Sağlık

Psikolojimiz Nasıl Bozuluyor?


Konuk Yazar 10 Aralık 11:35

Ruhsal sorunları için başvuran kişilerde meseleyi anlayıp adını koyduktan sonra en sık karşılaştığım soru şu oluyor: Peki neden bu psikoloji sorunlarını yaşıyorum? Bu aslında ardında birçok mana barındıran bir soru. Kimi zaman sadece anlamak amacıyla sorulan bir soru olsa da kimi zaman da “Ben beceriksiz olduğum için mi, abarttığım için mi, zayıf olduğum için mi oluyor bunlar?”, “Kendi kendime mi abartıyorum?” ya da “Aslında elimde olan bir durum da ben şımarıklık mı yapıyorum?” gibi bir çok alt mesajı da içinde barındırıyor bu soru. Hadi gelin yakından bakalım

Üçlü model

Öncelikle şunu belirteyim. Tıpta psikiyatri dışındaki tüm alanlarda bir bozulma “hastalık” tabiriyle anlatılır. Ama psikiyatride bozukluk tabiri kullanılır. Panik bozukluk, bipolar bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu gibi... Neden mi? Çünkü bir durumu “hastalık” olarak tanımlayabilmek için tam olarak neyin bozulduğunu açıkça ortaya koymak ve bu bozulan şeyin tam olarak mevcut hastalığa sebep olduğunu göstermek gerekir. Şeker hastalığı filan filan sistemlerdeki bozulma ile olur.” denir mesela. Oysa mesele psikiyatriye gelince işler değişir. Genetik özellikler mi bunu yapar, kişinin doğuştan getirdiği mizaç özellikleri mi yoksa karşılaştığı stresörler mi yapar? Bunun net bir cevabı yok. Bu yüzden de ruh sağlığı ve hastalıkları alanında, tıbbın kalanında kullanılan hastalık ibaresini kullanamıyoruz. Çünkü biz de tam olarak neyin buna sebep olduğu konusunda net bir fikre sahip değiliz. Kafalar iyice karıştıysa devam edelim okumaya. 

Mesele zihinsel mi?

Bu alanda çalışan insanların bir kısmı demiş ki "mesele beyinle alakalı". Nasıl ki kan basıncını düzenleyen sistemde bozulma olunca tansiyon hastalığı ortaya çıkıyor. Onun gibi, beyindeki bazı bozulmalar da psikiyatrik hastalıklara sebep olmalıdır. Böylece başlamışlar araştırmaya. Gerçekten de çalışmalar sonucunda örneğin şizofreni için beynin bazı bölgelerinde aktivite artışı ve bazı bölgelerinde aktivite azalması olduğu gösterilmiş. Ama çalışmaya alınan hastaların tamamında bu böyle olmamış.

Sonra başka bir grup çıkmış demiş ki "durum öyle değil". Hücrelerdeki almaçlarda garip bir sorun var, bu şizofreniye sebep olabilir. Bir de ona bakmışlar. Evet, o çalışmada da hastaların bir kısmında doğru, bir kısmında değil. Sonra durmamışlar ve demişler ki "eğer iş genetikse genleri birebir aynı olan ikizlerden biri hasta olduğunda diğeri de hasta olmalı". Bir süre inceleyip bunun doğru olduğunu ortaya koymuşlar; ama sadece %60’ında... Yani birebir aynı geni taşıyan ikizlerden biri hasta iken diğerinde hiçbir psikolojik sorun olmaması ihtimali de %40. Bu bilgiler bizi şuna götürüyor: Biyolojik bir sorun olduğu kısmı doğru olabilir. Ama tüm hastaları açıklamıyor. 

Sosyal mi?

Sonra demişler ki "aslında sorunların kaynağı insanın tekrarlayıcı ve zorlayıcı yaşam olaylarıyla karşılaşması". Bunların en bilineni travma. “Travma yaşamak ruhsal bozukluklara sebep olur”. Travmatik bir deneyim yaşayan insanlarda travma sonrası stres bozukluğu gibi bir tablo gelişme oranı 1/10. Kalan 9’u bu kadar yoğun sorun yaşamıyor. Hatta bir kısmı hiç sorun yaşamıyor. O zaman bu model de tam açıklamıyor gibi. 

Yoksa kişisel mi?

Son olarak da demişler ki "kişilerin kendisi ile ilgili faktörler buna sebep olabilir". Örneğin ikiz de olsa mizaçta bir takım farklılıklar olabilir ve bunlar bu duruma sebep oluyor olabilir. Başlamışlar bunu incelemeye. "Bazı mizaç özelliklerinin “kesinlikle” bazı durumlara sebebiyet vermesi gerekir" diyerek yola koyulmuşlar. Örneğin sebatkarlık özelliği yüksek olanlarda kaygı bozukluklarına yatkınlık yüksek. Eski köye yeni adet getirmekten sakınanlarda yani... Peki bu mesele %100 tutuyor mu? Sonuç yine aynı: Bir kısmında bu yaklaşım doğru ise de önemli bir kısmında tutmuyor. 

Şimdi toparlayalım. Size üç ayrı paragrafta üç ayrı modeli anlattım  aslında: 1. paragraf biyolojik model, 2. paragraf sosyal model, 3. paragraf psikolojik model... Her biri biraz açıklıyor ama hiçbiri tam açıklamıyor. Ne tek başına biyolojik özellikler, ne tek başına sosyal koşullar ne de psişik yönümüz… En son şuraya varıyor mesele. Diyoruz ki "ruhsal sorunların kaynağını açıklamada üç modeli bir arada düşünmeliyiz": “biyo-psiko-sosyal model” 

Mesele nedir kardeş?

Şimdi bir düşünelim. İlk paragrafta dediğimiz gibi mesele bir zayıflık meselesi mi, şımarıklık mı, abartı mı? Peki sandığımız kadar kontrolümüzde mi ve tam olarak neden oluyor? Cevap: Bilmiyoruz! Ama bildiğimiz bir şey var. Psikolojik sorunların ortaya çıkışı, sandığımızdan daha karmaşık ve bir sürü faktörün bir araya gelmesi gerekiyor. Kendi ruhsal sorunlarımızı ve etrafımızda ruhsal sorunlarla baş etmeye çalışan insanları değerlendirirken bunu hep aklımızda tutalım. Unutmayın, mesele tam olarak “biyo-psiko-sosyal” bir mesele.

Sağlıklı günler!

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum