Kitap & Edebiyat Gezi & Seyahat

STEFAN ZWEIG: BİR NOVELLA USTASI


Bazen hızlı tüketmek istersiniz. Üzerine çok düşünmeden keyifle izleyeceğiniz bir dizi, hızla sonuca ulaşacağınız bir kitap ararsınız. Mesela acıkmışsınızdır ama odaklandığınız his doyma hissidir. Nasıl doyduğunuzdan ziyade o hisse hızla ulaşmak istersiniz. Beyaz peynirli bir tost yemek gibi. Yapımı kolay, yemesi hızlı ve lezzetli. Sonrasında gelen bir rahatsızlık hissi yok. Oldukça da doyurucu. İşte tam olarak öyle bir okuma hissi gelir arada bana. Derin düşüncelere dalmadan hızla okuyacağım bir kitap ararım. İşte Stefan Zweig, böyle zamanlarıma eşlik eden yazarlardan. Gerçek bir novella ustası. Kısa, keyifli ve oldukça doyurucu kitaplarıyla her kütüphaneye girmesi gereken kalemlerden. Hala tanışmadıysanız Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat güzel bir başlangıç olabilir. Hızla okuyacağınıza eminim. Ama derin düşüncelere dalma konusu size kalmış. 

Bir kadının yaşamından yirmi dört saat

İnsanları yargılamaktan hoşlanmayan genç bir erkeğin gözünden anlatılıyor hikaye. Olay 1920’li yılların sonlarında Fransız Rivierası’nda geçiyor. Bir kadının, kocası ve iki kızını terk edip genç ve yakışıklı bir beyle kaçmasının ardından pansiyodaki diğer misafirler arasında ahlaki bir tartışma başlıyor. Antalatıcı, kaçan kadının bu denli yargılanmasına sert bir dille karşı çıkıyor. Kadına, sonradan pişmanlık duyacak bile olsa, gösterdiği cesaretten dolayı saygı duyduğu dile getiriyor. Onun bu yargılamayan tavrı, yirmi yıldır içten içe kendini suçlayan İngiliz bir hanımefendinin dikkatini çekiyor. Geçmişte yaşadığı ve hata olarak gördüğü yirmi dört saatlik aşk macerasını genç adama anlatarak rahatlamak istiyor.

İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir. Duyumlarını uyaracak ölçüde yakınlarında gerçekleşmeyen bir olaya ilgi göstermek pek içlerinden gelmez; ama aynı şey gözlerinin önünde, doğrudan duygularına dokunma mesafesinde gerçekleşirse, bu olay önemsiz bile olsa, hemen aşırı bir duyarlılık gösterirler. Böylelikle normalde nadiren görülen tetpkileriniölçüsüz ve abartılı denebilecek bir sertlikle telafi etmiş olurlar.

Stefan Zweig, anlatıcısının gözünden, ahlaki anlamda ikiyüzlü yaşayan aristokrat Avrupalıları ince ince eleştiriyor. Zaten kendi yaşamına da bakılırsa gerçek bir hümanist olduğu görülüyor. Viyana’da doğan ve Nazi baskısı yüzünden ülkesini terk etmek zorunda kalan Stefan Zweig, büyük bir aşkla bağlı olduğu ikinci eşiyle birlikte 1942 yılında Brezilya’da intihar ediyor. Edebiyat tarihinde iz bırakan eserleri kaleme almış olan yazar, intihar mektubunda Avrupa’ya, siyasi düzene ve insanlığa olan inancını ve umudunu yitirdiğini dile getiriyor. 

"Kolayca baştan çıkarılanlara" göre kendini daha güçlü, daha akıllı ve daha temiz hissetmek bazı insanlara haz veriyor olmalı.

Herkesin hayatına kimse karışamaz

İntihar etmiş yazarların yaşamları ve eserleri hep dikkatimi çekmiştir. Hayatı çok içselleştirmek mi umutsuzluğa sürüklüyor diye düşünüyorum bazen. Doyumsuzluk mu şımarıklık mı? Her ne sebeple olursa olsun bence çok büyük bir irade örneği. Stefan Zweig içinse, bunu eşiyle birlikte yapmış olması, bence çok daha büyük bir tutku. Belki tutkularıyla yaşayan bir insan olduğu için insanları yargılamaktan hoşlanmıyordu, bilemiyorum. Zaten toplumsal kurallar, ahlaki değerler bana biraz saçma geliyor. Bir başkasını kolaylıkla yargılayan insanlardan soğuyorum ve sosyal çevremde savaş açıyorum. Herkesin hayatına kimse karışamaz. açıklamasıyla sosyal medyayı yıllar önce sallayan adam gerçek bir filozof bence. Hayat bu kadar basit aslında.

Benim okuduğum Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat kitabı İş Bankası Kültür Yayınları’nın Modern Klasikler Dizisi’nden. Almanca aslından Mahmure Kahraman tarafından çevrilmiş. Bence oldukça başarılı. Bu dizide Stefan Zweig tarafından yazılmış pek çok kitap var. İlerleyen zamanlarda diğer kitaplarıyla da salı rutini yaparız belki.

German Bro's Coffee

Bu haftanın mekanı ise yine bir mahalle kahvecisi olan German Bro’s Coffee. Bu defa kendi mahallemin kahvecilerinden. Çakırlar’da bulunan mekan Alman tatlıları bakımından oldukça çeşitli ve lezzetli. İşletmecileri de hem güler yüzlü hem de çok ilgili. Bir kahve içmek için oturuyorsunuz, üç farklı tatlı ikram ediyorlar. Benim gibi kronik diyette olan bir insan için biraz zorlayıcı olsa da genel olarak oldukça nazik ve şık. Lavantalı ve lotuslu cheesecakeleri kesinlikle denemeye değer. 

Siz siz olun, mahalle kahvecilerinizi ihmal etmeyin. Sık sık ziyaret edin. Onlara destek verin. Küçük esnaf candır.

Saygılar...

Bu yazıyı kargala!
1 Yorum
Mehmet1905
Mehmet1905
14:18 @ 07.09.2022
Tebrikler gerçekten ??