Kitap & Edebiyat

Sabahattin Ali Kimdir? Eserleri Nelerdir?


Türk edebiyatının hassas ruhlu prensi... Kısacık yaşamına dünyaları sığdıran koca yürekli, küçük adam... Aliye Hanım'ın biricik aşkı, Filiz'in doyamadığı babası Sabahattin Ali'yi anlatacağım sizlere bu haftaki yazımda. Öncelikle edebi kişiliğine ve eserlerine geçmeden biraz hayatından söz etmek istiyorum. Sonuçta hep bahsettiğimiz gibi, insanların yaşamları ortaya koyduğu eserlere illaki yansır. Bu yüzden yazar analizi oldukça önemlidir. Peki kimdir Sabahattin Ali? Haydi hep birlikte tanıyalım.

25 şubat 1907 senesinde Gümülcine'de doğdu. Yaşadığı istikrarsız ve kopuk eğitim hayatına rağmen oldukça başarılı bir talebelik geçiren Sabahattin Ali'nin yazmaya olan tutkusu ise öğrencilik yıllarında başladı. Ruhsal sorunları olan annesinin durumu, Sabahattin Ali'nin içine kapanık bir çocuk olarak büyümesine sebep olmuştur. Hatta bu zamanlarda yaşadıklarını, Muallim Mektebi'nde okuduğu sırada ''Anılarım'' başlığı altında kaleme aldı. Öğrencilik hayatı boyunca, çeşitli gazete ve dergilerde şiirleri, hikayeleri yayımlandı. Üstelik okul içindeki pek çok sanatsal etkinlikte, her zaman aktif olarak görev alan bir öğrenci olmaya devam etti.

Öğretmenlik yılları

Öğretmenlik okulunu İstanbul'da tamamlayan Sabahattin Ali, ilk görev yeri olan Yozgat'a tayin oldu. Görevinde bir yılını geçirmesinin hemen ardından, devlet bursuyla Almanya'ya gönderildi. Hatta Almanya'da bulunduğu sürede aşk yaşadığı Frolayn Puder ''Kürk Mantolu Madonna'' kitabının ana karakteri olan Maria Puder'in ta kendisidir. Lakin Almanya'da dört yıl kalması planlanan Ali, burada iki yılını bile tamamlayamadan dönmek zorunda kaldı.

Türkiye'ye geldikten sonra Almanca öğretmenliği yapmaya başlayan Sabahattin Ali, aynı zamanda gazetelerde yazmaya da devam etti. Üstelik siyasetin içinde olmayı ve bunu yazılarına aktarmayı çok seviyordu. Fakat yazılarında kullandığı dilin sert ve eleştirel tarzda olması fazla dikkat çekiyor ve haliyle bazı kesimleri rahatsız ediyordu. Bu yüzden yine aynı üslupla yazılan Atatürk'ün politikalarını eleştirdiği iddia edilen bir yazısı, tutuklanmasına sebep oldu. Türkiye Cumhuriyeti'nin onuncu yılı münasebetiyle verilen afla serbest kaldıktan sonra öğretmenliğe yeniden başlamak istedi. Bunun için Atatürk'e ithafen ''Benim Aşkım'' adlı şiirini yazarak, ona olan bağlılığını ispatladı. Böylelikle Bakanlığın yayınlar bölümüne atanan Ali'nin bu atamasında, dönemin bakanı Hasan Ali Yücel'in etkisi büyüktür.

Dergiler ve yazılar

Sabahattin Ali bakanlıkta çalıştığı bu dönemde edebi çalışmalarına da devam etti. Hatta ''İçimizdeki Şeytan'' adlı romanı o yılların eseridir. Aralarının hep bozuk olduğu, bir dönemler aynı evi paylaştığı eski arkadaşı Nihal Atsız da, ona gönderme olarak hemen ardından ''İçimizdeki Şeytanlar'' adlı romanını yayımladı. Daha sonra Atsız'ın, onun hakkında yazmış olduğu hakaret dolu yazılara karşılık dava açan Sabahattin Ali, davayı kazanmasına rağmen, tepkilerden bir türlü kurtulamadı. Bu nedenle bakanlıktaki görevinden alınması da uzun sürmedi. İstanbul'a dönmekten başka çaresi kalmayan Ali, burada gazetecilik yapmaya karar verdi.

Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte ''Marko Paşa'' adında haftalık, popüler bir gazete çıkardılar. Marko Paşa siyasi mizah içerikli bir dergiydi. Derginin adındaki ''paşa'' ifadesi nedeniyle, İsmet Paşa ile alay edildiği iddiaları ortaya atıldı bu kez de. Bununla birlikte Sabahattin Ali yine hapse girdi. Çıktıktan sonra, maddi sıkıntılar yaşadı. Ardından bu durumu biraz toparlamak için ''Ali Baba'' dergisini çıkardı. Hatta ilk öykü kitabı ''Sırça Köşk'' bu dergide yayımlandı. Ancak o da Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı. Kısacası yazdıkları başına hep dert olan yazarın kırk bir yıllık ömrü, sık sık hapse girip çıkmasıyla, hakkında davalar açılıp yargılanmasıyla geçti. Oysa tek istediği toplumsal bilinç oluşturmaktı.

Erken gelen ölüm

Yaşadığı şeyler onu epey yıpratmıştı; artık toparlanmakta çok güçlük çekiyordu. Bitmek bilmeyen siyasi baskılardan, hakkındaki uzayıp giden davalardan bunalmıştı. Bundan dolayı, hiçbir yerde iş bulamayan yazar, hayatta kalmak için her yolu denemeye karar verdi. İlk olarak yurtdışına gidip orada çalışmayı düşündü. Fakat pasaport talebi reddedilince, yasal yollardan yurt dışına çıkma ihtimali de kalmadı. Zira o da yasa dışı yollar denemek zorunda kaldı. Bulgaristan sınırından Avrupa'ya geçmek düşüncesiyle İstanbul'dan ayrıldı. Birlikte yolculuk ettiği adam Ali Ertekin tarafından kitap okuduğu esnada başına aldığı sopa darbeleriyle öldürüldüğü -Ertekin'in itirafıyla- anlaşılmıştır.

Ertekin'in savcılıkta verdiği ifadesindeki iddiaya göre; Sabahattin Ali Avrupa'da -özellikle Rusya'da- çatışmalara katılıp Türkiye'de komünist bir ihtilal yapacağını söylemişti. Bu da Ertekin'in milli duygularını tahrik etmişti. Sonuç olarak bu gerekçeyle onu öldürdüğünü itiraf etti. Ancak çok ilginçtir ki, idama mahkum edilmesine rağmen, dört yıl hüküm giydi ve serbest bırakıldı. Ali Ertekin'in Ulusal güvenlik servisi ile bağlantılı bir kaçakçı olduğu da iddialar arasındadır. Bu iddialardan diğeri ise, Ertekin'in Sabahattin Ali'yi güvenlik servislerine teslim etmesi ve sorgu sırasında öldürülmesidir. Ne yazık ki Sabahattin Ali'nin ölümünün perde arkası, bugün bile hala gizemini korumaya devam etmektedir.

Edebi kişiliği

Böylesine sansasyonel bir hayatı olan yazarın edebi hayatı da elbette yaşamının etkilerini taşıyacaktı. Cumhuriyet döneminin yazarlarından olan Sabahattin Ali, yazarlık kariyerine ilk olarak şair olarak başlamıştır. Şiir, hikaye, roman ve oyun eserleri de yazan yazar, aynı zamanda çeviriler de yapmıştır. Şiirlerini halk dilinde ve hece ölçüsüyle kaleme almıştır. Ardından da öyküleri ve romanları gelmeye başlamıştır. Eserlerinin içeriği, genel itibari ile Anadolu insanının yaşamını konu alır. Hayatı boyunca toplumsal eşitsizliklere karşı durmuş, aydın kesimin köylü kesimi küçümsemesine tahammül edememiştir. Hatta romanlarında da bu konuları irdelerken karakterlerinin üzerinden insanların bireysel yaşamlarının ardındaki toplumsal sorunları aktarmıştır. Yazı dili canlı ve sürükleyicidir. Üslubu etkili, tasvirleri fazlasıyla kuvvetlidir. Genel tabirle toplumsal gerçekçilik teması üzerine yazmıştır. Realist bakış açısıyla kaleme aldığı eserlerinde, natüralist akımın tatlarını almak da mümkündür.

En bilindik eserlerine kısaca bir göz atalım.

Kuyucaklı Yusuf

Kuyucaklı Yusuf, yazarın 1937 senesinde yayımlanan ilk romanıdır. Toplumsal gerçekçiliğin ön plana çıkarıldığı bir kurguyla yazılmıştır. Aynı zamanda, Türk romanının bu türde yazılmış ilk başarılı örneği olma özelliğini de taşır. Yazarın Aydın'da hapishanede geçirdiği tutukluluk hayatından esinlenerek ortaya çıkardığı bu eser, eşkıyalar tarafından ailesini kaybeden Yusuf'un acıklı hikayesini anlatır. Üstelik romanda sıklıkla Anadolu insanının yoksulluğundan, bürokrasi tarafından nasıl ezildiklerinden söz eder. Sonuç olarak, batılılaşmanın yanlış anlaşılmış olmasının konuya aktarımı kusursuz olan bir eserdir.

İçimizdeki Şeytan

Bu roman İkinci Dünya Savaşı arifesinde İstanbul'da yaşanan olaylara ışık tutar. Kitap genel anlamda otobiyografik karakterle kaleme alınmıştır. Sanat çevresinde ve üniversite öğrencileri arasında yaşanan siyasi ve sosyal fikir ayrılıklarını ele alan roman, aynı zamanda etik yozlaşmaları da inceler. İçimizdeki Şeytan; gerçekleri bildiği halde, bunu savunmaktan korkan bir aydının, yalnızlığının ve kendini bulma sürecinin iç çatışmalarını ele alır. Aynı zamanda yazar, tüm bunları ana karakter Ömer'in yaşamıyla okura aktarır.

Kürk Mantolu Madonna

İçimizdeki Şeytan'la benzer tarzda yazılan roman, çağdaşlık çatışması içinde bulunan aydın bir adamın kendi çelişkilerini, içsel konuşma teknikleriyle aktarır. Bununla birlikte kitabın kurgusu, romanın ana karakteri Rauf Efendi'nin aile fabrikalarında çalışmak üzere eğitim almak amaçlı Berlin'e gitmesiyle başlar. Kısacası kitap ressam Maria Puder'le aşk yaşamaya başlayan Rauf Efendi'nin yaşadığı romantik ilişkiyi anlatır.

Diğer eserleri

Sabahattin Ali'nin bu üç büyük romanı dışında; Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni dünya ve Sırça köşk adlarında beş hikaye kitabı daha vardır. Bunun yanında, şiirleri de kitap haline getirilen yazarın şarkı formuna dönüştürülmüş bazı şiirleri de mevcuttur. Zülfü Livaneli'nin seslendirdiği Leylim Ley, Sezen Aksu'dan dinlediğimiz Çocuklar Gibi, yine Sezen Aksu'nun sesinden dinlemeye aşina olduğumuz Dağlar Dağlar bunlardan sadece birkaçıdır. Hepimize tanıdık geldi değil mi?

Değerli okurlar, sizler için hazırladığım Sabahattin Ali yazımı sonlandırırken yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle aşağıya sevdiğim bir alıntı bırakıyorum. Sizler de Sabahattin Ali'nin en sevdiğiniz sözlerini yorumda benimle paylaşırsanız sevinirim.

Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku. Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz. Sabahattin Ali

Kitaplarla kalın.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum