Kitap & Edebiyat

Sarı Kapaklı Gerçeklik: Jose Saramago Dosyası


Emine Aydın Albayrak 19 Eylül 15:29

Biraz da büyülü gerçeklik diyor ve Jose Saramago dosyası açıyorum. Büyülü gerçeklik deyince aklımıza ilk önce Latin Amerikalı yazarlar geliyor sanki. Ama bence Saramago bu işi en iyi yapanlardan. Üstelik bunu yaparken neredeyse hiç satır başı kullanmıyor, karşılıklı konuşmaları sadece virgülle ayırıyor. Adı olmayan karakterleri fiziksel özellikleriyle tanımlıyor. Bazen de birbirleriyle olan bağlantılarıyla… Biz de bu karmaşada konudan kopmadan akışta kalmaya çalışıyoruz. Okurken yoruluyor, zorlanıyor ve başladığımız güne lanet ediyoruz. Bittiği anda ise mazoşistçe bir duyguyla yeni bir Saramago kitabına sarılıyoruz. 

2019’un sonlarında hayatımızı alt üst eden pandemiyle birlikte daha bir tanır olduk Jose Saramago’yu. Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan sarı kapaklı kitapları bütün kitapçıların en çok satanlar rafında kaldı uzun süre. Çünkü 1995 yılında yazdığı Körlük romanı, adı bilinmeyen bir ülkede başlayan bir körlük salgınını anlatıyordu. Körlerin, körlerle temas edenlerin karantina süreçleriyle; çöken sağlık sistemleri ve ne yapacağını bilemeyen yöneticilerle; bu karmaşadan nemalanmaya çalışan insanlarla adeta Covid 19 pandemisini yaşatıyordu okurlarına.

Neden kör olduk, Bilmiyorum, belki bir gün nedenini öğreniriz, Ne düşündüğümü söyleyeyim mi sana, Söyle, Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler.

Körlük

Körlük

Sarı ışık yandı…

Beyaz körlük salgını trafikte ışık bekleyen bir adamın kör olmasıyla başlıyor. Kitap boyu da kendisinden ilk kör olarak bahsediliyor. Ardından temas ettiği herkes sırayla kör oluyor. Salgının fark edilmesi uzun sürmüyor. Derhal kör olanlar ve temaslılar ayrı ayrı karantinaya alınıyor. Ama ne kadar hızlı davransalar da ülkeyi ele geçiren körlük salgınına engel olamıyorlar. Saramago olay örgüsündeki kaosu, kendi yarattığı dilbilgisi kaosuyla harmanlayarak müthiş bir edebi dil çıkarmış ortaya. Okurken kalbiniz sıkışacak. Ama bittiğinde derin bir nefes alacaksınız.

Aynı isimle 2008 yılında sinemaya da uyarlanıyor Körlük. Kitabı okumadan filmi izleyenlerin, kitabı okuduktan sonra izleyenlerden daha çok beğeneceğine eminim. Fernondo Meirelles tarafından beyaz perdeye aktarılan film, özellikle oyunculuklarıyla oldukça başarılı. Ama Saramago müthiş bir kalem. İzlerken aynı heyecanı duyamayacağınızdan da eminim. Yine de önce okumanızı sonra izlemenizi tavsiye ederim. Hem kitap hem film hafızalarda yer etmeyi hak ediyor. 

Görmek

Hükümetin derhal başka bir şehre çekilmesi ve oranın ülkenin yeni başkenti olması, burada bulunan bütün askeri birliklerin geri çekilmesi, bütün polis birliklerinin geri çekilmesi, bu radikal eylemle asi şehir kendi başına bırakılmış olacak, kutsal ulusal birlikten ayrılmanın ne olduğunu anlamak için gereken zamana sahip olacak ve tecride, haysiyetsizliğe ve aşağılanmaya daha fazla dayanamadığında, içerideki yaşam bir kaosa döndüğünde, bu durumda, şehrin suçlu sakinleri bağışlanma talebiyle başları önlerinde bize geleceklerdir. Başbakan etrafına bakındı, benim planım bu, dedi…

Görmek

Körlük salgınından birkaç yıl sonra, aynı adı bilinmeyen ülkede yeni bir kaos yaşanıyor. Ülkede yapılan seçimlerde neredeyse yüzde yüze yakın bir oranla boş oy kullanılıyor. Bu boş beyaz oy pusulalarının beyaz körlükle bir bağlantısı var mı? Gördüğü halde göremeyen körler uyanıyor mu? Büyük kötülükler büyük çareler gerektirir mi? Yönetimsizlik kaos getirir mi? Tüm bu soruların cevabını da Görmek kitabında alıyoruz. Tabi ki yine o bildiğimiz Saramago tarzıyla. 

Ölüm bir varmış bir yokmuş

Ertesi gün hiç kimse ölmedi.

Daha önce başladığı cümleyle biten bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. 236 sayfalık bir girdaba mı giriyorum düşüncesi, kitabın arka kapağını okuduğunuzda sizi ele geçirmiyor değil. Yanlış da sayılmaz aslında. Bir gün hiç kimsenin ölmediğini düşünün. Ne yoğun bakımda, ne trafik kazalarında, ne de kalp krizlerinde bir kişi bile ölmüyor. Sağlık sistemi yine çöküyor. Nasılsa ölmeyecek diye insanlar hastanelere alınmıyor. Ciddi bir nüfus artışı yaşanıyor. Ölümden beslenen mesleklere ihtiyaç kalmıyor. Fakat inanç sayesinde meraklı ruhları etkisiz hale getirecek bir din sistemi de kalmıyor.

Sonra bir gün insanlar yeniden ölmeye başlıyor. Ama bu defa da ölmeden bir süre önce haberleri oluyor. Bu da bambaşka bir kaos ortamı yaratıyor. 

Ölüm üzerine kafa yoran, ölümden korkan, ölümü merak eden herkesin okuması gereken bir kitap Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş. Edebi dil ve dilbilgisi yine bir Saramago klasiği. Okuması zor, diyalogları takip etmek zor. Ama finaldeki hazzınıza inanamayacaksınız.

Bu sarı kapaklı Saramago üçlüsünü hala okumadıysanız lütfen acele edin. Yazdığım sıra, yazarın da yazdığı sıra aynı zamanda. Bu sırayla okumanız tavsiyemdir. Sonuçta biraz da büyülü gerçeklik, öyle değil mi?

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum