Kitap & Edebiyat

Ölüm Kavramı ve Emile Zola


Emine Aydın Albayrak 14 Ağustos 13:13

Enerji dolu yaz günlerinde anlamsız bir şekilde ölüm ve intihar konularına taktım. Sanıyorum ki bir karmanın içindeyim bu aralar. Geçtiğimiz hafta Bodrum’da intihar üzerine fazlaca düşünmüş ve yazmışken; bir taraftan da Kafa Dergisi okuyordum. Ayın önerilerinde Emile Zola tarafından yazılmış Nasıl Ölünür kitabı vardı. Kısa zamanda okumak üzere kafamdaki listeme almıştım. Döndüğümde ise yakın bir arkadaşım aynı kitabı hediye etti. Artık okumak zorundaydım. Bu gerçek bir karmaydı. Düşünmeme gerek kalmadan haftanın kitabı belirlenmiş oldu. Bana sorarsanız iki haftalık intihar konusunun üzerine de güzel bir okuma oldu.

Nasıl ölünür?

Nasıl Ölünür, ölüm üzerine yazılmış en atıştırmalık kitaplardan olabilir. Her biri farklı hayatlardan olmak üzere beş farklı ölüm hikayesi anlatılıyor kitapta. Üstelik farklı sosyal, kültürel ve ekonomik gruplardan insanlar. Emile Zola bu kısacık öykü kitabında bütün gerçekçiliğini ve acımasızlığını konuşturmuş gibi görünüyor. Ölüm kavramına bakışı fazlaca duygusal olan insanlar için zorlayıcı ve sarsıcı bir kitap olabilir. Çünkü ölümü en gündelik haliyle anlatırken, kaldığı yerden devam eden hayatı da son derece etkileyici bir dille gözler önüne seriyor. Bunu yaparken de zengin ya da fakir, kadın ya da erkek, yetişkin ya da çocuk ayırt etmiyor.

Ama acele etmeyen kont çırpınarak ya da bağırarak ölmemek için gücünü toplamaya çalıştı. Soluğu, soğuk bir ciddiyetin hakim olduğu geniş odaya sadece bozuk bir saatin çatlak gürültüsünü yayıyordu. Bu iyi yetiştirilmiş bir adamın gidişiydi. Karısını ve çocuklarını öptükten sonra onları eliyle iteledi, duvar tarafına yığılıp tek başına öldü.

Emile ZOLA

Karizmatik ölüm

İyi yetiştirilmiş insanların ölümü nasıl olur sizce? Daha doğrusu ölümün karakteristik bir özelliği var mıdır? Karizmatik insanlar karizmatik mi ölür? Peki ölümün karizmatik olanı var mıdır? Varsa nasıldır?

Ölüm anını bilmem ama karizmatik insanların cenaze törenleri kesinlikle karizmatik oluyor. Eğlenceli insanların da eğlenceli. Sanki kaybettiğimiz insanın karakterine bürünerek katılıyoruz cenazeye. Mesela enerjisi yüksek, eğlenceli bir insanın cenazesinde ne kadar üzgün olursak olalım, ölen kişiyle ilgili eğlenceli anılarımızı hatırlayıp gülebiliyoruz. Yani en azından ben öyle yapıyorum. Mesafeli olduğum insanların cenazelerinde daha sakin kalabiliyorum. Ama sevdiklerimin cenazelerinde her zaman gülecek bir konu buluyorum. Bence insanlar ya da hayvanlar, defalarca hayvan defnetmişliğim de vardır, son yolculuklarına uğurlanırken mutlu gönderilmeyi hak ediyorlar. Benim de sadece keyifli ve komik anlar geliyor aklıma o anda.

Defin işlemi bitti. Toprak atıldı, Charlot deliğin dibine yerleştirilmişti, anne ve baba içine battıkları sulu çamurda diz çökmeden mezarın yanından ayrıldılar. Dışarıda hala yağmur yağıyordu, Yardımseverler Derneği’nde aldığı on franktan geriye üç frangı kalmış olan Morisseuau arkadaşlarını ve komşularını bir şeyler içmek için bir şarap dükkanına davet etti. İki litre şarap, biraz da Brie peyniri istediler. Ardından arkadaşları da iki litre şarap daha isteyip parasını ödediler. Grup Paris’e geri döndüğünde çok neşeliydi.

Emile ZOLA

Anma

Cenaze evlerindeki yeme içme çılgınlığını da anlamsız buluyorum. Bence iyi bir şey yapmak istiyorsak ölenin ruhunu doyuracak bir anma yapabiliriz. Yemeği çok seviyorsa iyi bir anma olabilir pide yemek. Ama çok sevdiği bir şarkıyı dinlemek, belki çaldığı bir enstrümanı çalmak, sevdiği bir rengi giyinmek daha verimli bir anma olur. Sigara içmeyi çok seven bir yakınıma sözüm vardı. Benden önce ölürse mezarının başında onun için sigara içecektim. Benden önce öldü ve ben sözümü tuttum. İnanın cenazesinde dua etmekten çok daha manevi bir doyum yaşadım o an.

Ölünün gömülmesi, anıt gibi yerinin belli edilmesi ve sonrasında yapılan mezarlık ziyaretleri de can sıkıcı benim için. Kim bilir o mezarlık ziyareti bazılarınız için manevi bir görevdir. Belki ilişkiyi sürdürme şeklidir. Belki kaybınızı öyle kabul ediyorsunuzdur. Ama ben birini kaybettiğim anda fiziksel olarak bağımı kestiğimi düşünüyorum. Sadece yaşadığım güzel anlara odaklanıyor ve onları hatırlıyorum. Gitmekten zevk aldığı bir mekana giderek ya da okumaktan keyif aldığı bir kitabı okuyarak anıyorum. Cansız bedeninin nerede olduğu gerçekten umrumda olmuyor. O yüzden ölüm kavramı Emile Zola kitabında olduğu kadar duygusuz olabilir benim için. Bu sebeple de elli sayfalık kitabı bu kadar etkileyici bulmuş olabilirim.

Doğum kadar sıradan

Ölüm, doğum kadar sıradan olmalı diye düşünüyorum aslında. Ama bu fikrin aksine ölümden de korkuyorum. Bugün ölsem, gömülmek istemem. Bütün organlarımı bağışladım zaten. Bence benim zihnim yaşamalı(!). Cenazem eğlenceli olsun isterim. Herkes benimle ilgili eğlenceli anılarını hatırlasın, arkamdan çok gülsün isterim. Benden önce ölecek olan sevdiklerim de bilsin ki arkalarından çok gülerim. Bu bir kusursa, şimdiden kusura bakmasınlar.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum