Aktüel Sağlık

Sosyal Fobi Tedavisi: Mavi Hap Mı Kırmızı Hap Mı?


Konuk Yazar 24 Kasım 13:48

"Sosyal fobi tedavisi için mavi hap mı yoksa kırmızı hap mı?" mevzusuna girmeden evvel, sosyal fobiyi biraz açayım da aynı şeyden bahsediyor olalım. Uçak fobisi deyince nasıl ki uçaktan korkmak anlaşılıyorsa, sosyal fobi için de benzer bir anlayış yeterli ve makul. Yani “sosyal” ortamlardan orantısız düzeyde korku duymak... Bu, sınıfta parmak kaldırıp soru sormak da olabilir (bir anda bütün gözler üstünde!), biriyle tanışma buluşması da olabilir (saçmalarsam, yüzüm kızarırsa?), bir toplantıda konuşma yapmak da olabilir (sesim titreyecek, karıştıracağım ve herkes bana gülecek!). 

Örneklerden de anlaşıldığı üzere sosyal fobisi olan birinin temel varsayımı “başkaları kadar iyi olmadığıdır" dersem herhalde çok iddialı bir laf etmiş olmam. 

Kaygılanacağım, kaygım belli olacak. Ne kadar da ezik biri, diyecekler.” 

“Sunumda sesim titreyecek ve herkes bana gülecek.” 

“Kızla konuşurken saçma bir espri yapacağım ve içinden benim aptal biri olduğumu düşünecek.”

Nitekim temel varsayım, diğerleri kadar iyi olmadığı. Bununla gelen kaygı ve sonrasında da ya yine kaygılanırsam kaygısı ile başlayan kısır döngü.

Peki terapide nasıl bir yol izlemek lazım?

Mavi hap mı kırmızı hap mı?

Sosyal fobiye yaklaşırken bazı terapi ekolleri, gaza getiren ama gazdan başka bir şey katmayan ve gazı hemen kaçan kişisel gelişim konuşmaları size kırmızı hapı vaat edebilir: “Nereden çıkarıyorsun kusurlu olduğunu, sen gayet iyisin. Gayet güzel konuşuyorsun. İçindeki enerjiye güven ve oraya çık güzelce konuş. Hiçbir hata yapmayacaksın, tam tersi hayran kalacaklar sana! Sen aslansın, sen kaplansın!” 

Bir bakıma iyi gibi duruyor. Nihayetinde hepimiz severiz gaza gelmeyi. Yetersizlikle beraber gelen rahatsızlık hissi, refleks olarak kurtulmak istediğimiz tatsız bir histir. Bu yüzden Alamut Kalesi gibi bir ortamda alacağımız kırmızı hap bizi bir miktar götürebilir. Ama burada şöyle bir tuzağa düşeriz: "Sen iyisin, yeterlisin, sen var ya sen manyaksın manyak!" diye gaza getiren kırmızı hap, aynı zamanda şu varsayımı beslemeye devam eder: Hata yapmaya, kusura, salak durumuna düşmeye, utangaç görünmeye sıfır tolerans (Hadise'ye selamlar)! Hatasız olmayı dikte edip duran bir yöntem ne kadar insanca? Hatasız kul olmaz! (Orhan Gencebay?)

Baksanıza, “gayet güzel çıkıp konuşacaksın.” dedi size diyelim. Peki ya azıcık da olsa, dışarıdan anlaşılmayacak derecede de olsa sosyal fobiniz yeniden kendini gösterdi. Ne olacak? Başa döneceksiniz, evet. “Olmuyor işte. Yapamadım.” Gitti o kadar umut, gitti o kadar özgüven…

Mavi hap ne vaat ediyor?

Mavi hap size gerçekliği vaat ediyor. Hayatın tam ortasında tüm çıplaklığıyla duran gerçekliği. Gazla, ayar vermekle gelen yalancı iyilik halini değil... Çünkü başta bahsettiğim temel varsayımdaki yanlışlığa odaklanıyor. 

Biliyoruz ki sosyal fobisi olanlar kendilerini kusurlu görme eğilimindeler. Ama bu cümlenin biraz genişletilmesi lazım. O yüzden şöyle diyeyim: “Sosyal fobisi olanlar, kendilerini başkalarından daha kusurlu görme eğilimindeler ve buna karşı toleransları yok. Kendilerine karşı acımasızlar."

Mavi hap da diyor ki “senin de herkes kadar aptal durumuna düşme, saçmalama, heyecanlanma hakkın var.” Yani “Hata yapmayacaksın demiyorum, sesin titreyecek. Ama nasıl ki sen; bir başkası çıksa ve sesi titrese ya da heyecanlansa onu ezik olarak etiketlemeyeceksen, sadece biraz heyecan yaptı diyeceksen mevzu kendin olunca da böyle merhametli ol.” Aslında hepsinden öte şunu söylüyor:

“Diğerlerine toleranslı olduğun kadar kendi kusurlu tarafına karşı da toleranslı ol.”

Seanslarda bu düşünüş tarzını paylaştıktan sonra şunu duyuyoruz: “Yani geçmeyecek mi? Bi dakika ya! İyi de o zaman neden terapiye geldim? Bu düşünce ne katacak bana?” Bu düşünce size şunu katacak: Kendinize karşı toleranslı olunca, saçmalayan tarafınıza, çekingen tarafınıza ya da adı her neyse ona yer açınca, artık kendinizi kabul etmiş oluyorsunuz. Böylece “kaygı üzerine kaygılanmak” dediğimiz kısır döngüye düşmüyorsunuz. “Ya yüzüm kızarırsa” diye endişelenirseniz, o endişe yüzünden vücudunuz kaygı düzeneklerini çalıştırır ve gerçekten yüzünüz kızarır. Tersi durumda ise, "Kızarırsa kızarsın artık, n’apayım yahu, canım sağolsun! Ben de böyleyim." demeye başladıkça ve bu mantığı yavaş yavaş oturttukça, kaygı üzerine kaygılanmayacak ve giderek daha rahat olmaya başlayacaksınız. Hemen geçmeyecek, tamam. Ama bir sonrakinde daha az, daha az ve daha az… Yavaş ve sağlıklı bir şekilde iyileşeceksiniz mavi hapla. İyileşme kalıcı olacak.

Ne dersiniz, mavi hap mı, kırmızı hap mı?

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum