Gündem Otomotiv

ORTAM OTOMOBİLİ


Onur Nurdoğan 26 Mayıs 09:59

Bugün göğüs dekoltemde ortam var. Ortam acayip vallahi... Abilerim, ablalarım... Gerçekten enteresan bir ortam. Bir malın ederi vardır, pazarlık yaparsın ve alırsın. Ya şimdi? Alırsın…

Eder, an itibariyle belli değil. Bugün 10 lira, yarın 11. Bu böyle mi devam edecek? Yüksek enflasyon ve arz kısıdı olduğu sürece maalesef. Önünde dağ duramaz.

Hindistan İstanbul Başkonsolosluğu ilan vermiş Hürriyet’teki Seri İlanlar'a. 245.705 km’deki 2011 model araçlarını satıyorlarmış. Alacağınız yeni aracı buldunuz değil mi başkonsolosluk? Şu sıralar en sakat şey, malını satıp Türk Lirası ile baş başa kalmak.

Otomotiv sektörünün dinamosu otomobillerin ortamına hafiften bir eğilelim. Otomotiv Distribütörleri Derneğinin verilerine göre, markalar ilk 4 ayda 162.398 adet otomobil sattı. Önceki senelere göre değişimi söylemenin pek de bir anlamının olmadığı günlerdeyiz ki malın arzını sağlayabilenin sattığı, kârlı bir şekilde pazar payı elde ettiği, -yani başarılı olduğu- bir dönemdeyiz. Ancak aklımızda kalması açısından, geçen senenin ilk 4 ayında bu adet 204.839 idi. %20,7 düşüş söz konusu. Başta yarı iletken dediğimiz çip olmak üzere, tedarik zincirindeki büyük problem üretime olumsuz etki etmeye devam ediyor. Global olarak markalar açısından baktığımızda üretim anlamında en fazla sıkıntıyı çeken şirketler sırasıyla, Fiat Chrysler ile PSA grubunun birleşmesiyle kurulan Stellantis, Alman VW grubu ve Mercedes-Benz.

Dönelim tekrar memleketimize...

İç pazardaki son 12 yılın otomobil satışlarını aylık bazda aşağıda yer alan ODD'nin tablosunda görebilirsiniz.

Tablo bize birçok şey gösteriyor şüphesiz ancak 1-2 noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bu yılki Ocak ve Şubat ayı satış adetleri, 10 yıllık ortalamaların üstünde. Mart ve Nisan satışları da ortalamalara yakın mertebede; %6-%7 altında. Böyle baktığınızda 10 yıllık pazar ortalaması olan 600 bin adetlerin yakalanması mümkün görünüyor ancak öte yandan geçen sene ilk 4 aydaki satışların %20 gerisindeyken geçen seneki 560 binlik pazarın altında kalmak da bir o kadar mümkün. Nitekim; başta üretim olmak üzere aylık adet dengelerini dahi bozan bir ortamın içerisindeyiz. Bir de üzerine emtia fiyatları, kur, faiz belirsizliği ekleniğinde bir pazar öngörüsü yapmak zor iş.

Peki! 4 ayda bu 162.398 adet otomobili kim satın aldı?

Öncelikle, otomobil markaları, -uzun dönem kiralama yapan şirketler başta olmak üzere- büyük filo müşterilerine araç tedarik etmekten geri durmamaya çalışıyor. Çünkü bugünün yarını da var! Markaların kârlılığı açısından güzel olan bu ortamın hep böyle gitmeyeceği aşikâr.

İkincil olarak, enflasyonun bu denli yüksek olduğu bir ortamda, kur artışının haricinde girdi maliyetlerinin döviz bazında artıyor olması otomobili tamamen bir yatırım aracı yapmış durumda. Biraz birikiminiz varsa dolara, borsaya, kur korumalı mevduata, kriptoya değil de otomobile, konuta, arsaya yatırmayı düşünüyor ve yatırıyorsunuz ki getirisi daha fazla olabiliyor. Genelleme yaparak yazıyorum, lütfen yanlış anlamayınız. Nasıl mı? 1.000.000 TL’ye bir araç buldunuz. Aslında ne bu kadar paranız var, ne de bunu 36 ay kredilendirip taksitle ödeyecek gücünüz. Kenarda da bu zamana kadar biriktirdiğiniz 170.000 TL paranız olsun. Korkunuzdan dolar alamıyorsunuz, kriptoya güvenemiyorsunuz falan filan. 1.000.000 TL’lik bir araç için kanun gereği bireysel olarak en fazla %30’una kredi çekebiliyorsunuz bankalardan, yani 300.000 TL’sine. Kalan 700.000 TL’yi nasıl ödeyelim? Tıkandığınız bu noktada Türk insanının ‘’esnekliği’’ devreye giriyor.

Yakın bir tanıdığınızın, akrabanızın, arkadaşınızın şirketi üstüne kredi çekiyorsunuz. Genelde küçük işletme dediğimiz şirketler; KOBİler yani... Şirket olduğu için %100’üne kadar kredi imkanı mevcut. Kredibilite anlamında problemi yoksa 1.000.000 TL krediyi çekiyorsunuz. Hâli hazırdaki aylık faizler %2,80 civarlarında. 36 ay vadede aylık taksit yaklaşık 45.000 TL çıkıyor. Bankadan aldığınız 1.000.000 TL’lik krediyi aracı alacağınız bayiye ödüyorsunuz ve araç sahibi olmanız an meselesi.

Oldunuz! Tebrikler!

Akabinde arabayı garaja park ediyorsunuz, fotoğraflarını çekiyorsunuz ve sahibinden.com’da ilana koyuyorsunuz. Yazdığınız fiyat 1.500.000 TL. Niye? Çünkü ortada ve ortamda araba yok, bilmem kaç ay sonrasına sıra yazılıyor. Siz bir şekilde bir tane araç bulmuşsunuz. Daha ne olsun? Neredeyse otomobillere her ay, hatta ay içinde birden fazla %3-%5 zamların geldiği bir ortamdayız. Diyelim ki 4 ay sonra arabayı 1.300.000 TL’den satmak için anlaşıyorsunuz. Arz zaten sıkıntılı. Ne oldu? 4 taksit ödediniz, 4 x 45.000 = 180.000 TL. Sattığınız paranın bir kısmıyla krediyi kapatacaksınız. Erken kapama bedeli 930.000 TL. Ne oldu? 4 ayın sonunda 180.000 TL + 930.000 TL = 1.130.000 TL cebinizden para çıktı, 1.300.000 TL cebinize para girdi. 170.000 TL cepte! 180.000 TL’nizi TL mevduatta tutsaydınız ayda 2.500 TL’den 4 ayda 10.000 TL kazanacaktınız ama şimdi neredeyse anaparanızı ikiye katladınız. 

Tabii ki ve şüphesiz; üstteki paragraf bir yatırım tavsiyesi olamaz! Niye mi?

Burası Türkiye! Bu risk alınır mı? Bugün arabayı alırsınız, yarın arz artmaz muhtemelen, zira tedarik problemi global. Ancak, Euro/TL 17’den 15’e gelir, ikinci el piyasası beklemeye geçer, kalp spazmı geçirirsiniz diğer taksitleri kim ödeyecek diye. İşte! Bizi, bu ''esneklik'' içinde seçim yapmaya mecbur bırakanları karayemiş sopasıyla...

Ülkemizde yaklaşık 6 kişiye bir otomobil düşüyor. Refah seviyesinin önemli göstergesi olarak kabul edilen kişi başına düşen araç sayısında Avrupa ülkelerinin arkasından… Çok arkasından geliyoruz… Meselâ mı? Almanya’da her 1,7 kişiye, İspanya’da 1,9, İtalya’da 1,5, Yunanistan’da her 2 kişiye bir araç düşüyor. Amma velâkin önemli olan, az evvel anlattığım ortamın içinde şansınız yaver giderse bundan nemalanmak değil; TÜİK’in verilerine göre 126 kişiye 1 otomobil düşen Hakkari’de ne olduğunu tespit etmek, çözüm bulmak ve en azından Türkiye ortalamasına çekmek için çaba göstermektir. Yoksa, insan olarak seviyorum seni…

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum