Gündem

SEBEP & SONUÇ İLİŞKİSİ: BİLEK İLE KÖTEK


Onur Nurdoğan 9 Aralık 07:34

Bugün göğüs dekoltemde ‘’iyi ki’’ dediklerim var. ‘’İyi ki almışım’’ demediğiniz bir ürün yahut hizmet var mı son zamanlarda? ‘’İyi ki almışım telefonu, baksana fiyatı ne olmuş!’’, ‘’Allah'tan 15 kutu deterjan almışım; fiyatı iki katına çıkmış!’’ Enflasyonist ortama ayak uydurmaya meyilli birçok insan olduğunun şu günlerde farkına varmışızdır herhalde. Ekonomi sıkıntılı, her şeye deli gibi zam geliyor, bir somun ekmek 4 lira olmuş. Kepengi kapatıp gidecek noktadayız ancak bir yerlerden fırsatlar çıkabiliyor.

‘’TCMB, Kasım ayında da politika faizini indirmiş olmasına rağmen bankalar tüketici kredi faizlerini neden artırıyor?’’ diye sorular insanların aklında dolanmakta. Kabaca değinmek gerekirse, Merkez Bankası’nın belirlediği politika faizi kısa vadeli bir faiz. Tabii ki bankaların tüketici kredi oranları için önemli bir belirteçtir fakat tüketici kredi faizini, piyasanın kendisi belirler. Piyasa, enflasyonda artışın devam edeceğini, buna bağlı olarak faizlerin orta-uzun vadede bu mertebelerde kalmayacağını öngördüğünden ve CDS denilen ülke risk priminin 560’lara çıkmış olmasından ötürü -Kasım ayında düşen politika faizine rağmen- neredeyse tüm bankalar tüketici kredi oranlarını artırdı. Peki, mevduat faizleri neden politika faizi düşüşünden etkileniyor? Çünkü mevduat faizleri de kısa vadeli faizler. Ortalaması 40-50 gün civarında.

Faiz sebep, enflasyon sonuç değil; maaş sebep, enflasyon sonuçtur.

Gelin, 6 ay süresince geçerli olacak bir simülasyon yapalım. Ülkedeki çalışan kesimin tamamının aylık gelirini asgari ücret düzeyine indirelim. SGK ve hatta Bağ-Kur’a bağlı olanlar dahil. Nitekim, asgari ücretin üzerinde maaş alanlardan, yahut asgari ücretten fazla aylık geliri olanlardan yapacağımız tasarrufla çalışmayan kesime de istihdam sağlayalım ve ülkede işsiz kalmasın. Tüm kurum, kuruluş, şirket, market, manav, bakkalı vesaireyi de devlet yönetsin! Herkesin gelirini eşit yaparak insanların alım gücünü bir mertebeye çıpalamış olduk mu? Olduk!

Gelgelelim giderlere… Velev ki, beyaz peynir almaya niyetlendiniz ancak kilosu 80 lira. Bir alamıyorsunuz, iki alamıyorsunuz; mecburen satıcı, yani devlet fiyatını düşürecek, kar marjı oranları piyasa isteği doğrultusunda azalacak. Yahut düşük kaliteli, sağlıksız beyaz peynirlere ‘’merhaba’’ diyeceğiz. Sıfır kıyafetler yerine ikinci el kıyafetlerin alışverişi önem kazanacak. Ancak 20 yaşındaki otomobiller alım gücümüze denk gelecek. Böyle böyle tüm gider kalemlerindeki azalış, enflasyonun gözle görülür derecede düşmesine vesile olacak. Daha fazla detayda boğulmayalım ancak kulağa hoş geliyor değil mi? En azından içinde bulunduğumuz ortamdan daha iyi bir ortam yaratmış olur muyuz 6 aylığına?.. 6 ay sonra durum değerlendirmesi yaparız. Halk böyle bir yaşamı hak ediyor, bu denemesi yapılan hayat biçimi sürdürülebilir ve makul görünüyorsa devamına, aksi düşünülüyor ve bu deneme sürecinin devamı ülkemizi bilmem kaç sene geriye götürür görüşü hakim olursa da rafa kalkmasına karar veririz. Nush ile uslanmayanın hakkı tekrir, tekrir ile uslanmayanın hakkı kötektir. Bi’ kötek lazım sanki?

Bi’ kötek gelmezse bilek hareketleri gelmeye devam edecektir.

Nasıl mı? Gelin bir de ''bilek hareketi'' örneği hazırlayalım. Birkaç tespit yaptıktan sonra bu tespitlerle ilgili maddelerin yer aldığı sepete el atalım…

1-) Konut fiyatları uçtuğu için insanlar yaklaşamıyor. Paralelinde kira fiyatları da alıp başını gittiği için kirada oturanlar da alıp başını bir yere gidemiyor. Gideyim dese muadil bir evi 2,5-3 katına bulması muhtemel olabilir mi?

2-) İnsanlar evine eşya almaz oldu. Şu dönemde yatak odasını yenilemek isteyen kaç kişi bulabilirsiniz? İnsanlar bulaşık deterjanındaki pahalılıktan dolayı bulaşık makinelerini çalıştırmaz oldu mu mesela? Tuvalet kâğıdı kullanımında gözle görülür bir düşüşten söz edebilir miyiz?

3-) 4-5 sene önce ayda kaç kez restorana/lokantaya gidiyordunuz? Ya şimdi?.. Yahut otellerde konaklama sıklığınız değişmiş olabilir mi?

Bu yoruma dayalı tespitler doğrultusunda TÜİK’in Aralık ayında açıkladığı tüketici enflasyonuna ufak bir bilek hareketi yaparak başlıyoruz.

Tablolardaki turuncu renge boyalı ‘’konut’’ kaleminden %4, ‘’ev eşyası’’ ile ‘’lokanta ve oteller’’ kaleminden %2 ağırlığı düşürüp, sıkıntı çekmekten harap olan vatandaşın ‘’alkollü içecekler ve tütün’’ tüketiminin arttığı; ayrıca dertlerini eşine, dostuna pandemiden dolayı telefonda daha fazla anlatır hâle geldiği düşüncesiyle yeşil renge boyalı kalemlerin ağırlığını artırıyoruz. Ne tesadüftür ki, ağırlığını azalttığımız kalemler son 1 yılda en fazla artış gösterenlerden olurken, ağırlığını artırdığımız kalemler de son 1 yılda en az artan başlıklar olmuş! Sonuç?.. Enflasyonu %20’nin altına düşürebiliyoruz!

Ne kadar düştüğünü ifade etmemiş ancak ‘’kalıcı saat uygulamasıyla insanlardaki kaygı, stres ve depresyon azalıyor’’ demiş Psikiyatrist ve Psikolog Enerji ve Tabii Ki Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez. Bu tespitin ortaya çıkışı, bir analizin sonucu olsa gerek fakat aklıma takılan birkaç soru var:

1-)Analizi hangi kurum yaptı? Aynı analizi TÜİK’ten de talep edip, her iki sonucu mukayese edebilir miyiz?

2-)Sabahın kör karanlığında okula, işe gitmek için evden çıkanların ruh hâlinin tespitinde hangi metotlar kullanılmıştır? Bir örnekle açıklayabilir misiniz?

3-)Analizde bilek hareketi yapılmasına gerek kalmış mıdır?

‘’Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz’’

Demiş Necip Fazıl Kısakürek. Demiş işte... Diyenleri yad ettiğimiz günler… Alım gücünün artık gidilen restorandan değil, çocuğunun Lego’sunu sosyal medyada paylaşarak gösterildiği günlerdeyiz... ''İyi ki Türkiye’de yaşıyoruz'' diyemediğimiz günlerdeyiz…

Velhasıl; bilek hareketi sebep, kötek sonuçtur.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum