bile yeterli süreyi sağlar mı? Harcanan milyar dolarlar ucuz kurulumlar isteyen yenilenebilir enerji modelleri gibi verimli midir? Fosil yakıt enerjisinden daha temiz ve güvenli olduğu kesin. O zaman doğru soru şu: İnsanlık için doğru enerji modeli nükleer enerji mi yoksa yenilenebilir enerji mi?

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum